Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '08

 
Kategori
İlişkiler
 

Zor yıllar

Zor yıllar
 

Bugün arabeskleşmek istiyorum çünkü kendimi arabesk hissediyorum.

İnsan hayatı çok kısa. Bunu bilmemize rağmen hayatı yaşamayı bir türlü beceremiyoruz. Sanki bu hayat bize bir daha sunulacakmış gibi hesapsızca harcıyoruz. Pişman olacağımızı bile bile... Ne kendimiz için ne de başkaları için “işte budur” dedirtecek türden yaşamayı bir türlü beceremiyoruz.

Hayatımızı yaşamıyor adeta tüketiyoruz. Bunun tüketmek olduğunu da bile bile üstelik.

Buna etken olan şeyler var tabi. Ahlak kuralları toplum kuralları aile kuralları. Var da var.

Yapılan herşey “iyi insan” olmak için mi yoksa “iyi insan” denilsin diye mi?

Nedir bu bitip tükenmeyen kendimizi ispatlama çabası. Hem sonra “iyi insan” nedir “kötü insan” nedir? Kime göredir bu iyi insan kötü insan? Kimlerdir bu iyi-kötü insanın kural koyucuları. Kural koyucular ne derece iyi insandır?

Toplum açısından düşünecek olursak; çalışırsın, kimsenin malına mülküne göz dikmezsin, vergini ödersin... Alın size iyi insan. Fazlasından kime ne?

“İyi insan” statüsünü edinmiş ama ciğeri beş para etmez insanlar tanıyoruz. Bir şekilde o statüden dolayı o kişilerin ne derece iyi olduklarını ne derece kötü olduklarını kimse tartışmaz. Aynı şeyleri bir başkası yapsa yerden yere vurulur. Böyle de bir enteresanlık.

Hayatı böyle başkalarının kurallarını yaşaya yaşaya tüketiyoruz. Bu kadar çok kurala neden ihtiyaç duyuldu yoksa gerçekten gerekiyor muydu?

Aklıma akıl danıştığımda ”kurallar iyidir aksi halde dünya yaşanmaz biryer olurdu” diyor, yüreğime akıl danıştığımda ise o ayrı bir telden çalıyor “her kural birilerini kayırmak için konuluyor” diyor.

Sevmiyorum kuralları... Kurallara uymayı, kurallarla yaşamayı da sevmiyorum. Bizler insanız robot değiliz. Günahlarımızla sevaplarımızla insanız. Doğru yaparız, yanlış yaparız, hatalarımızdan ders alırız, canımız istemez ders almayız kime ne? Başkalarına rahatsızlık vermediğimiz sürece herkes kendinden kendi yaşantısından sorumludur.

Yıllar hızlı akıp gidiyor geride pişmanlıklar bırakarak. Ne dünü ne bu günü ne de yarını yaşayabiliyoruz. Zamanı düşünerek harcamak yerine zamanı yaşasak çok daha güzel olurdu. Bu durum “fikrim geldi” olayı değil bunu hepimiz biliyoruz ama icraat yok.

Acılardan bir türkü düşünce yüreğime
Yetmiyor sevda sözleri yaralanmış ömrüme
Sığınaklar aramak kederli şarkılarda
Biraz daha yitip gitmek yıpranan dostluklarda

Yaralayan sözler gibi
Silinmeyen izler gibi
Birbirini gözler gibi
Zor, zor yıllar

Uykusuz gecelerde sarıveren kaygılar
Kuşkuyla gözlediğin o ölüm dolu sokaklar
Eksildi ömrümüzden umut dolu o yıllar
Siz miydiniz bizler miydik yorgun düşen kuşaklar

Zülfü Livaneli

İyi bayramlar...

http://www.esmakahraman.com/zor-yillar/

 
Toplam blog
: 1929
: 661
Kayıt tarihi
: 11.11.06
 
 

  Hayatı ciddiye almam, emeği çok ciddiye alırım. Dünyanın en vazgeçilmez üçlüsü; çocuklar, çiçek..