- Kategori
- Gündelik Yaşam
Zorlamasız devrim, dikensiz gül, sağduyusuz "aydın"!

Bini aşkın “aydın” üniversitelerde dini simgelere uygulanan kısıtlamaları kaldırmaya yönelik anayasa değişikliklerine destek vermiş.
Böylesi aydınları olan bir ülkenin cahiline “özgürlüklerin daha çok kapanarak değil, dinsel simgeleri kamu alanına sokmayarak korunacağını” anlatabilir misiniz?
Bütün Türk yükseköğretim camiası düşünülürse bildiriyi önemsiz sayıda kişi imzalamış. Fakat, yüksek öğretime harcanması düşünülen bütçeyi kimlerin yöneteceği belli olduğuna göre bu sayıda artış olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok.
Bir bez parçasına mahkum yaşamak özgürlük değildir. Aksine ikinci sınıf olmayı kabul etmektir. Şimdi topluma “özgürlük” gibi dayatılmak istenen "bırakın isteyen ikinci sınıf olsun" özgürlüğüdür ki laik devletin kendi kurumlarında buna izin vermemesi tartışmasız doğrudur. Sadece “şimdi” için değil, gelecek nesillerin de özgür ortamlarda yaşamasını güvence altına almak için de doğrudur.
Bugün laik kurumlardaki kurallara karşı yapılanları “özgürlükçülük” olarak algılamak ancak “bir dine ait simgelerin yasak, diğer başka dinlere ait olan simgelerin ise serbest” olması durumunda haklı görülebilirdi ki konunun polemikleri sanki durum böyleymiş gibi yapılıyor.
Bu zorlamadır diyenlere söylenecek söz şudur : Evet, zorlamadır. Siz zorlamasız devrim gördünüz veya duydunuz mu?
Türk halkı sorunlarını kendi başına halletseydi ne Atatürk'e, ne de devrimlerine baştan gerek olur muydu? Yapılmak isteneni neden açıkça tartışmıyoruz? Atatürk devrimlerinin gereği mi kalmadı?
Osmanlı Devleti sırasında halkımız “yurttaş” değil “teba” ve “cemmat"tı. Atatürk, devrimleriyle, halkı “yurttaş” haline getirmeye çalıştı.
Bu “nasihatle” olmaz.
Şimdi ise Atatürk’ün ölümünden yetmiş yıl sonra, halkın “cemaat” gibi davranmasından medet umanlar yönetiyor Türkiye'yi ne yazık ki.
Yurttaş olmayı başaramamış, cemaat olarak yaşayan halkın bulup peşine takılacağı liderler de ancak bu gün olduğu gibi imamlar olur. Fakat, Atatürk'e asıl ihtiyaç duyanlar, onu sevenler ve prensiplerini yaşayanlar değil henüz vatandaş olmayı içselleştirememiş olan, cemaat olarak kalmış diğerleridir.
Atatürk çağdaşlaşmanın simgesidir. Laiklik de çağdaş devletin bir numaralı prensibidir. Laik kuralları, özgürlüklerine tecavüz olarak algılayan kesimler artık mevcut olmadığı zaman bu kurallara ihtiyaç kalmayabilir. O zaman okula türbanla da, haçla da gelinebilir. Bugün olduğu gibi var oluş nedenleri “laik kurallara zıtlık” olanlar varsa, hele bunlar iktidarda ise laiklik sıkı sıkıya sarılmamız gereken en önemli prensiptir.
Dayatmasız devrim olmaz. Bunu istemek dikensiz gül istemektir diyeceğim ama bu benzetme de doğru değil.
Çünkü dikensiz gül isteyenler en azından gülü sever.