Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ekim '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1197
 

"Che'nin gözleri açık!"

"Che'nin gözleri açık!"
 

Şehrin manzarasının en iyi görülebildiği yerdeydim. Bulutların arasında bir görünüp bir kaybolan güneşin oyununa ortak olan insanları umursamadan elimdeki kitabı okuyordum. Konsantrasyon eksikliği yaşamayacak kadar tecrübe edinmiştim. Kulağımda kulaklıkla bile ne okuyabildiğimi anlayabiliyordum. Bu yüzden civar insanlarının gürültüleri, evimin açık penceresinden giren kuru bir gürültüyü anımsatmaktaydı.

Che'yle tanışmıştım. Ernesto Che Guevara. Şimdiye kadar okuduğum hayat hikayelerine benzemiyordu Che'nin hikayesi. Asi ve yenilmez kılan bir özelliği var gibi gelmişti bana. Gördüğü yoksulluk ve fakirliğin neticesinde ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmanın tek yolunun devrim olduğuna inanmıştır. Devrime büyük bir inançla inanmıştır.

Hastalıklı olması onun savaş gerillası olmasını engellememişti. Atletik ve güçlü bir yapıya sahip olmak için büyük bir çaba göstermişti. Her fırsatta kitap okumuştu. Çünkü aynı zamanda devrimin bilgiyle kazanılacağına inanırdı. Ona göre Che'ler doğacak, Che'ler devrimin savaşçısı olacak, Che'ler dünyaya eşitlik getirecekti. Bu yüzden de Che'ler çok okumalı, çok çalışmalı ve bilgi sahibi olmalıydı. Herkes için eşit bir yaşam mümkün olacaktı o zaman. Adil bir dünya için devrim şarttı.

Fidel Castro'yla tanıştığı dönemde devrimin nasıl gerçekleştirileceği hakkındaki konularda düşünüyor, aynı zamanda yeni ve ilk evliliğin tadını çıkarıyordu. Eşi küçük Hilditası'na hamileyken, baba adayı Che devrim için yollara düşmüştü. Ayrılık gerekliydi, tüm şartlar ve koşullar fedakarlıktan çok inandığı devrim uğrunaydı.

Che bağlılık hakkında insanlarda bu olgunun oluşmasını zekaya bağlardı. Hayvanlarda bağlılık olgusunun var olmadığını gözlemleyip insanlarda da olmaması gerektiğini söylerdi.

Ernesto Guevara'nın ismine Che eki de alması ilginçtir. Devrim yoldaşları "Arkadaş" manasında bu eki takma ad olarak kullanmışlardır.

Che, Fidel Castro'nun komünist devrim anlayışına nazaran sosyalist devrimin savunucularındandı. Bir çok fikir ayrılıklarına düşselerde dostluklarının hiç bozulmamış olması da dikkate değer hususlardan biriydi. 7 Şubat 1959 yılında Küba yönetimini ele geçiren Fidel Castro'nun başarısında Che'nin savaş teorilerinin ve uygulamalarının büyük bir yardımı olmuştur. Aynı gün zafer kazanan hükümet tarafından doğuştan Küba vatandaşı ilan edildi.

Küba'da kurulan yeni hükümette çeşitli önemli görevlerde bulunan Che, birçok kitap ve makaleler yazdı. Yeni kurulan ülke ekonomisinin düzelmemesi onu üzüyordu. Bu yüzden de Çin'e kadar uzanan politik görüşmelerde bulundu. Ülkede şeker pancarının çok yetiştirildiğini gözlemleyen Che, diğer ülkelere ihraç edildiği taktirde ülke ekonomisinin tamamen düzeleceği kanısındaydı.

Amerika Küba'da başlayan bu değişimin kendisi için tehlike olduğunu düşünüyor, ülke ekonomisinin düzelmesini istemiyordu. Guevara Amerikan hükümeti için tehlike arz etmeye başlamıştı. Bu yüzden de CIA ve Amerikan ordusu özel haraket birlikleri ortak operasyonu sonrası yakalanması gereken kişi listesinin içinde yer alıyordu.

Yeni bir devrim ateşi sarmıştı Che'yi. Bu yüzden de ülkedeki tüm görevlerini bırakıp Bolivya'ya gitti. Oradaki köylülerin onlara güvenmesi gerektiğini, devrime onların da katılmasıyla başarı kazanılacağının farkındaydı Che. Yoldaşları ve Che bazı günler aç kalarak, çamurun içinde sürünerek ormanlarda ilerlerken köylülerin çoğu zaman vurdumduymaz ve umursamaz, çoğu zamanda korkak bakışlarıyla karşılanıyorlardı. Yoldaşlarının umutlarının yitirmelerinden korkuyordu Che. Haklıydı da korkusunda. Çünkü günlerdir tek bir köylünün onlara katılmaması, onların güvenini kazanamamış olması başarısızlığının işareti gibiydi.

İhbar sonucu Che yakalandı. Yakalandığı yere yakın bir köyde köhne bir okula götürülmüş ve geceyi orada geçirmiş, ertesi gün öğleden sonra öldürülmüştür. Celladı, Bolivya ordusunda çavuş olan ve Guevara'yı vurması kura sonucu saptanan Mario Teran'dır. Che Guevara'nın son sözleri şöyle olmuştur: "Buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın." Bazı kaynaklar çavuş Mario Teran'ın infaz esnasında aşırı heyecanlanması nedeniyle bilinçli bir şekilde ateş edemediğini ve Che'yi sadece yaraladığını, onu öldüren merminin kim tarafından ateşlendiğinin bilinmediğini belirtirler. Çarpışmada öldüğü izlenimi vermek ve yüzünden isabet almayarak tanınmasını kolaylaştırmak için ayaklarına defalarca ateş edilmiştir. İşkence gördüğü yönündeki yargılar tam olarak halen bilinmiyor. Tırnaklarının alındığı belirtiliyor, ellerinden işkence görüldüğünün anlaşılmaması için de askeri bir doktor tarafından ellerinin kesildiği bilinmektedir.

9 Ekim 1967’de Che öldürülmüştü. Yakın dostu Castro 15 Ekim tarihinde Che’nin hayatta olmadığını kabullenir ve ülkesinde 3 günlük yas ilan eder.

Ölüm inanılması en güç gerçeklerdendi. İnsanlar yakınlarının yada sevdiklerinin ölümüne bir türlü inanamazlar, bir şekilde yaşıyor olma ihtimaline sığınmayı yeğler, bir türlü kabullenemez, belli bir süreden sonrada olmayışının alışkanlığına kapılıp giderlerdi.

Che hakkındaki spelükasyonlar halen sürmektedir. Bir gerçek varsa o da Che’nin popüler bir sembol olmasının önüne geçilemediğidir. Ölümünden sonra Guevara dünya üzerinde sosyalist devrimci hareketlerin sembolü haline gelmiştir. Guevara’nın Alberto Korda tarafından çekilen fotoğrafı "dünya üzerindeki en ünlü fotoğraf ve 20. yüzyılın sembolü" olarak nitelenmiştir.

Che hakkında yorumlarda da bulunan kişilerin sözleri de gerçeğin iki türlü yansıtılması gibidir. Ama Che’nin ırk ve ulusculuk düşüncelerinin benimsemediğimi söylersem haksızlık etmiş olurum. Bir ulusa ait görmez kendini, ona göre dünya tek bir ulustur. Hangi ülkenin devrime ihtiyacı varsa o ülkenin insanıyım diyebilen biriydi Ernesto Che Guevara.

Küba asıllı ABD’li aktör ve yönetmen Andy Garcia Che hakkında "Che yıllardır kahraman gibi anlatılmaktadır ancak öyküsünde karanlık bir yan da vardır. Bir rock yıldızı gibi görünüyor ama birçok insanı yargısız ve savunmasız bir şekilde infaz etmiştir.” Garcia’nın 2005 yapımı filmi "The Lost City" Küba Devrimi’nin kalbinde acımasız bir zalimlik yattığını göstermektedir ve filmin bazı Latin Amerika ülkelerinde yasaklandığı bildirilmiştir.

Bir başka beni etkileyen görüşlerden biriyse Küba Devrimi’ni destekleyen yazar Christopher Hitchens’e ait, Hitchens Guevara’nın mirasını: "Che'nin ikon statüsünün sağlamlaşmasının nedeni başarısız olmasıdır. Öyküsü yenilgi ve tecrit içerir ve bu nedenle de çok çekicidir. Yaşasaydı, Che miti çok uzun zaman önce ölmüş olacaktı." diyerek özetlemiştir.

Sonuçta adını tarihe yazmış bir isimdi ve tarihe iz bırakmıştı. Dünya aslında hep dünyayı daha iyi hale getirmek isteyen kişiler tarafından kana bulanmadı mı? Tarihte örnekleri o kadar çok ki!

Kitabı bitirdiğimde güneş batıyordu. Kitabın son sözü şuydu:

“Che’nin gözleri açık!”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Efendim, ben sizin içinizden geldiği gibi yazdığınız yazıyı zevkle ve beğenerek okuduğumu itiraf ediyorum. Ancak, ben de aklıma geldiği için , bu yazıya ilaveten bilim adamları ile sanatcıların da dünyayı değiştirmeye uğraştıklarından bahsetmek istemiştim. Yoksa Che'yi bilimadamı ya da sanatçılar kefesine koyarak tartmadım. Saygılarımla...

Recep Altun 
 23.10.2009 22:42
Cevap :
Sizde ısrarla yazımı doğru anlamamaktasınız. Bilimadamları ve sanatçılardan bahsetmediğim için yorumunuzu bu şekilde yorumladım. Bu işi onların kan dökerek yaptığından bahsedemeyiz demişsiniz. Herhangi bir yanlış anlaşılma mevzu bahis değildir.Bu yazıya gelen diğer yorumlara bir de serbest yazarlar sitesinden bakın. Ne demek istediğimi o zaman anlarsınız sanırım. Saygıyla.  24.10.2009 15:37
 

Efendim, saygılarımla; Anlatınızı büyük bir zevk ve keyifle okudum. Dünyayı daha iyi hale getirmek isteyenlerin dünyayı kana bulamalarından bahseden cümlenizden sonra aklıma geldi ve bu konuda okuyarak öğrendiğim birkaç cümleyi sizinle paylaşmak istedim. Bilim adamları ile sanatçıların da dünyayı değiştirmeye uğraştıkları; Bilim adamlarının, insanın doğayla olan nesnel ilişkilerinin dış dünyasını değiştirmeyi amaçladığını, sanatçıların ise, insanın öteki insanlarla olan öznel ilişkilerinin iç dünyasını değiştirmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Ama, bunların bu işi kan dökerek yaptığından bahsedemeyiz. Sağlıcakla kalın. Saygılarımla.

Recep Altun 
 22.10.2009 22:36
Cevap :
Che bilim adamı ve sanatçı değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır. İşçilerin tarihine bakın, Fransız Devrimi dünyayı değiştirmiştir ama çok kan dökülmesine sebebiyet vererek, Hitler bile Almanların fakirliğinden dolayı kin ve öfke duymuştur Yahudilere... Kendine göre o da dünyayı iyi hale getireceğini düşünüyordu. (Hitler'i de Che'yle bağdaştırdığımı düşünmeyin lütfen) Bir sürü isim sayabilirdim size. Ama bu yazı okuduğunuz tek cümleye kurulu olarak yazılmadı. İçimden geldiği gibi bence bir yazıydı. Cımbızla çeker gibi tek bir cümleye takılmasaydınız yazımın amacını anlardınız. Hoşçakalın.  23.10.2009 20:15
 

sıradışı bir kişilikti. Yaptıkları ve yapamadıkları ile gündemde kalmaya devam edecek. Güzel bir çalışma oldukça emek vermişsiniz.
Teşekkürlerimle...

TEKBAŞINA 
 13.10.2009 17:49
Cevap :
Öncelikle ben teşekkür ederim ziyaretiniz ve yorumunuz için.Yazılarıma gerekli özeni gösterdiğim söylenemez bu yazıma bile yarım saat vakit ayırdım. Sadece önceden okuduğum bir kitap olduğu için hafızamı zorladım diyebilirim. :) Ve haklısınız Ernesto farklı bir kişilikti. Selamlar.  19.10.2009 20:48
 

Dünya aslinda hep dünyayi daha iyi hale getirmek isteyenler tarafindan kana bulanmadi mi? Ìyi insanlar hep ütopya pesinde kostu. Yalnizca kanla yikanirsa devrim, devrim olur yanilgisina kapildi. Oysa kan kokan hersey tiksindirir. Eger Che ya$asaydi su anda adindan eser bile kalmayacakti. Ne gariptir ki sevgili Fatma Che´yi kapitalist düsünce su anda kullaniyor. Che´yi tisörtlere resimliyor, yada resmini bir baska yerde kullaniyor, kapitalizmin kölelestirme araci, paraya dönüstürüyor. Yani kazanmak icin hersey mübah ve her yol deneniyor. Kapitalizm kendi yok ettigini yine kendisi ilahlastiriyor. Ne yaman bir paradoks degil mi? Sevgilerimle.

Utku Aksu 
 13.10.2009 2:32
Cevap :
Dünyadaki herşey yanlış deseler buna inanabilirim. Hiçbir şeyin doğru olmadığını söyleseler muhtemelen buna da inanırdım. Bu yazıya başka bir siteden şöyle bir yorum gelmişti. Sosyalist devrim nedir? Komünist devrim nedir diye? Leo Huberman'la açıklamaya çalıştım bende. "herkesten yeteneğine göre, herkese yaptığı iş kadar (sosyalizm). Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesi kadar (komünizm)." Ama dünyada aslına bakarsak ne komünizm ne de sosyalizm uygulama alanı bulamamıştır. Teşekkürlerimle.  19.10.2009 20:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 388
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1120
Kayıt tarihi
: 23.11.07
 
 

Herkes gibi yazar, çizerim. Dünyamı boyarım hepsi bu!..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster