Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1327
 

"Hürriyet Bayrakları" ve Yeni Türkiye (!)

"Hürriyet Bayrakları" ve Yeni Türkiye (!)
 

Hürriyet Bayrakları !


24 Temmuz 1908 de II. Meşrutiyet ilan olunduktan sonra  Osmanlı egemenliğinde yaşayan Balkan milletlerinin   “Yeni Osmanlılık” adı altında Türklerle birlikte özgürce ve tek bir millet gibi yaşayacaklarını zanneden  aydınlarımız, siyasetçilerimiz vardı.  Bunlar meşrutiyetin ilan edilmesini adeta bir özgürlük devrimi ve milli bayram olarak görüyor, Balkan milletlerinin Osmanlı’ya bu vesileyle daha çok bağlanacaklarını zannediyorlardı! Onlar için bu bayram sadece Türklerin değil fakat Osmanlı bayrağı altında yaşayan Bulgar, Yunan, Arnavut, Sırpların da bayramıydı!

Ömer Seyfettin  1910 yılında yazdığı “Hürriyet Bayrakları” öyküsünde bu zavallı aydın tipini ve bu tür  akıl fukarası görüşleri eleştirir. Tüm Balkan halkları büyük bir öfkeyle Osmanlıya karşı ayaklanma ve savaş hazırlığı içindeyken  onlarla hala aynı bayrak alında birlikte olmayı ummanın  tatlı hayalinin büyük bir aptallık, kendi kendini kandırma ve psikolojik bozukluk  olduğunu göstermeye çalışır. 

Seyfettin’in öyküsünde, iki Osmanlı subayı uzaktan gördükleri bir Bulgar köyünde dalganan kırmızı bayrakların Meşrutiyeti kutlamak için asılan “Hürriyet Bayrakları”  olduğunu zanneder ve sevinçle o köye doğru yola koyulurlar. Yolda giderlerken subaylardan biri Bulgarların Osmanlı'ya olan bağlığını öve öve bitiremez:

“Bunlar en sadık Osmanllılardır. Komitacılarla  hiç ilgileri yoktur. Komitacılardan nefret ederler. (...) Fakat siz bütün Osmanlıların kardeş olmasını kabul edemezsiniz. İşte bakın ufacık bir köy bugünü bayraklarla kutluyor. Kim bilir akşam bu büyük günün şerefine nasıl eğlenecekler ve yaşasın Osmanlılık, kahrolsun bozgunculuk diye bağıracaklar” (Ömer Seyfettin, Bütün Eserleri, 3. cilt, s: 109, Bilgi Yayınevi, 2002; Not: Metin tarafımdan kısaltılmış ve sadeleştirilmiştir.)

Ancak, köylüler onların yüzlerine bile bakmaya tenezzül etmedikleri gibi, subaylar bayrak sandıkları şeylerin de kurutulmak üzere asılmış kırmızı biber dizileri olduğunu büyük bir hayal kırıklığı ile görürler. Zehir gibi acı o biberleri yemeseler bile  “sonsuz bir cehennemin uçurumlarında kalmış günahsız hayvanlar gibi” şallak mallak  geri dönerler. Öykü hem trajik, hem de gülünç bir şekilde sona erer.

Nitekim 1912 de Balkan ulusları ayaklandığında  Osmanlı hazırlıksız yakalanır. Nasıl olsa savaş çıkmaz diye ordu yeni terhis edilmiştir. Acemi askerler ve torpille atanmış dolgun maaşlı paşalardan oluşan   ordu savaşacak durumda değildir. Selanik’teki ordu savaşmadan Yunan birliklerine teslim olur. İstanbul’u almayı hedefleyen Bulgar ordusu ise elini kolunu sallayarak Çatalca’ya, hatta Büyük Çekmece ve Kumburgaz’a kadar gelir! Ancak, İstanbul ve Boğazlar üzerinde planları olan İngiltere ve Fransa Bulgar ordusunun daha fazla ilerlemesine izin vermezler.

29 Eylül 1913 günü Londra’da yapılan barış antlaşmasıyla Arnavutluk bağımsız olur, Selanik, Batı Trakya ve Girit Yunanistan’a verilir, Edirne ve Kırklareli Bulgaristan’a bırakılır… Zaten  8 ay kadar sonra 28 Temmuz 1914 de  Dünya Savaşı patlak verecek,  bu da Osmanlı’nın sonu olacaktır!

İşte  1910larda yaşadığımız  “Balkan Sendromu” şokunun bir benzerini 104 sene sonra AKP döneminde tekrar yaşamaktayız. Kozmik odası deşifre edilen,  komutanlarının yarıya yakını hapislerde çürütülen, moral gücü yıkıma uğratılan Türk ordusu üç beş teröristle baş edemeyecek  hale getirilmiş durumdadır. Bu kere ABD güdümünde Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında -CHP’nin de artık gizlemeye gerek görmediği desteğiyle- Türkiyelilik, Yeni Türkiye, özerklik, federasyon ve açılım süreci gibi içi boş ahmakça dayatmaların  ülkeyi  aynı gülünç ve  trajik  sona doğru hızla sürüklediğini görmekteyiz.

Ömer Seyfettin Kurtuluş Savaşının kazanıldığını ve cumhuriyetin kurulduğunu göremeden 36 yaşında, 1920 yılında aramızdan ayrıldı. Ortak bir  tarih, dil, din, ülkü ve kültür birliği olmayan milletlerin tek bir şemsiye altında Osmanlı  milletini oluşturamayacağını ve Osmanlılık konusunda hayal kurmanın zavallılık olduğunu 1910 yılında yazmış olduğu öyküsünde öngörmüş… Biz 2014 yılında hala Balkan Sendromunun etkisinde rüzgara kapılmış gidiyoruz. Ülke çoktan bölünmüş, parçalanmış kimsenin haberi yok...

Rıfat SOYDAN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1723
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster