- Kategori
- Yoga / Meditasyon
Zor ama...

"Direnme, bedenini gevşet, her nefes verişinde biraz daha gevşe. Nefes al, nefes verirken bedeni biraz daha bırak ve teslim et yerçekimine."
Geçen hafta derslerimde yin ve yang enerjilere odaklandığımdan bahsetmiştim. Yin ve yang... Hayatın dengesi... İkisellik (dualite)… Bir yoga dersinin olmazsa olmazları… Yin bir dersin içinde yang özelliklerin bulunması gibi yang bir dersin içinde de yin olabilmesi… Her yin’in içinde yang unsurunun bulunması ya da tam tersi her yang’ın içinde yin’in bulunması… Hatta yin ve yang sembolünü gözlerinizin önüne getirin. Siyah yarının içinde beyaz bir nokta ve beyaz yarının içinde siyah bir nokta… Yani biri olmadan öteki olamaz ya da ikisi birlikte var olabilir. (Bu konuda daha ayrıntılı bilgiye, http://burcuyircali.wordpress.com/2014/06/29/yin-ve-yang/ uzantısından ulaşabilirsiniz.)
Hem grup hem de özel derslerimde bu konuya yoğunlaştım. Yin ve yang enerjileri dengeli hale getirmek... İçimizdeki yin enerjiyi biraz daha ortaya çıkarmak ve sakinleşmek... Neden mi? Çünkü yazın gelmesiyle birlikte sıcaklar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı ve bedeni yavaşlatmanın ve gevşetmenin çoğu kimseye iyi geleceğini düşünmüştüm. Hem "yin" kelimesi "dişil enerjiyle" özdeşti ve "soğuk" sıfatını da içeriyordu. Sıcak havalarda bedensel ve zihinsel olarak biraz daha kabullenmek ve teslim olmak bana iyi bir fikir gibi gelmişti.
Aslında, uzun bir süredir özel öğrencimle "yin yoga" yapmıyorduk. Genellikle "vinyasa" (akışlı ve hızlı bir yoga tarzı) ve "yoga sculpt"a (şekillendirici bir yoga dersi) odaklanıyorduk. Son iki aylık derslerimizi "bırakmak", "teslim olmak" ve "kabullenmek" yerine "bir şeyler elde etmek", "başarmak" ve "kazanmak" kelimeleri ile nitelendirebilirdik.
O gün derse gittiğimde öğrencinin çok yorgun olduğunu gördüm. O sıralarda yıllık sağlık kontrollerini de yaptırmaktaydı. Hiç "vinyasa" havasında değildi. "Yin yoga"nın öğrenciye iyi geleceğini düşündüm ve bu düşüncemi ona da söyledim. Yin yogaya odaklanacaktık ama birkaç gün önce grup dersinde çalıştığım tarzda çalışacaktık. Yin bir akış ancak yang bir zirve duruşu… Zirve duruşu da "padmasana" (lotus pozisyonu) olacaktı çünkü bu duruşun öğrencim için zorlayıcı bir asana olduğunu biliyordum. Daha önce "yang" akışlarla lotus duruşunu denemiştik ve pek bir ilerleme de kaydedememiştik. Bu sefer "yin" akışla deneyecektik. Gerçekten de ilginç bir deneyim olacaktı bizim için...
"Padmasana" için bedenin hangi bölgelerini esnetmek gerekiyordu? Kalçayı dışa döndüren kasları (dış/eksternal kasları) ve kalçayı içe döndüren kasları (iç rotatör kasları) gevşetmek ve esnetmek gerekiyordu. Kalçayı dışa döndüren kasları esnetmek için "sleeping swan" (uyuyan kuğu), "square" (kare), "shoelace" (ayakkabı bağcığı), "eye of the needle" (iğne deliği) ve kalçayı içe döndüren kaslar için "dragonfly" (helikopter böceği) ve "butterfly" (kelebek) duruşlarında en az dört dakika bekleyip kasları, bağ dokularını ve fasyayı esnetmek...
Öğrenci, kalça açıcı duruşlarda zorluk çekiyordu. "Butterfly" duruşunda bacaklar çok havada kalıyordu. "Sleeping swan"da ise bir tarafta rahatken bir tarafta sıkıntı yaşıyordu. Yin duruşlardan sonra "padmasana"ya yaklaşıp yaklaşamayacağımızı merak ediyordum. Kalçayı dışa döndüren duruşları çalışırken, asanalarda daha derinleşmesi için öğrenciye yardımcı oldum. "Eye of the needle"da bir ayağını duvara yaslattım ve üstteki bacağını iyice yana doğru açtım. Öğrenci, "bu duruşta hiç bu kadar yoğun hissetmemiştim ve hiç bu kadar esnememiştim" demişti. Bu, o gün duymak istediğim şeydi. Galiba "lotus" bizim için o kadar da uzak olmayacaktı.
Kalçayı dışa döndüren kasları gevşettikten sonra, sıra kalçayı içe döndüren kaslara gelmişti. "Dragonfly"da ayak bileklerini içe ve dışa döndürmüştük ve ardından "butterfly" duruşuna geçmiştik. Her zamanki gibi kelebek duruşunda bacaklar havada kalmıştı. Önce sözlü yönergelerle, öğrenciyi bedeni gevşetmesini, verdiği her nefesle bedeni biraz daha bırakmasını ve teslim olmasını istemiştim. Maalesef bir değişiklik olmamıştı. Dışardan "katkı" gerekiyordu. Öğrencinin arkasına geçtim. Ellerimi bacaklarının üstüne koydum. Nefesimi onun nefesiyle eşleştirdim. "Nefes al nefes ver, nefes al nefes ver, nefes al nefes ver. Şimdi nefes al verdiğin nefesle bedeni biraz daha gevşet." Bu arada öğrenci nefes verirken ben de bacaklarını aşağı doğru bastırmaya başlamıştım. Nefes aldığında baskıyı azaltıyordum ve nefes verirken bacaklarını biraz daha yere yakınlaştırmaya çalışıyordum.
O an ne mi oldu? Öğrencinin direndiğini fark ettim. Beden değildi sorun. Sorun zihindi. Zihin bir türlü bırakmıyordu. Ben her nefes verişte bacakları biraz daha aşağı bastırmaya çalışırken, bacaklar tepki gösteriyordu ve sanki ellerimi yukarı doğru ittiriyordu. Başka bir yöntem bulmalıydım. Öğrenciye açıkça söyledim: "Sorun, bedeninde değil. Sorun zihninde. Şimdi zihni rahatlatacağız. Dersin başındaki meditasyonu hatırla. Nefes al ve nefes verirken, bedenindeki ve zihnindeki tüm gerginlikleri de boşalt. Nefes al ve nefes ver. Verdiğin her nefesle, beden ve zihin biraz daha rahatlasın, biraz daha gevşesin. Nefes ver, nefes ver, nefes ver." Bu arada benim sesim de daha yumuşamıştı, kısıklaşmıştı. Gözlerimi kapattım. Öğrencinin nefeslerinin akışını yakaladım. "Nefes al, nefesini verirken biraz daha gevşe. Omuzları gevşet. Omurgayı iyice yuvarla. Yüzünü yumuşat. Dudaklarını hafifçe arala. Dişlerini sıkma. Yanaklarını gevşet. Sarksın yanaklar. Kaşlarının arasını gevşet. Şimdi her nefes verişinde iyice ağırlaştır bedeni. Yerçekimine direnme, yerçekimiyle birlikte iyice yere bırak kendini. Ayaklarını tuttuğun ellerini de gevşet. Bir şeyler yapıyoruz ama yapmıyormuş gibi yapmak mümkün mü? Ayakları kendine doğru çekme, her nefes verişinde biraz daha rahatla."
O anda ne oldu dersiniz? Öğrencinin bedeni cevap vermeye başladı. Yoksa zihni mi cevap verdi demeliyim. Kendini iyice gevşetti. Elleri gevşedi. Omurga her nefes verdiğinde biraz daha öne katlandı. Ayak tabanları birbirinden ayrıldı. "Kitap" gibi ikiye ayrıldı. Dizler yere iyice yaklaştı. Bir buçuk senedir birlikte çalışıyorduk ve bugüne kadar "kelebek" duruşunda böyle bir gevşeme ve esneme görmemiştik.
Öğrencime gözlerini açmasını ve bacaklarına bakmasını söyledim. İnanamadı. "Nasıl yani? Bacaklarım tam olarak yana açılmış gibi. Dizlerim neredeyse yere değmek üzere. Daha önce hiç böyle olmamıştı, bacaklarım hep yukarıda kalıyordu." Benim cevabım: "Demek ki zihnin biraz rahatlaması, kabullenmesi, bırakması ve teslim olması gerekiyormuş. Demek ki o gün, bugünmüş."
Zirve duruşundan hemen önce, “rock the baby” (beşiği salla), “akarna dhanurasana” (okçu duruşu), kalça eklemini içe ve dışarı doğru çevirmek ve en son ayak bileğini kasığa olabildiğince yakın yerleştirip bacağı aşağı doğru esnettik. Tüm bunlardan sonra, “ardha padmasana” (yarım lotus) ve “padmasana” (lotus) denedik.
Lotus, henüz bize uzaktı ama "ardha padmasana" bizim için bir hayal olmaktan çıkmıştı. Öğrencinin üstteki ayağı kasığa yaklaşmıştı. O an öğrencimin yüzündeki mutluluğu görmek, her şeye değerdi.
"Öğretmenim, inanamıyorum. Yarım lotus yapabildim. Sanırım daha çok çalışmamız lazım. Hatta bu duruşu, her ders denememiz lazım. Çalışmadan hiç bir şey başaramayız. Daha çok çalışmalıyız. Nasıl ki kol duruşunu, baş duruşunu sürekli çalışıyoruz; bu duruşu da her dersimizde denemeliyiz. Kalçalarımı açmayı ve esnetmeyi istiyorum. Olacak bu iş. Bugün kelebek'te yaşadıklarım, bu işin de mümkün olabileceğini gösterdi."
Benim cevabım: "O halde, her akşam evde televizyon seyrederken ya da kitap okurken, kelebek pozisyonunda oturun. Nefes verişlerinizde dizlerinizi biraz daha yere yaklaştırmaya çalışın. Bacaklarınız çok havadaysa, dizlerin altına birer yastık koyun ve böylece bacaklar yerçekimine karşı direnmesin ve yere doğru iyice gevşesinler. Direnmeyi bıraktığımızda, kendimizi akışa bıraktığımızda, neler olduğunu siz de gördünüz. Direnmeyin ve kendinizi bırakın. Teslim olun."
Yine aynı noktaya gelmiştim. Keramet "yin" ve "yang" tavırdaydı. Direndiğimizde, "yang" enerji hâkimdi. Teslim olmuyorduk. Sürekli bir şey yapmak, başarmak ve kazanmak odaklıydık. Oysa "yin" enerjiyle teslim olduğumuzda, kendimizi akışa bıraktığımızda, nefeslere odaklanıp nefesle sakinleştiğimizde, zihin ve beden gevşiyordu.
O gün derste bir ders daha çıkarmıştım kendime. Aslında hiçbir şey imkânsız değildi. "Zor olabilirdi ama imkânsız değildi." Bu deyiş de bugüne kadar yoga yolunda ilerlememi sağlayan bir öğretmenimin beni yüreklendirmek ve cesaretlendirmek için söylediği bir cümleydi. İnancımı, cesaretimi ve umudumu her kaybettiğimde, öğretmenim bu cümleyle beni yoga yoluma tekrar sokuyordu. "Zor ama imkânsız değil." Çalıştığımızda, çok çaba gösterdiğimizde, pes etmediğimizde ve kendimize inandığımızda başaramayacağımız hiç bir şey yoktu...