- Kategori
- Kültür Turizmi
Zeugma'lı Çingene Kızı
Sergilenen mozaiklerin sayısı ve zenginliği ve kapladığı alan açısından haklı olarak dünya birinciliğine soyunan Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Zeugma mozaikleri arasında öyle biri var ki, özellikle anılmaya ve üzerinde durulmaya değer. “Çingene Kızı” adını taşıyor bu mozaik. Müzeyi gezen herkesin görünce büyülendiği bu gizemli mozaik, daha şimdiden sempatik tebessümü, insanın içine işleyen gülüşü ile ve hep bakana bakan benzersiz ifadesiyle müzenin simgesi olmuş durumda. Ünü sınırlarımızı çoktan aşmış durumda.
Hüzün dolu ifadesi, bin bir anlam taşıyan hülyalı bakışları, gizemli görünümü ile Çingene Kızı, bakanı anında aşık ediyor kendine. Tarak değmemiş dağınık görünümlü saçları, oldukça çıkık görünen elmacık kemikleri ve etine dolgun yüzü ile “Çingene Kızı”, sergilendiği Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde tam bir çekim merkezi konumunda. İnsanlar onu soruyor, önünde el pençe divan duruyor. Müzegezerler, dakikalarca mozaik panonun önünde durup her yönden bu güzel kızı seyrediyorlar. Onu adeta ezberlerine alıyorlar.
İşin ilginç yönü siz nereye giderseniz gidin, nereden bakarsanız bakın kız da alıcı gözle size bakıyor. Göz teması denen olguyu bire bir uyguluyor. Çingene kızı sizi anında etki alanına alıyor. İlk bakışta efsunlanıyorsunuz. Yılan saçlı Meduza gibi taşlaştırmıyor, sizi duygu yükleyerek kendisine aşık ediyor.
ANLAMLI BAKIŞ
Çok anlamlı bakıyor Çingene kız,
Donuk değil gizemli bakışları,
Denizden yeni çıkmış balık bakışı, canlı, taptaze, dipdiri günlerce tezgahta müşteri beklemiş ölü balık bakışı hiç değil. Yürek yakan buğulu bakışlar onda, Sen nerede,onun gözleri de orda.
Yavuz Ali Sakarya, 20 Eylül 2011, Antalya
Hiç kimse, hiçbir yetkili, mozaiğin kime ait olduğunu, kimin tarafından yapıldığını bilmiyor. Bu konuda yorum yok, ama alıcı güzelliği ile sıradan biri olmak yerine bir prensesi, bir saraylıyı andırdığı kesin. Görünümü, güzelliği ile saraylara, krallara layık olduğu kuşku götürmez bir gerçek. İkinci yüzyıla tarihlenen mozaik panoyu yapan sanatkarın, mozaik ustasının işinin eri olduğu mozaik panonun her halinden belli. Küçük tesseralar kullanarak bir insan yüzüne bu kadar zengin bir ifade yüklemek her babayiğidin karı değil. Yalanım yok, kızın gözü hep sizin üstünüzde. Siz nereye yönelirseniz, üşenmiyor, sanki canlıymış gibi sizi gözleriyle takip ediyor. Bak bana, sev beni dercesine. Yüzündeki hüzünlü tebessüm pek de güzel yakışıyor güzel Çingene kızıne.
Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde 2 bin metrekarelik bir alanda sergilenen Zeugma mozaiklerinden bazıları konuları itibarıyla, Harbiye’den getirilen ve Antakya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen mozaiklerini andırıyor. Bazılarında aynı konu benzer biçimde ele alınıp işlenmiş. Bölge sanatçıları arasında bir dayanışma olma olasılığı oldukça yüksek. Zeugma zenginlerinin parasal boyutunu hesaba katmadan Antakya’dan usta getirdikleri ve evlerinin tabanlarını onlara döşettikleri akla yatkın gibi görünüyor. Aynı toprağın çocukları, aynı kaynaktan beslenip, benzer ürünler veriyorlar. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi?
Hassekhöyük, Çayönü ve Gordion gibi antik yerleşim yerlerinde mozaiğin ilk örneklerini üreten Anadolu insanı, aşama aşama onu geliştirerek Çingene Kızı mozaiğinde örneğini bulan mükemmelliğe, kusursuzluğa eriştirmeyi başarmış. İnsana sanata saygı adına, mozaik panoyu yapan ustanın önünde şapka çıkartmak gerekiyor gerçekten. Üstesinden geldiği paha biçilmez değerdeki sanat eseri ile panoyu yapan usta sanatçı, “Olmaz böyle bir şey!” dedirtiyor insana. Taş parçalarını yan yana getirerek onlara böylesi bir ifade zenginliğini kazandırmak zor iş. Atalarımız, bu toprakların bizden önceki sahipleri, bunları başarmışlar. Halı dokur gibi taşı dokumuşlar. Sanat adına içimizdekini okumuşlar.
“Çingene Kızı” adlı mozaik pano, Müzenin ikinci katında kendisine ayrılmış özel bir bölümde sergileniyor. Panoya ‘Mainad Mozaiği’ adını verenler de var. Bir labirent biçiminde tasarlanmış iç içe geçmeli bir odada, zifaf odasında damat bekleyen yeni gelin gibi, bütün saflığı, temizliği ve el değmemişliği ile konuklarını bekliyor. Bir hayat kadını edasıyla, bütün çekiciliğiyle ve kendinden, güzelliğinden emin bir biçimde kendisine ayrılan odada müşterilerini bekliyor.Bakımlı bir Anadolu kadını edasıyla karşımızda duruyor. Aşkı yaşamaya çağırıyor.
Zeugma kurtarma kazıları sırasında ortaya çıkartılan ve “Çingene Kızı” ya da “Yer Tanrısı Gaia” olarak tanımlanan mozaik panoda yer alan güzel kadının, Şarap Tanrısı Dionysos'un kadın müridlerinden biri, bir “Mainad” olduğu görüşü de ileri sürülmektedir. “Mainad”, içtiği şarabın verdiği tatlı şarhoşlukla Dionyzos şenliklere neşe ile katılan, orada çılgınca danseden, şarabın, dansın ve müziğin etkisiyle kendinden geçen, kontroldan çıkan esrik biridir. Mozaik panoda betimlenen kadın başının sol üst bölümünde göze çarpan ve asma yaprağını andıran şekiller, onun bir “mainad” olduğu şeklinde yorumlanmasına kanıt oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, asma yaprağı, üzüm, şarap ve bağcılık hep şarap tanrısı Dionysos ile ilişkilendirilmiş ve işlenmiş konulardır. Mozaik panoda betimlenen kadının saçlarını alnının üzerinden saran ve ensesinde bir topuzu andırır biçimde toplanan örtü ve oldukça iri görünümlü küpeler de, onun bir “Mainad' olduğunu gösteren diğer kanıtlar olarak değerlendirilmektedir.
Mozaiği ilginç kılan en önemli özellik, kadının göz bebeklerinin mozaik panoya yerleştirilmesinde gösterilen özen, ince işçilik ve ustalıktır. Mozaiğe hangi yönden bakarsanız bakın, panoda yer alan kadın figürü, aşağıdan yukarıdan sağdan soldan 360 derecelik bir açı ile devamlı size bakar. Kısacası gözünü sizden ayırmaz. Sevgisini, tebessümünü sizden esirgemez.
Aynı özelliği, Leonardo Da Vinci’nin “Mona Lisa” ya da “La jakond” adlı tablosunda da görmek mümkündür. Aradaki 1300 yıllık zaman farkını hesaba katmazsanız, birinin tablo olduğunu, boyalarla bu etkinin elde edildiğini, diğerinin taş parçaları ile oluşturulduğunu hesaba katmazsanız tabii. Hangisinin daha zor olduğuna varın siz karar verin.
Zeugma mozaiklerinin yapımında, bölgeye hayat veren, Zeugma antik kentinin de aslında varoluş ya da kuruluş nedeni olan Fırat (Euphrates) nehrinin hakkını da yemek olmaz bu anlamda. (Zeugma, bir Roma lejyonu olarak Fırat’ın iki yakasını bir araya getirmek ve bölgeyi kontrol altında tutmak amacıyla bugün bulunduğu yerde stratejik bir noktada, bir köprü başında kurulmuştur. Yeri rastgele seçilmiş değildir. YAS)
Zeugma mozaiklerinin hemen hepsi, Fırat Nehri'nden toplanan renkli doğal taşlar kullanılarak yapılmışlardır. Taşlar, daha doğru bir deyişle “tessera”lar, her biri 5-6 milimetre ebadında kesilerek yan yana dizilmiş ve mozaik panolar öylece oluşturulmuştur. Kökeni Sümerlere ve Anadolu’ya (Hassekhöyük, Çayönü ve Gordion’a) dayanan mozaik yapımında, mozaik ustası daha doğru bir deyişle mozaik sanatçısı, doğada bulamadığı renkleri örneğin açık maviyi, yeşilin açık ya da koyu tonlarını ve turuncu gibi renkleri camdan kesip renklendirerek kafasındaki panoyu renklendirmiş ve tamamlamıştır.
Zeugmadaki mozaik panoları yaratanlar arasında iki insanın adı ön plana çıkmaktadır: Samsatlı Zosimos ile Kointos. Bu insanlar, ürettikleri eserler ile kendi sanatlarını kendileri yaratmışlar ve adları günümüze kadar yaşayagelmiş.İşlenen konular ve benzerlikler incelendiğinde Antakya’dan gelen ustaların da Zeugma projesinde çalıştıkları düşünülmektedir.
Zeugma mozaiklerinde de işlenen konular, tıpkı Antakyadakiler gibi mitolojik konulardan oluşuyor ağırlıklı olarak. Zeugma ve çevresinde ortaya çıkartılan mozaik panolarda Anadolu kökenli olmakla, Lidya ovalarından gelmekle övünen Şarap Tanrısı Dionysos sıklıkla betimlenmektedir.
Gaziantep iline bağlı Nizip İlçesi yakınlarında yer alan ve Fırat (Euphrates) nehri kıyısında bulunan Zeugma antik kentinde kurtarma kazıları sırasında 1998 yılında ortaya çıkartılan ve yüzündeki bir çingene kızını andıran ifade nedeniyle sonradan "Çingene Kızı" adı verilen mozaik pano, çok kısa zamanda salt Zeugma’nın değil, Anadolu arkeolojisinin de simgesi haline gelerek, tanıtım amaçlı olarak posterlerde afişlerde hak ettiği yeri almıştır.
Çingene kızı, göz alıcı güzelliği ile bir randevu evinde çalışan ve özel müşterisi olan ayrıcalıklı bir kadın gibidir. Her gün müzeyi ziyaret edenler onun önünde durarak, kuyruk olmakta, gözlerini ondan alamaktadırlar.
Kazı heyeti tarafından “Çingene kızı” adı verilen mozaik pano, Zeugma antik kentinin Kelekağzı denilen yerinde 30-35 yıl kadar önce bölgeyi mekan edinen kaçakçıların rastgele açtığı antika eser bulmak umuduyla her tarafın köstebek yuvası gibi delik deşik edildiği bir alanda bulunmuştur.
Kaçak kazı yapan ve diğer birçok mozaik panoyu açarak, çeşitli figürleri parçalayan kaçakçılar, soygun sırasında nedense bu mozaik panoyu görmemişlerdir. Belki de basiretleri bağlanmıştır, kimbilir?
Etrafında yer alan diğer figürler bulunamadığı için bu figürün hangi mitolojik öyküye ait olduğu konusunda doyurucu bir yorum yapmak mümkün olmamıştır. Renkli görünümünden ve yüzündeki ilginç ifadeden dolayı "Çingene Kızı" adı verilerek müzede sergileniyor. Sanat değeri çok yüksek olan ve canlı renkler içeren mozaik, insan figürünün, bakışlarındaki hüzün ve esrar ile dah bir anlam kazanıyor.
Mozaiğin albenili görünümü, işlenişteki ustalık, bir bölümünün eksik olması nedeniyle dikkatlerin yüzdeki ifadede toplanması ve ilginin gözlere yoğunlaşmasından kaynaklanmaktadır.
Mozaikteki insan figürünün yer tanrısı “Gaia” (Not: Yer tanrısı Gaia, içinden tüm tanrı soylarının çıktığı ilk element (toprak) olarak kabul edilmektedir. Gaia, Olympos tanrılarına oldukça geniş yer ayıran İzmirli ozan Homeros'un epik şiirlerinde hiç yer bulamamasına karşın, antik dönem yazarlarından Hesiodos'un “Theogonia” adını taşıyan eserinde önemli bir yere sahiptir. Hesiodos, Gaia’nın, Khaos'tan hemen sonra doğduğunu, arkasından da aşk tanrısı Eros’un geldiğini söylemektedir. Gaia, bir başına (hiç bir erkek unsurun yardımı ve katkısı olmaksızın) önce çevremizi saran Gök'ü (Uranos’u) ve Dağları, daha sonra deniz unsurunu erkek kişiliğinde barındıran Pontos'u dünyaya getirmiştir. Uranos yani Gök doğduktan sonra, onunla ilişkiye giren Gaia’nın doğurduğu çocukların hepsi birer tanrı ya da tanrıça konumuna girmişlerdir. Başlangıçta adları Okeanos, Koios, Krios, Hyperion, İapetus ve Kronos olan altı “titan” ve yine adları Theia, Reia, Themis, Mnemosyne, Phoibe ve Tethys olan altı “titanid” dünyaya gelmiştir. Titanidler dişi tanrısal varlıklardı. Titanlar kuşağının en genci Kronos adını taşıyordu. Ardından, adları, Arges, Steropes ve Brontes olan Kykloplar meydana geldiler. Bunlar, yıldırımlara, şimşeklere ve gök gürültüsüne hükmeden güçlü ve tanrısal varlıklardı. Ve nihayet tanrı Uranos'un aşklarından Kottos, Briareus ve Gyges adlarını taşıyan yüz kollu Hekatogher’ler dünyaya geldi. Devasa büyüklükte olan bu varlıklar şiddet yanlısı tavırları ile söylence dünyasında ön plana çıktılar. YAS) olduğunu savunanlar olduğu gibi, onun kadın olmayıp, erkek olduğunu, hatta daha da ileri giderek onu Makedonya imparatoru Büyük İskender olduğu görüşünü ileri sürenler de bulunmaktadır.
Benim Zeugmalı Çingene kızıne olan aşkım onun ilk resimlerini çarşaf çarşaf gazetelerde gördüğüm günlerde başladı. Aşk ateşi yüreğime o günlerde düştü. Sonra Müzede sergilenirken gördüm onu defalarca. Sevda yüreğime bir yerleşti, pir yerleşti. Bir kere görün sizler de bana hak vereceksiniz.
Zeugmalı Çingene Kızı
Bir Çingene Kızı’na vuruldum Zeugma’da
Aklımı başımdan aldı o alımlı güzel
Gözüm gönlüm açıldı onu görünce
Nerden bakarsam bakayım çalımlı kıza,
İki gözü hep benim üstümde.
Aklım Çingene Kızı’nda kalsın istemedim,
Mozaikteki Zeugma’lı Çingene Kızı, Aldım, “kuma” getirdim evime. Zevkle astım, Çingene Kızı’nın resmini duvara,
Hem o, hem ben, hem de seyredenler sevine.
Yavuz Ali Sakarya, 26 Ocak 2005, Antalya