- Kategori
- Futbol
Zoraki dostluk maçı ve Çarşı'nın karşılığı

Üst düzey Avrupa Kupası finalleri izledikçe, futbolumuzun ne kadar yavan, kalitesiz ve zevksiz olduğunu zaten anlaşılıyordu. İki büyük kulbümüz Galatasaray ve Fenerbahçe, "ligde nasılsa bir iddiamız kalmadı, bari bir tiyatro oynayalım da, hem dostlar alışverişte görsün, hem de kısa günün karı, 3-5 de para kazanırız" diye düşünmüş olacaklar ki,
Bir utanç sahnesi yaşattıkları son lig maçının kara görüntülerini pembe renge dönüştürüp, 19 Mayıs’ta dostluk mesajı vereceklermiş.
Hadi canım sende…
Bu yıl bu iki güzide kulübün birbiriyle rekabetinin 100. yılıydı. Galatasaray resmi sitesi, "iyi ki varsın Fenerbahçe" jestini yaptı, Fenerbahçe de buna aynı jestle karşılık verdi. Buna karşılık bu yıl da dahil olmak üzere Ali Sami Yen Stadı her Fenerbahçe maçından sonra ceza aldı kapatıldı. Yani her şey yapay, her, şey kağıt üstünde. Bu 100. rekabet yılı dolayısıyla bir etkinlik haftası düzenlemeyi, pul bastırmayı, birlikte eğlenmeyi, bunu Uluslararsı bir spor şenliğine dönüştürmeyi, hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi düşünmediler. Rekabetlerindeki hırsın boyutu, pozitif her düşünceyi engelliyor.
Samimi değiller.
Şimdi böyle bir maç düzenleyip, sahte gösterilere hiç gerek yok. Eğer bu yapılacaksa başka yolları vardır. Böyle davullu zurnalı köy düğünü davetiyesi gibi olmaz bu. Galatasaray’da Hakan Şükür, Arif Erdem, Suat Kaya, Bülent Korkmaz, Hakan Ünsal gibi yakın geçmişin çok önemli ama jubilesi çeşitli nedenlerle yapılmamış futbolcuları var. Bunlar biraz da bu nedenle buruk. Onlara jubile günü diye bir maç organize edersin, gelirini de paylaştırırsın, hem de dostluk mesajını böyle anlamlı bir günde sonuna kadar gösterirsin. Futbol kamuoyu, medyası da seni takdir eder, hiç olmazsa bu suni barış öbür maça kadar sürer gider.
Semih’le, Arda elelele çıkacakmış, birbirlerini öpecekmiş vesaire bir sürü senaryo. Rol yapacaklar.
Futbolumuzun devleri aslında birbirleriyle daha fazla oynamalıdır. Senede 3 defa oynama şansları yok. Belki bir kez de kupada denk geliyorlar. Oynasınlar ki, yenmeyi de yenilmeyi de, dünyanın en büyük başarısı veya dünyanın sonu olarak görmesinler. Buna alışsınlar. Her fırsatta birbirleriyle maç yapmalarına karşı değiliz ama böyle zorlama ve senaryolar üretilerek oynanan bir maç, sahte dostluk gösterisinden başka bir işe yaramayacaktır.
Bu maçın İnönü’de oynanmasına karşı çıkan Beşiktaş Çarşı grubu liderinin ileri sürdüğü şartlar da komedinin devamı gibi. İtiraz gerekçesi, Kawell ve Baros gibi İnönü Stadını bilmeyen oyuncular için antreman olur Beşiktaş maçı için sahaya alışmaları sağlanırmış!.
Sormak lazım. Fenerbahçe’li futbolcular Beşiktaş'ı 2 sezondur İnönü stadında yenerken, maçtan önce İnönü stadında antreman mı yapmışlardı?. Güiza’nın o staddaki ilk maçıydı ve ilk golü. Bu takımların bu maçı İnönü’de yapma düşünceleri zaten saçmaydı. Maçı Ali Sami Yen’de yaparsın, iyi bir ev sahipliği ile de bir takım mesajlar verirsin, olmadı git maça hasret İzmir’de oyna, olmadı Ankara’da oyna. Her şey yanlış ama bunun doğru veya yanlış olduğuna karar verip, ‘’istemezük’’ demek de taraftar grubunun başkanına düşmez. Beşiktaş’ın Yönetim Kurulu vardır, Başkan’ı vardır, Basın sözcüsü vardır.
Kaldı ki İnönü Stadı’nda maç yapmak için izin alınacak adres Beşiktaş Kulübü değildir.
Hem size bir şey söyleyeyim mi?.
Bu kadar anlamsızlığın bir arada olduğu bu gereksiz maçın oynanacağına da hiçbir ihtimal vermiyorum. Çarşı rahat olsun. Bunların zaten oynamaya niyeti yok. "Oynasak nasıl olur, gelir misiniz?" diye bir yoklama macunu çektiler, vazgeçtiklerini açıklamaları yakındır.