Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
27098
 

"Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın"

"Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın"
 

Atatürk ve insan


06/12/2008

ATATÜRK ÇARŞAFLI KADINA ROZET TAKMADI

Günümüzde dünya aydınlarının ve diğer milletlerin yaymaya çalıştığı kadın hakları ile ilgili görüşler, Atatürk tarafından çok önceleri dile getirilmiş ve çoğunlukla da uygulama alanına sokulmuştur. ATATÜRK kadın üzerinden siyasi getirim sağlamayı asla düşünmemiştir. Çünkü o gerçek bir centilmen ve kadına çok değer veren bir insandı. Kısacık hayatında diğer devletlerin asırlara yayılan devrimlerini (Fransız Devrimi gibi) yapan o büyük deha cumhuriyetin ilanından dokuz ay önce Şubat 1923 'de şöyle demiştir:

"Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, o sosyal toplum felçlidir."

Evet, büyük önderimiz Atatürk bu sözleri bundan yıllar önce söylemiş, Çağdaş, demokratik ve laik bir Türk toplumunu hedefleyerek, 74 yıl önce kadına seçme ve seçilme hakkını vermişti. Kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, eğitim de, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olmasını istemişti.

(1930 Belediye yasası +5 Aralık 1934 Medeni Kanun ) Fransa ve İtalya’da kadınlara 1946’da, İsviçre’de ise 1971’de seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Milliyet Blog’ta aydın kesimin yazdığını bildiğimden bunları detaylıca anlatmayı biraz abartılı buluyorum.

Dün, kadının bu hakkını meydanlarda ve kapalı salonlarda kutladık. Bu yeterlimidir, elbette değildir. Paneller, anlatılar diğer kesime ulaşabiliyor mu? Bence hayır.

Atatürk’ün aydınlanma meşalesi ne yazık ki yıllar içerisinde karartılmaya çalışılmıştır. 1923 ler de verilen haklar kadınlarımızın ellerinden yavaş yavaş alınmaya ve kadın eve kapatılmak istenen bir varlık haline getirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan kadınların 2000 yılı verilerine göre ancak yüzde 29 u orta ve üst düzey yönetimlerdedir. (İstatistik verilerine girmeyeceğim.) Kadının yasalarla güvenceye alınan seçme ve seçilme hakkını, erkeklerle aynı oranda kullanamadığı da gözlenmektedir.

Yine 2000 verilerine göre ne yazıktır ki Türkiye’de beş milyon kişinin okuma yazma bilmediği tespit edilmiştir. Ülkemizde, dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi okuma yazma bilmeyenlerin büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Doğu ve Güneydoğuda yaşayan kadınlarımız büyük bir bölümünü oluşturmaktır.. Oralarda kadınlarımızın çoğu Türkçe dahi bilmemektedirler. Böyle olunca da, kadın haklarından bihaber olan bu kadınlarımız halen erkek egemen ortamda ağır işçi gibi tarlalarda çalıştırılmakta ve sadece üreme makinesi olarak görülmektedirler. Büyük kentlere olan göçlerde ise yine okumamış olan kadınımız bilinçlenmediği için ben oyumu ampule vereceğim diyebilmekte ve sadece karnını doyurmayı ısınmayı düşünebilmektedir.

Gittikçe yoksullaştığının, çağdan koptuğunun farkına bile varamamaktadır. İşte, kadını bu hale getirmiştir geçen yıllar.

Kılık Kıyafet Kanunu

Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peştamal veya buna benzer bir şeyler sararak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip şekiller, bu vahşi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır".

Atatürk Şapka Devrimini yaptığı zamanlarda bu sözleri söylemiştir ama kadınlara baskı yapmamıştır. Modernleşmeyi seçen kadınlar kendilerini değiştirebilmişlerdir ancak, Anadolu kadınlarından bazıları yerel kıyafetleri ile günümüze dek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bu böyle iken 80 li yıllara kadar çok dikkati çekmeyecek kadar azdı ve siyasi sembol olmamıştı. Ancak yıllar içerisinde dini siyasete alet eden, çıkar amaçlı hükümetler bunu çok iyi kullanmasını bilmişlerdir. Bir de türban denilen ama ilgisi olmayan bir örtü biçimini neredeyse moda haline getirmişlerdir. Başbakan Sn. Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi siyasi bir simge olmuştur genelde. Bu hususta bir sürü sözler dolaşmaktadır ortalıkta. Kırsal kesimlerde kafasını örten bazı kadınlara aylık bağlandığı ve de maddi yardım edildiği bilinmektedir. Hatta son fısıltılara göre Arabistan’dan iki tır kara çarşaf getirtilmiş bir kısmı Ümraniye bir kısmı da Fatih İlçesine dağıtılmıştır. Çarşafla, Bağdat Caddesinde dolaşmanın saati 20 Ytl. olarak belirlenmiştir. Yoksulluğa itilen ve sadakaya alıştırılan, Anadolu’nun bağrından kopup gelen kadınların bazıları da bunu kabullenmiştir. Buna mecbur edilmiştir, çünkü kocası işsiz kalmıştır, yokluk içinde bırakılmıştır. Ben 15 veya 20 li yaşlarda gencecik güzel bazı kızlarımızın da bu nedenden ötürü baskı ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle çarşafa büründüklerini, örtündüklerini görerek üzülmekteyim. İşte Atatürk’ün kendilerine verilen hakları öğrenmiş olmaktan yoksun kalmış bu kesim içerisinde giydikleri kara giysilere rağmen, beyinleri aydınlık olanların da olduğuna inanmaktayım. Onlara önce iş, aş verilecek insanca yaşamı sağlanacak sonra da Atatürk’ün değeri anlatılmalıdır.

Eski Türk Devletlerinde kadınların aile hayatında, mirasta, devlet yönetiminde hak sahibi olmalarına rağmen Osmanlı döneminde İslamiyet’in de etkisiyle kültürel ve siyasi haktan mahrum edildiklerini nüfus sayımlarında sayılmadıklarını, evlenme ve boşanma ve miras işlemlerinde ikinci planda olduklarını yüzlerini peçe ile örtmelerinin kanunlarla mecbur tutulduklarını anlatmak öğretmek gereklidir. Medeni Kanun ve kadın haklarının onlara ne gibi güvenceler getirdiklerini öğrenmeleri gerekmektedir. Onlara ümmetçiliğin, şeriatın ne olduğunu anlatılmalıdır.. Bunu da ancak Atatürk İlkelerine bağlı kurumlar yapabilir. İşte CHP nin bu gün yaptığı bir çarşaf açılımı değil kadınlarımızı aydınlığa çekmenin başlangıcıdır. En azından ben böyle düşünüyorum. Bu kadınlarımıza kucak açmazsak aydınlatmassak değerli yazar Ertuğrul Özkök’ün de dediği gibi kadının olmadığı bir Türkiye karanlıklar içerisinde kalacak ve diktatörlüğe gidecektir.Kimsenin kimseye baskı yapmaya ve kimseyi dışlamaya hakkı yoktur. Bu bir partinin genel başkanı olsa dahi. CHP nin içerisinde veya halkın bir kısmının yaptığı acımasız eleştirileri yaparken vicdanen bir de böyle düşünmelerini öneririm.Baykal tepkileri üzerine çekeceğini bilerekten bir misyon üstlenmiştir.Çünkü yine bana kalırsa, onun amacı Türkiye’yi karanlıklardan aydınlığa götürmektir.Yoksa birkaç oy fazla alacağım diyerek kendisini ve partisini neden riske atsın ki? Değerli arkadaşlarım ve okurlarım yerel seçimlerin yaklaştığı şu günlerde olanları mutlaka işitiyor ve bizzat yaşıyorsunuzdur. Seçim kazanmak ve iktidarda kalmak için ölüler diriltiliyor, diriler yok ediliyor. Nüfusumuz kendi kendine 6 milyon birden artıverdi.Türkiye bu gün ne yazık ki bu günleri yaşar oldu. Ders kitaplarında kendi tarihimiz çıkarılıyor dolayısıyla gençlerimiz bilemiyorlar. Atatürkçülüğün bir dinsizlik olduğu kavramı yaygınlaştırılıyor. Türkiye ikinci bir İran olmaya adım adım hazırlanıyor. Buna müsaade edecek miyiz? Bırakınız dini inancından ötürü örtünen vatandaşlarımızı, baskı ile örtünmüş olan vatandaşlarımızı hep birlikte kucaklayalım. Ben inanıyorum ki bu kara günleri el ele verebilirsek atlatacağız.

Atatürk çarşafa rozet takmadı ama kadını ve insanları dışlamadı ve onlara değer verdi.

Açtığı ufukta nice kadın pilotlarımız, bilim, ilim kadınlarımız var oldular. O değerlerin yok olmaması için bugün birlikte olmalıyız. Yok edilmek istenen kadının yanında olmalıyız. Unutmayalım ki her birimizi doğuran da bir kadındır. Önce insan demeliyiz. Bırakın, gerisi teferruattır. Bir yanda dinimizde olmayan baskılar öte yanda yoksulluk ve eğitimin fahiş fiyatlarda olması, yaşam standartlarının altında yaşamak, kandırılmak ve yok edilmek isteyen bir vatan. Bilinçsiz insan bilmeden karar veremez kararları onun yerine hep başkaları verir. Merak etmeyelim, zira hiç bir renk Atatürk ışığının önünde geçemez. Gölge edemez. O ışık öyle bir nur dur ki hangi renk olursa olsun, hangi mezhep olursa olsun sevgiyle kucaklar ve sarar aydınlıklara çeker.

Sevgiyle kalın…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kadınlarımız aydınlıkta yürüyor, gözleri görüyor ve alıyorlarsa yemiz havayı yurdumun dağlarında, ovalarında ve yaylalarla şehirlerinde; Mustafa Kemal ışığı ve aydınlığıyladır. Teşekkürler çalışmanız ve duyarlılığınız için, iyi bayramlar, selam...

Fahrettin Çitil 
 06.12.2008 20:22
Cevap :
Sayın Çitil,yorumlarınızla beni yüreklendirdiğiniz için size çok teşekkür ederim efendim.Ben de size ve tüm ailenize nice hayırlı bayramlar dileklerimle saygı ve sevgilerimi sunarım.  07.12.2008 2:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 375
Toplam yorum
: 766
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 721
Kayıt tarihi
: 30.04.08
 
 

İstanbul Kadıköy doğumluyum. Herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, önya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster