Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
59
 

"Kitaplar, Bombadır!"

Başlığı gören belki pek çok kitap dostu, ilk başta irkilip, yazanına içinden gelen her türlü sert eleştiriyi yapacak ve yazının devamını okumak dahi istemeyecek. Bu yazının ana konusu, kitaplar değil aslında. Yaradılışımızın bizlere kattığı en ayrıcalıklı zenginlik olan akıl ve düşünce özgürlüğü üzerine burada birkaç satır paylaşmak istiyorum.

Öyle dönemlerden geçmekteyiz ki, tanınmış bir yazar, bir gazeteci, kısacası bir düşünce insanının; çok hassas bir ülke sorunu üzerine yazdığı bir kitap, bir makale ya da dile getirdiği bir düşünce yüzünden Ceza Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca hakkında davalar açılıp, hapis yatmadığı, hatta suç unsuru olarak kitaplarının toplatılmadığı bir gün yaşanmayagörsün. Ve yalnız savundukları düşünceleri, ideolojileri yüzünden karşıt görüşlerin karanlık odaklarınca faili meçhul bir şekilde katledilmediği bir gün. İçerisinde yaşadığımız salgın sürecinin etkisinden midir bilinmez; yukarıda saydığım olumsuzlukların hiçbirisi bir süreden beri yok hayatımızda. Ne güzel. Salgın her ne kadar yaşam trafiğimizi olumsuz yönde etkilemeye devam etse de, böyle kötü anıları bir nebze olsun unutturabilmeye gücü yetiyormuş meğerse.

"Benim bombalarım, kitaplarımdır.", demişti akademisyen kimlikli bir yazar, geçmiş yıllarda konuğu olduğu bir haber tartışma programının canlı yayınında. Daha önce de yine bir televizyon kanalında program yapan yazar; uğruna yıllarca yargılandığı, hapis yattığı kitaplarını; programın karşıt görüşlü diğer konuğu gazeteciye hiddetlenerek, herkesin gözü önünde yere fırlatmıştı. (Programın ve yazarın adlarını, yazımın ana konusunun önüne geçmemeleri için burada belirtmiyorum.)

Yaradılışımızın bizlere kazandırdığı en değerli zenginlik olan akıl ve onun en verimli mahsulü olan düşünce, ne var ki geçmişte kimi zaman ülkenin yasalarıyla desteklenmiş, sağlamlaştırılmış köklü yapısını tehdit eden bir silaha dönüştürüldü. Geçmişte siyasi hayatı sona eren partilerden tutun da, düşünceleri, ideolojileri uğruna idam edilen siyasetçiler ve öğrenci hareketi liderleri, yine ideolojileri yüzünden sokak arası çatışmalarına kurban giden gencecik üniversite öğrencileri; düşünce silahının her kesimden kurbanları oldular aslında. (Polemiklerden uzak durmak adına daha derinlere girmek istemiyorum.)

Zira bugün de devam ediyor, en büyük velinimet olan düşünceye ve düşünce özgürlüğüne karşı verilen mücadele.

Kitaplar yasaklandı bir dönem bu ülkede. Zaten kitap okuma oranı hayli düşük olan bir ülkede, üstüne kitapların da yasaklanması; bir toplumun, yeni yazarlar ve kitaplarla farklı ufuklara açılmasında en büyük engel oldu. Bende de var o yasaklanmış kitaplardan; kendimi buradan ihbar ediyorum!

Bir nesil, bir dünya şairi Nâzım Hikmet'i okumadan yetişti örneğin. Eserleri yasaklıydı; okutulmadı hiçbir zaman. Şiirlerine, ders kitaplarında hiç yer verilmedi. Yaşam felsefesi anlatılmadı yeni kuşaklara. 

Yalnız Nâzım'ın eserleri değil; ona dair yazılmış, çizilmiş ve yayınlanmış ne eser varsa, hepsi geçti ondan çok sonra bu ülkenin hukuk süzgecinden. (Çizgilerle Nâzım Hikmet; Yazan: Müjdat Gezen Çizen: Savaş Dinçel - Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Yayınları - 1983 - Bu kitabın davası bölümü.)

Nâzım'ın insan sevgisini hiç tanımamış, keşfetmemiş bir nesilden, yıllar geçtikçe gazeteci, yazar, bilim adamı, akademisyen... katli gerçekleştiren eli kanlı "çocuk katiller" çıktı. (Abdi İpekçi - 1979, Turan Dursun - 1990, Çetin Emeç - 1990, Uğur Mumcu - 1993, Metin Göktepe - 1996, Ahmet Taner Kışlalı - 1999, Hrant Dink - 2007, Muammer Aksoy - 1990, Necip Hablemitoğlu - 2002, Bahriye Üçok -1990...)

Kısacası biz "aydın" diyoruz, yukarıda geçen isimlere ve nicelerine. Bu ülkenin yetiştirilecek çağdaş nesillerle aydınlanmasına bir nebze de olsa katkı sağlayan değerli isimlerdi hemen hepsi.

Gazeteciler yargılandı son birkaç yıl. Yargılanmaya da devam ediyor. Kâh gazetelerinde yazdıkları bir köşe yazısı, kâh da konuğu oldukları bir televizyon tartışma programında sarfettikleri bir düşünce yüzünden. Belki geçmiş yıllarda öldürülen gazetecilerin de etkisiyle, bir nebze can korkusundan olsa gerek; yargılaması devam eden birçok gazeteci, çareyi firar edip, başka ülkelere kaçmakta buldu. Birçok gazeteci de özgür düşüncelerinin bedelini; yıllarca çalıştıkları, haber yaptıkları kanallardan, gazetelerden kovularak ödediler. Kimisi de, bu güvensiz ülke ikliminde belki en büyük tutkusu olan gazeteciliği artık ardında bırakarak, bambaşka ufuklara yelken açmak zorunda kaldı.

Geçmişinde yaşanmış bunca kötü anı ve atlatılmış badire olmasaydı, belki bu ülkede çok başka bir iklim yaşanırdı bugün. Karanlıklar aydınlığa çıksın diye, belki kimsenin yanmasına gerek kalmazdı. Ve terk edip, gitmezdi Nâzım çok sevdiği vatanını; şiirleri yüzünden. Vermezdi son nefesini hasret içinde, gurbetin kara toprağında. Belki de Gülhane Parkı'nda, bir ceviz ağacının altında uyurdu şimdi sonsuza dek... 

  • Yazımda belirtmediğim program, yazar ve gazetecinin isimleri:

             32. Gün/ Yalçın Küçük - Şamil Tayyar (2009)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 371
Toplam mesaj
: 100
Ort. okunma sayısı
: 1376
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğdum. Açık Öğretim Fakültesi İşletme Lisans eğitimimi 2005 yılında tam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster