Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '14

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
5724
 

“Evrende en büyük ziyan sorgulama yeteneğini kaybetmiş bir beyindir.”

“Evrende en büyük ziyan sorgulama yeteneğini kaybetmiş bir beyindir.”
 

Hayatı ve bilinmeyeni sorgulamak, araştırmak, olayları kendi içsel süzgecimizden geçirerek anlamaya çalışmak bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğimizdir. Bu tür zihinsel becerilere sahip olduğumuz oranda kendimize dışarıdan bakabilir, duygu ve davranışlarımızın farkında olur ve onları yönetmeyi başarabiliriz. 
 
Son dönemde insan beyniyle ilgili yapılan bilimsel çalışmalar bize gösteriyor ki, insana dair yukarıda bahsettiğim bu tür özellikler büyük oranda başımızın ön kısmındaki, alnımızın hemen arkasındaki prefrontal korteks dediğimiz küçük bir alanda gerçekleşmekte. İnsanın sergilediği en karmaşık ve gelişmiş tüm zihinsel fonksiyonlar bu bölgenin ürünleri. Dolayısıyla, insanoğlu var olduğu ilk günden bu yana beyninin bu bölümünü aktif bir şekilde kullanmasının bir sonucu olarak zaman içerisinde bugünkü teknoloji ve medeniyeti inşa etti ve prefrontal kortekslerimizin gittikçe gelişmesine bağlı olarak bilimsel gelişmeler ve sıçramalar hızını takip edemeyeceğimiz  bir şekilde art arda gelmekte.
 
Prefrontal korteksimizin etkin bir şekilde kullanmamızın bize sağladığı fayda yalnızca teknolojik gelişmeler ya da daha medeni bir yaşam tarzı değil, bu bölgemiz bireysel bazda özellikle kişinin ruhsal gelişimine katkı sağlayan en önemli kısım. Şöyle ki, daha çok alt beyin bölgemize ait (Bknz: Limbik Sistem) duyguların ya da dürtülerin etkin bir şekilde kontrol edilmesi ve yönetilmesi için prefontal korteksimizin gelişmiş olması oldukça önem arz ediyor. İrademiz, problem çözme becerimiz, dürtü ve duygularımızın yönetimi, bizi diğerlerinden ayıran özgün kişiliğimiz, yaratıcılığımız kısacası bizi biz yapan birçok özellik beynimizin bu bölgesinin ürünleridir.  Dolayısıyla, bu bölge ne kadar gelişmişse o kadar ruhsal olarak olgun ve sağlam bir kişiliğe sahip oluyoruz. 
 
Şimdi de bu durumun tam tersini bakalım. Beynimizin bu bölgesi ne kadar az gelişmişse o derecede iradesi zayıf, duygu ve dürtülerini kontrol edemeyen,  özgün bir insan ve birey olmaktan uzak, orjinallikten daha çok taklit eden, başkalarına bağımlı ya da başkalarının etkisi altında bir yaşam süren, az sorgulayan ancak çokça inanan ve inandırılan bir kişiliğe dönüşüyoruz.
 
İnsan beyniyle ilgili yapılan bilimsel çalışmalarda özellikle kişilik bozukluklarının ya da ağır kronik bir takım psikolojik rahatsızlıklardan muzdarip kişilerin prefrontal kortekslerin oldukça az gelişmiş olduğu fark edildi. Aynı şekilde kazalar sonucu beynin bu bölgesinden hasar almış insanların kaza sonrası kişiliklerinde çarpıcı değişikler olabildiği; bu kişilerin öncesinden farklı olarak dürtü ve duygu kontrolleri zayıf,  olayları değerlendirme ve problem çözme yeteneğini büyük oranda kaybetmiş kişilere dönüştükleri fark edildi.
 
Literatüre geçmiş “Phineas Gage Vakası” prefrontal korteksimizin insanın kişiliği üzerindeki etkisini görmemizde çarpıcı bir örnek niteliğinde. 1848 yılında Amerika’daki bir demiryolu inşaatında yaşanan bir patlama sonucu, sol yanağından giren ve sol gözünü parçalayıp beyninin ön lobundan kafatasını delerek çıkan 2,5 cm. eninde 1 m. uzunluğundaki demire rağmen yaşamayı sürdürebilen ve birkaç ay sonra iyileşen Amerikalı demir yolu işçisi Phineas Gage’de bu olaydan sonra enteresan kişilik özellikleri görülmeye başladı. Önceleri naif, uyumlu, ruhsal olarak olgun bir adamken kazadan sonra kişiliği çarpıcı bir şekilde değişerek; iradesi zayıf, müsrif, anti sosyal, küfürbaz birine dönüştü.  Ondaki bu değişiklikler ailesi ve yakın çevresinde büyük bir şaşkınlık yarattı.  Phineas Gage, olaydan yaklaşık 13 yıl sonra da sefalet içinde öldü. Bu vaka, tıp tarihine geçmiş ve insan davranışlarının nörolojik temelleriyle ilgili araştırmaların tarihsel bir başlangıcını oluşturmuştur.
 
Phineas Gage Vaka'sında görüldüğü üzere insanın kişiliği ve davranışları üzerinde bu kadar büyük bir öneme sahip olan prefrontal korteksimiz hangi durumlarına bağlı olarak gelişim gösteriyor ya da bir insanda çok gelişmiş bir durumdayken bir başkasında neden bu bölgenin etkinliği çok daha az oluyor? Bu sorunun net bir cevabı olmasa da genetiğin, ait olunan kültürün, yetiştirme tarzının, yaşamsal tecrübelerin ve insanın kendi iradesini kullanmasının bu konuda etkili olduğu söyleniyor. Ben burada özellikle yetiştirme tarzına dikkat çekmek istiyorum. 
 
Kanaatimce, ruhsal ve zihinsel olarak sağlıklı bir şekilde dünya’ya gelen her insan ilk çocukluktan itibaren beynin bu bölgesini geliştirmeye yönelik içsel bir eğilime sahip. Bunun en güzel örneği konuşmaya başlayan bir çocuğun hayatındaki her şeyi araştırmaya, sorgulamaya ve anlamlandırmaya çalışması gösterebilir. Gelişim Psikolojisi’nin kurucularından olan Erik Erikson sağlıklı olan her çocuğun yaklaşık 3 yaşında başlattığı ve 6 yaşına kadar devam ettirdiği bu yoğun sorgulama evresine girişimcilik ya da suçluluk evresi olarak adlandırıyor. Çocuk, bu dönemde kendini ve içinde bulunduğu hayatı merak ederek en ince ayrıntısına kadar keşfetmeye ve anlamlandırmaya yönelik davranış örüntüsü içerisine girer. Adeta küçük bir kâşifliğe soyunduğumuz bu dönemimiz, prefrontal korteksimizin en yoğun olarak geliştiği dönemimize denk geliyor. Bu dönemde beynimizin bu kısmında etkisi bir ömür boyu sürecek nörolojik yolakların temeli atılır ve sonraki gelişim dönemlerimizdeki aldığımız eğitime, okumalarımıza, araştırmalarımıza, sorgulamalarımıza bağlı olarak prefrontal korteksimiz gelişmeye devam eder.
 
Bu açıdan değerlendirdiğimizde,  çocuğun 3-6 yaş arası girişimcilik dönemi ebeveynleri tarafından desteklendiği, sorgulama ve araştırma ihtiyaçları ona sevgi ve güven duygusu aşılayarak tatmin edildiği takdirde bu dönemi sağlıklı bir şekilde atlatır. Bu çocukların yetişkinlik dönemlerinde de düşünen, sorgulayan, anlamlandıran, birey olmayı başarabilmiş, duygularını yönetebilen, sağlam ve özgün bir kişilik geliştirmiş kişiler olma olasılıkları yüksek olur. Ancak sorun şu ki; maalesef her çocuk bu evreyi sağlıklı atlatabilecek kadar şanslı olamıyor. Girişimcilik evresindeki bir çocuğun öğrenme ve araştırma ihtiyaçlarından daha önce gelen ve onlar için hayati bir önem arz eden iki temel ihtiyacı vardır: sevgi ve güven ihtiyacı.
 
Doğamız gereği sevilen bir varlık olduğumuzu ve bu dünyada güvende olduğumuzu bilmek ve hissetmek isteriz. Hatta, diyebilirim ki bir yetişkin olarak bugün sergilediğimiz her türlü eylemin kökeninde bile sevgi ve güven ihtiyacımızın çekirdekleri bulunmaktadır. Meslek sahibi olmaktan tutun da, bir hobi edinmeye, evlilik yapmaya ya da çocuk sahibi olmaya kadar tüm eylemlerimizi sevgi ya da güven duygusuna bağlı olarak yapmaktayız.
Buradan yola çıkarak söyle bir sonuç çıkartabiliriz; Bulundukları ailede sevgi ve güveni tam olarak hissedememiş, bu iki temel ihtiyacı yeterince karşılayamamış çocuklar, Erik Erikson’nun kast ettiği girişimcilik yerine daha çok suçluluk duygusu yaşarlar. Ebeveynlerinden alabilecekleri sevgiyi ve güveni tam olarak sağlayamadıklarından ötürü hayatlarında birey olmaya yönelik olan temel gereksinimleri hissettikleri yoğun suçluluk duygusundan dolayı engellenir. Buna bağlı olarak hayatı keşfetmeyi, anlamlandırmayı ya da sorgulamayı bırakarak, izleri belki de bir ömür sürecek değersizliği ve yetersizliği ruhsal derinliklerinde taşımaya başlarlar. 
 
İşte ruhsal olarak sağlıksız ebeveynlerin yanlış tutumlarından kaynaklı çocuğun yaşadığı bu makûs talihi kendisini bir “Birey” haline dönüştürecek prefrontal korteksindeki yolaklarının oluşmasına ve bu bölgenin etkin bir şekilde gelişmesine engel olur. Hal böyle olunca da, ilerleyen yaşlarda da araştırmaktan sorgulamaktan daha çok sevilip sevilmediğinin ya da güvende olup olmadığının derdine düşen sorunlu bir kişilik yapılanması içerisinde olacaktır. Aynı şekilde, prefrontal korteksi yeteri kadar gelişmediği için duygularını kontrol etmekte zorlanan, iradesi ve problem çözme becerisi gelişmemiş, bir birey olmaktan uzak ve sorgulama yeteneğini geliştiremediğinden başkalarından çabucak etkilenen ya da art niyetli kişiler tarafından kolayca kandırılabilen bir karaktere bürünecektir. 
 
Uzun süreli ve derinlemesine bir psikoterapi sürecinden geçmiş kişiler bilir, sürecin ilerleyen safhalarında danışanlar terapiden hemen çıktıktan sonra beyinlerin ön bölgesinde hafif bir karıncalanmaya benzer hareketler hissederler, işte bu durum psikoterapi seansın verimli geçtiğinin bir göstergesidir çünkü prefontal korteks  seansta konuşulan içeriği işlemlemeye bağlı olarak gelişmeye başlamıştır. Dolayısıyla psikoterapistler olarak danışanlarımızla yaptığımız seanslarda onların yaşantılarını, duygularını birlikte sorgulayarak ve anlamlandırarak uzun vadede prefrontal kortekslerinin gelişmesine katkı sağlarız.
 
Sonuç olarak, beynimizin ön bölgesi bizi "biz" yapan en önemli kısım, ancak bunu geliştirmemiz büyük oranda ilk çocukluk döneminde ailemizden aldığımız sevgi ve güven duygusuna bağlı. Anne-baba olarak çocuklarımıza bu iki duyguyu sağlayamadığımız takdirde bunların eksikliği bir ömür boyu sürmekte ve kişinin ileride kendisi gerçekleştirmesine engel olmakta. İşin en acı tarafı, bu insanlar yaşamlarının sonlarına doğru dönüp kendi hayatlarına baktıklarında sevgi ve güvenin peşinde koşmaktan yorulmuş ve bir ömrü bu uğurda ziyan etmiş bir kimse görmekteler. 
 
Tüm bu anlattıklarımdan sonra son sözüm şu olacaktır; Çocuklarınız, bırakınız sorgulasınlar, bırakınız araştırsınlar... Buna olanak tanırken de onları sabır, sevgi ve güvenle koşulsuz bir şekilde kapsamayı da unutmayalım. Tüm bunlar ileriki yaşamlarında onların bilişsel ve ruhsal gelişimlerine değeri paha biçilmez katkılar sağlayacaktır.
 
“Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez.” Sokrates
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 5722
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster