​ Zehir Zıkkım İç / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '18

 
Kategori
Öykü
 

Zehir Zıkkım İç

Zehir Zıkkım İç
 

Cadıların kötü olduğuna inandıkları için yakıyorlardı. Bizans toprakları. Bir kadın son anlarına gelmişti. Kadının kardeşi ona her zamankinden biraz fazla zehir vererek dünyasının hayalden ibaret olduğunu ve acının geçiciliğine inanmasını sağlamıştı.

Kadın direğe bağlanmış ve etrafına odunlar yığılmıştı. Kadının kardeşi onun elini bırakmıyordu. “Zehir hemen etkisini gösterecek. Sen de kimse görmeden buradan uzaklaşacaksın.” Dedi.

Kadın “Nikola ben senin dediğini her zaman yaşadım. Ve şu an yaşamak üzereyim. Hadi ateşi yakmalarından önce beni çöz.”

Nikola sağına soluna baktı. Kardeşini yavaş davranarak bütün düğümlerini çözdü. Nikola “Hemen buradan git. Ve bir daha hiç karşılaşmayalım.” Kadın arkasına bakmadan koşarak uzaklaştı.

Metin abisi Hakan’a sordu. Sence bu zehir işi ne kadar doğru. Zehrin esrarengizliği yanında bünyeye hiç mi zarar vermez?”

Hakan “Bence bunda bir bit yeniği var. Koskoca Amerika’da ağır suçlu mahkumlara zehir zerk ederek infaz ediyorlar. Bildikleri bir şey var herhalde. İple infazı bırakıp zehre geçmek.” Dedi ekledi. “Bir şey daha. Para normal olaylar yaşamak için yeryüzünde bunu deneyenler vardır. Eminim. Demin okuduğum yazıda zehir çok az yani vücuda zarar vermeyecek miktarda alınmasından bahsediyor. Bu sürekli olduğu için vücut bağışıklık kazanıyor olmalı. Zarar vermiyor. Ben de uzun zamandır elma zehri kullanıyorum. İğnenin ucu kadar az miktarda.”

Metin “Bak bunu bilmiyordum. Annem duymasın. Seni tefe kor.” Dedi sordu. “Ben senin şimdiye kadar para normal bir olay yaşadığını hiç görmedim. Var mı böyle bir şey. Anlatsana.”

Hakan “Hiç olmaz olur mu. Yaşıyorum ama sana anlatmadığım için bilmiyorsun.” Dedi devam etti. “Bir gün çok paraya ihtiyacım oldu. Kendime giysi alacaktım. O gün uyandığımda belki giyside indirim yapabilirim diye evden çıktım. Dükkan sahibinden istediğim giysiyi aldım. Paramı cebimden çıkarıp giysinin fiyatını sordum. Adam söyledi. Param yetmiyordu. Gayri ihtiyari bir hareket yapıp gömleğimin cebine baktım. O da ne. Tam ihtiyacım kadar para var. O paranın cebime nasıl girdiğini bulmaya çalıştım. Nafile. Giysimin parasını ödeyip dükkandan çıktım.” Dedi sordu. “Söyle bakalım ondan sonra ne oldu. Aklıma geldi. O para borç verdiğim arkadaşımın bana geri ödemesiydi. Yani o parayı bir hafta cebimde taşımışım. Onun cebimde olduğunu unutmuşum.”

Metin “Bir zehir içeceğine başka bir şeyleri içmeyi dene bence.”

Hakan “Bu yöntemi orta çağda saraylarda krallar denermiş. Önceden alıştıkları her gün minnacık içtikleri zehir ile bir zehirleme suikastından çok az zararla çıkarlarmış.”

Metin “Abi senden korkulur. Belki sen ilk zehri aldığın an öldün. Ve senin mezarlıkta nerede yattığını bulman gerekiyor.” Dedi ekledi. “Eğer kendi mezarını bulmaya çalışırsan boşuna ümitlenme. Paralel boyutların kuralları var. Bir insan asla kendisi ile karşılaşmaz.”

Hakan “Bende biliyorum. Ama dikkat edersen günde en az beş veya on defa paralel boyut değiştiriyoruz. Boyut değiştiren vücutlarımız değil. Transferi kolay olduğu için boyut değiştiren ruhumuz oluyor. Yani oradaki vücuda nakil oluyoruz.”

Metin “Neyse seninle konuşurken unuttum. Arkadaşlarla buluşacaktım.” Dedi. Koltuğundan kalktı. “Bir şey daha. Okuduğun kitabın adı neydi?” diye sordu.

Hakan “Orta Çağ Mistisizmi. Yazarı Murtaza diye biri.”

Metin bu konuşmadan sonra evden çıktı. Hakan ise bu günlük alacağı zehrin yanına gitti. Şişenin kapağını açtı. Dikiş iğnesini içine batırdı. Sonra iğneyi diline değdirdi. Ardından bir bardak su içti.

Heyecanlanmaya başladı. Bu ilk önceleri ölecek miyim heyecanlarıydı. Sonraları bu değişmişti. Şimdi daha az heyecanlanıyordu. Ama yaşadığı gizem onu keyiflendiriyordu.

Saat on beş civarlarıydı. Hakanı biri cepten aradı. Arkadaşıydı. Onu çağırıyordu. Beraber bara gideceklerdi. Şu an barın çok kalabalık olacağını ve kızlarla dans etmeyi kaçırmamaları gerektiğini söyledi. Hakan “Hemen geliyorum. Beni otobüs durağında bekle. Oradan beraber gideriz.” Dedi.

Bar hınca hınç doluydu. Yüksek volümlü müzikten dolayı kimse birbirileri ile konuşmuyordu. Müzik bir anda kesildi. Tepede yanıp sönen bar ışıklarının yerini normal yanan lambalar aldı. Bir çalışan mikrofona doğru “Arkadaşlar kimlik kontrolü var. Panik yapmayın.” Dedi.

Polisler tek tek müşterilerin kimliğini kontrol ediyordu. Üzerinde kimlik çıkmayanlar kenarda bekletiliyordu. Bekleyenler arasında Hakan’da vardı. Polisinin biri yüksek sesle “Eğlencenize devam edin. Bu kadar.” Dedi. Kimliksiz müşterileri dışarıya çıkardılar. Boş olan polis minibüsüne bindirdiler.

Emniyetteydiler. Önce bardan gelenlerin kollarına baktılar. Çoğunun kolları temizdi. İğne izi yoktu. Bu onun uyuşturucu kullanmadığı anlamına geliyordu. Hakan’ın koluna baktılar. O da temiz çıktı. İfadeler alındıktan sonra müşteriler serbest bırakılıyordu. Sıra Hakan’a gelince bir polis onun kolundan tuttu. Boş bir sandalyeye oturttu. “Sen kal burada.” Dedi.

Herkes gidince ifade alan polis “Demek ismin Hakan. Soy ismin bana tanıdık geldi. İsmail Arsuz senin neyin olur?”

Hakan “Benim amcam olur. Şu an bölge trafikte çalışıyor.”

Polis “Karnın açsa sana bir şeyler ısmarlayayım. Biz açız. Sana da yediklerimizde söyleriz.” Dedi odadan çıktı.

Akşam Hakan evindeydi. Kardeşi Metin’in sokaktan gelmesini bekliyordu. Tam ona telefon edecekti ki kapı zili çaldı. Kapıyı annesi açtı. Hakan hemen Metin’in önüne çıktı. Tam bir şey söyleyecekti ki Metin “Sormayın başıma gelenleri. Kız arkadaşlarımız ile geziyorduk. Kız arkadaşın birinin abisi görmüş bizi. Onunla kavga etmemek için akla karayı seçtik.” Dedi. Hakan’a sordu. “Söyle bakalım sen ne yaptın?”

Hakan “Bardaydım. Polis geldi. Kimlik kontrolü yaptı. Bazılarımızı emniyete götürdüler. Plisin biri beni soy ismimden tanıdı. Kalmamı söyledi. Emniyette ziyafet çektik.” Dedi devam etti. “Ama barda içtiğim biralar yüzünden kafam hala sarhoş.”

Anne araya girdi. “Zehir zıkkım için emi.” Diye kızgınlığını dile getirdi.

Hakan “Anne ben zehir de içtim.” Tam Metin araya girecekti ki Hakan elini dudağına götürüp sus işareti yaptı.

Anne bu gizli kapaklı hareketin farkına varıp “Yoksa Hakan gerçekten zehir de mi içtin?” diye sordu.

Hakan saklamaya gerek kalmadığını anladı. “Ben zehri iğne ucu kadar içiyorum. Abartacak bir şey yok.” Deyince annesi dik dik ona baktı. Konuşmadan mutfağa geçti. Hakan meseleyi hallettiği için derin bir oh çekti.

Tuna M. Yaşar.

 

 
Toplam blog
: 235
: 350
Kayıt tarihi
: 14.09.10
 
 

1973 Karabük doğumluyum. Üniversite uluslararası İlişkiler mezunuyum. Arkeoloji ve okültizm ilgi al..