​ Zümrüdü Anka olabilmek .... / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '12

 
Kategori
Anılar
 

Zümrüdü Anka olabilmek ....

Bu sabah bilgisayara yüklediğimden beri özellikle de masa üstüne attığımdan beri  açıp açıp fotoğrafıma bakıyorum. 19  Mayıs gecesi gittiğim düğünde çekilen fotoğrafıma.

Gözlerime, gözbebeklerime……

Yıllarımı görmek istercesine. Yalnızlığıma bakıp düşünüyorum: Seçimim mi  gerçekten yoksa kaderim mi?

Yalnız yaşamanın en kötü  yanı, anlarınızın bir şahidinin olmamasıdır. Ruh halinizi, dinlediğiniz şarkıları, izlediğinizin filmi siz gidince anlatacak kimse olmayışıdır yalnızlığın en kötü yanı. Belki de bundandır yazılara bu kadar tutunmam kendimi  anlatmam.

Kimseler görmedi mesela bugün kendime nasıl keyifle sucuklu yumurta, salata  yapıp özenle çay demlediğimi. Ya da bahçede Fıstık ile nasıl oynadığımın bir şahidi yoktu. Evde yalnız olmama rağmen makyajımı yaptığımı, küpelerimi değiştirdiğimi  kimse anlatamayacak kimseye….. Boşluğa fırlatılan günlerim, saatlerim, saniyelerim….. şahitsiz  kayıp….. tıpkı kaybolan tüm üniversite fotoğraflarım gibi…..  Hemen hemen her gün çektirdiğim  o güzelim fotoğraflar ; hepsi birden kayıp.   Savrulan yaprak misali geçen yıllarımda kim bilir hangi savrulmada uçup dağıldılar….. Ne annemin diktiği yeşil kot takımım ile sarı çizmelerim var elimde;   ne de kıpkırmızı berem ve tozluklarım ile çekilmiş  fotoğraf….. Turkuaz rengi  ayakkabılarımı giydiğim ilk günün resmi de yok; sadece ben anımsıyorum onları şimdi……

Savrulan yaprak misali geçen yıllarım……. çoğunluğu yalnız;kader mi? Seçim mi?

Sormaya hakkım var mı ya da gücüm?

Yıllar …

Açıp açıp baktığım fotoğraf; gözbebeklerim yaşadıklarımın elmas pırıltısı…..

Yok olabilirdim; eriyebilirdim zamanın çarklarında ama direndim inatla…. inatla  direnirken gülümsemeye de çalıştım ve en önemli alışkanlığım oldu  GÜLÜMSEMEK…..

Şimdi dönüp baktığımda 19  Mayıs gecesi gittiğim düğünü andığımda, o  fotoğrafta  kendini yeniden yaratmış bir kadın görüyorum: Bir  ZÜMRÜDÜ  ANKA…..

Yapayalnız yaşadığı bir kentte; gencecik bir kadın, dul ve bir çocuğu var….. çok az bir kazancı; üstünde ev kirası….. üstüne üstlük kuyruğu dik tutma inadı…..

Gencecik dul bir kadın Antalya gibi bir kentte yapayalnız;  binlerce çeşit insanın ve ilişkinin yer aldığı bir kentte; çok sevdiği bir adamdan ayrılmış, genç, güzel dul ve yapayalnız…. üstelik de sıra dışı…… üstelik de 15 yıl önce….. Antalya’ da…..

Toprak ayaklarının dibinden kaymakta…..

Yıllar…….

Açıp açıp baktığım fotoğraf; gözbebeklerim yaşadıklarımın elmas pırıltısı…..

Ve düğün o gecesi sarmalayan insanlar; kendi olarak kendini kabul ettirdiği;  gencecik dul  bir kadından yeniden kendini yarattığı yıllar….. hala yalnız olsa da, gözlerinde o kendine güven; o geçmişten alınan dersler; ve ben buyum diyebilen…..

Bir  ZÜMRÜDÜ ANKA….. Kendi gerçeklerinden taviz vermeden….. bir yanıyla çok yıpranmış  ve yorulmuş olsa da….. kendi ateşinde kendini demlemiş bir kadın…..

Üstelik de yaşadığı son büyük acıya rağmen, dünyada çok sevdiği birini kaybetmişken; en çok sevdiğinin gözünün önünde nasıl acıdan ağlayamadığını bile görmüşken, uzun geceleri ilmek ilmek birbirine ekleyip o gecelerde gizlice bekçilik yapmışken; acı çeken fidanın her nefesini kocaman bir evde kendi nefesini tutarak duymaya ; yorumlamaya çalışmışken…..

Ve  teslim aldığı emanetlere Allah ve adalet korkusu ile sahip çıkabilmek için didinmişken…..

Yıllar……

Açıp açıp baktığım fotoğraf; gözbebeklerim yaşadıklarımın elmas pırıltısı…..

O gecenin fotoğrafında  nihayet en zor görevlerini tamamladığını; kimseye borçlu kalmadan üstelik, biliyor…..

O  ZÜMRÜDÜ ANKA yeniden doğurmuş kendini bin bir acılardan aşkla….

Dönüp gözlerine bakıyor  ve  ……..

Yalnızlığın en zor tarafı bu işte; seni anlatacak kimsen yok;o zaman sen anlatacaksın…..

Montaigne misali hem kendini bulmak için; hem de bir nebze ışık olabilmek ümidi ile….

Çünkü yazarın dediği gibi her insanın hayatı bir dünya…

Ve sen işte bu farklı coğrafyada Güneydoğu’ nun küçük bir ilçesinden o gece O masada  tek başına başın dimdik oturduğun akşama nasıl geldiğini belki de anlatmak zorundasın.

Doğru ya SİVEREK, İSTANBUL, ANTALYA üçgeni bu. Bu üç farklı yöreyi  tanıyan sen…..

MEZOPOTAMYA PRENSESİ…..

Anlat  acıların içinden kendini süzüp de gerçekleştirdiğin öykünü;şahidin yoksa  ellerinde mi yok; ya kelimelerin o çok sevdiğin?

Yıllar……

Açıp açıp baktığım fotoğraf; gözbebeklerim yaşadıklarımın elmas pırıltısı…..

İki soyun temsilcisinin anası…..

Kulaklarımda o çok sevdiğim kadının altın kalpler şeklinde hatırası….

O  ZÜMRÜDÜ ANKA yeniden doğurmuş kendini bin bir acılardan aşkla…

Anlat kelimeler ve kadınlar aşkına…….

 

21.05.2012     01.27

 
Toplam blog
: 106
: 680
Kayıt tarihi
: 17.07.07
 
 

Güneydoğu Anadolu bölgesinin Siverek  ilçesinden çıktım; üstüne Maarif Kolej eğitimi aldım ve tıp..