Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '11

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
774
 

"Kuzey Ege" bisiklet turu - günlük - 9 ve Son

"Kuzey Ege" bisiklet turu - günlük - 9 ve Son
 

Geçilmedi...Geçilemez...


Kenan ağabeyimiz bizi balkonda bekliyordu. Geç kaldığımız için merak da etmişti. Kabahat bizdeydi. Sahilde tanıştığımız arkadaşlarla oturup birer çay içmiştik hem de koyu bir sohbete dalmıştık. Vakit nasıl geçti anlayamamıştık. Apartman girişine bisikletlerimizi kilitleyerek emniyete aldık. Sırt çantalarımızı alarak daireye çıktık. Kenan Ağabey ve eşi serpil hanım bizi çok iyi ve içtenlikle karşıladılar. Kendi evimizdeymiş gibi davranabileceğimizi söyleyerek, bizi rahatlattılar. Akşam olmuş, güneşin kızıllığı kaybolmuş, sıcak fakat hafif rüzgârlı bir gece olmuştu. Bizler, sofra hazırlanmasında yardımcı olarak, vakit kaybetmeden yemeğe oturduk.  

 

Zaten ev halkını yeterince zahmete sokmuştuk. Zeytinyağlı ağırlıklı ve mezeli güzel bir sofra önümüzde duruyordu. Ev sahibinin buyurun demesiyle çatalla kaşığı ağzıma götürmem bir oldu. Çok acıkmıştım. Sohbet ederek balkonda açık havada yediğimiz akşam yemeğinden sonra, en son çaylarımızı da içerek odalarımıza çekildik. Gece çok sıcaktı. Resmen yanıyordum. Balkonlu odada yattığım için kapı ardına kadar açık olmasına rağmen fayda etmiyordu. Zar zor uyumuşum. Uyandığımda yine balkonda mis gibi bir kahvaltı hazır bizleri bekliyordu. Neşeli bir havada kahvaltılarımızı ettikten sonra, yola çıkmak üzere kendilerine ilgilerinden dolayı teşekkür ederek vedalaşıp ayrıldık.  

 

Artık geri dönüş yolundaydık. Rotamız, Çanakkale- İzmir karayolu üzerinden geldiğimiz yöreleri direkt geçerek Küçük kuyuya varmak. Haritada ilk durağımız olan Küçük Kuyu işaretlenmişti. İlk etap ta Seksen beş kilometrelik bir yol yapacaktık. Üç yerde mola verecektik. İlk molamızı Gömeç’ te Atatürk Kayalıkları mevkiinde verdik. Çok güzel bir aile işletmesi olan bahçede oturup dinlendik. Çay ve sularımızı içtik. Fotoğraflarımızı çektik. İşletme sahibi Tema Vakfı üyesi olduğu için de bizle epey ilgilendi ve misafir etti. Yola çıktıktan iki kilometre sonra meşhur Gömeç pazarını görmek için yoldan içeriye girdik.  

 

Ama Pazar henüz kurulmamıştı. Biz de vakit kaybetmeden tekrar yola çıktık. Hiç zorlanmadan düz ve virajlı yollardan geçerek mola vermek üzere Karaağaç dinlenme tesisinde durduk. Daha önce gelirken burada durmuş ve çok beğenmiştik. Yorgunluğumuzu attıktan sonra tekrar yola çıktık. Örene geldiğimizde öğleni geçmişti. Ören de hem istirahat hem de bisikletlerimizin bakımını yaptırmak için son molamızı verdik. İşlerimiz bitince hiç vakit vakit kaybetmeden tekrar yola çıktık. Amacımız akşam olmadan Akçay’ a ya varmak ve orada gecelemek, Kamp yapmaktı.  

 

 

 

 

 

 

Akçaya geldiğimizde akşam oluvermişti. Bizler yolda çok fazla oyalandığımızdan, önceden yapılan planımızın dışına çıkmıştık. Kendimize yatacak yer ararken, Akçay Askeri kamp dinlenme tesislerindeki kamp komutanı bize yardımcı oldu. Hemen yanı başlarındaki bir pansiyonda , yer olmadığından dolayı dışarıda kumların üzerindeki şezlonglarda yatmak zorunda kaldık. Hava sıcak olduğu için üşümüyorduk. Ama çevredeki gürültülerden rahatsız olarak uyumaya çalıştık. Sabah kalktığımızda güneş tepemizdeydi. Ben hemen kendimi buz gibi denize attım. Rahatlamıştım ve yorgunluğum gitmişti. Hemen toparlanıp askeri kampın yolunu tuttuk. İzinle içeri girip, kahvaltımızı ettik. Sağ olsun kamp komutanı ve personel bizlerle ilgilendiler.  

 

 

 

 

Akçay, Altınoluk yolunu bitirip Küçükkuyu yakınlarında, denize nazır bir çay bahçesinde son molamızı verdik. Bu yol boyunca hem denize girdik, hem fotoğraflar çektirdik hem de dinlenme molaları verdik. Havanın sıcaklığından dolayı uzun süre süremiyorduk. Bu bakımdan vardığımızda öğlen üzeri olmuştu. Buradan, Küçükkuyu da tatilde olan dostumuza telefon ettik. Bizleri beklediğini, bir an önce yola çıkıp gelmemizi istedi. Bizlerde öyle yaptık. Öğleden sonra saat 17.00 civarında buluşacağımız noktaya geldiğimizde, otelin önünde bizi bekliyordu. Hasretle birbirimize sarılıp, öpüştük. Erdem bey, eşi ve iki erkek çocuğu oraya kısa bir tatile gelmişlerdi.  

 

Yolumuz üzerinde olduğu için de bizleri misafir etmek, ağırlamak istemiş. Bizde bu jestinden dolayı kendilerine memnuniyetimizi bildirdik, teşekkürlerimizi sunduk. Birlikte deniz sefasından sonra, sohbet etmek üzere kaldıkları odanın önündeki bahçeye yerleştik. Akşam oluvermişti. Akşam yemeği için restoranda yerlerimizi aldık. Ailecek, hep birlikte bol menülü, açık büfe yemeklerimizi iştahla yedik. Yemekten sonra kahve faslına geçtik. Uzun uzun oturduk. Saat 23.00 ‘ e doğru izin isteyerek ayrılmak zorunda kaldık. Ayrılırken de “ Yer bulamazsanız, burada misafirimsiniz “ diyerek bize tembihte bulundu.  

 

 

 

 

Küçükkuyu da bir müddet dolaştıktan sonra, yatacak yer bulamamıştık. Dostumuz Erdem beyin sözü aklımıza geldi ama geç saatten sonra kendisini ve ailesini fazla rahatsız etmek istemedik. Küçük kuyu çıkışında Opet benzin istasyonuna vardık. Gecelemek için izin istedik. Çalışan personel, her türlü yardımı bize yaparak bu imkanı sundu. Beton üzerine mukavvaları koyduk, onun üzerine de yanımızda taşıdığımız mat ‘ ları koyup, gecenin geç bir saatinde yarım yamalak uykuya daldık. Açık ta olduğumuz için tehlikenin nereden geleceğini bilemiyorduk bu yüzden temkinli uyumak zorundaydık. Sabah olduğunda her yerimiz tutulmuştu. Kendimize gelebilmek için kısa bir sabah sporu yaptık. Bedenimiz açılsın diye. Hazırlanıp saat 07.00 gibi yola çıktık.  

 

Önceden keşfettiğimiz kısa yoldan Assos oradan da Behramkale ye varacağımızı planladık. Anayoldan ayrılarak her tarafı yine zeytin ve meyve ağaçları dolu yollardan geçerek, dik ve yokuş yukarı hep çıkıyorduk. Behram kaleye vardık. Çok dik ve yokuşlu yollardan gittiğimiz için çok enerji ve güç sarf etmiştik. Kaz dağlarını tırmanmıştık. Yaklaşık otuz kilometre yolu yorgun ve uykusuz olarak o sıcakta ve susuz yaya gitmiştik. Çok bitkin bir haldeydik. İşte buralarda ben artık sinirden isyanları oynuyordum. Karanlık dağlardan sonra bir de Kaz dağları… Hem de gündüz vakitte, güneşin altında ve yoğun bir sıcaklıkta…  

 

Her ikimiz de perişan olmuştuk. Behram kaleye vardığımızda yine meraklı bakışlar etrafımızda toplananlar oldu. Aç olduğumuzu anlayan büfeci hemen bize birer porsiyon gözleme ve yanında ayran getirdi. Arkasından kana kana suyumuzu ve çayımızı içtik. Masa da uyukluyorduk. Tam öğlen saatiydi ve sıcak kavuruyordu. Çok kalabalıktı, ha bire tur otobüsleri geliyor, yolcularını bırakıyorlardı. Bizler daha fazla dayanamayıp kestirme yapmak üzere masaya başımızı koyduk. Kolay değil yine 48 saattir uyumuyorduk. Üzerimizden yorgunluğumuzu atamadan, hazırlanıp yola koyulduk.  

 

Buradan sonra ilk durağımız Ayvacık ve bu yol üzerinden Ezine… Ezine de kalmayı planlamıştık. Orada Öğretmenler evi vardı. Dinlenebilecek ve yorgunluğumuzu atabilecektik. Bu hayallerimizle tekrar vedalaşıp yola koyulduk. İlk önce Behramkale’den sonra varacağımız yeni yapılan otoyol. Yaklaşık 11 kilometrelik bir yol gittikten sonra yeni yol sapağına geldik. Çanakkale –Balıkesir –İzmir bağlantılı karayolu. Harita üzerinde bulamadık. Yeni yapılmış. Asfalt ve gidiş geliş üç şeritli bir yol. Paralı otoban gibi. Tekerlekler yağ gibi kayıyor. Üç kilometre kadar zevkli bir yolculuk yaptık. Bu arada suyumuz ve yedek su da bitmişti.  

 

Nasıl olsa yeni yol, elbet bir dinlenme tesisi veya benzinci bulur, doldururuz diye düşünmüş, o sıcakta sularımızı kana kana içerek tüketmiştik. Bu bir rüya diye düşündüm. Önümüzdeki yolu görünce, uykudan uyandım ve kendime geldim. Çünkü gideceğimiz yol alabildiğine dik ve virajlı. Yorgunluktan süremiyorduk ve çok sıcaktı. Gölgeleneceğimiz ne bir ağaç ne de bir yer vardı. Yolun her iki yanı da kayalık, taşlık ve maki bitki örtüsü ile kaplı bir yol. Kâbus yeniden başlıyordu. 15 kilometre kadar yürüdükten sonra, bayır aşağı yola geldik. Artık gücümüz kalmamıştı.  

 

Fakat yılmıyorduk. Başarmalıydık. İsteğimiz, azmimiz ve cesaretimiz yeterince vardı. Dönemeç gibi bir yerde, uzun bir kavak ağacına rastladık. Etrafta başka ağaç yoktu. Fakat ben boyuna söyleniyordum “ Allah’ım bir gölgelik yer “ İnancım bana yardım etmişti. Bisikletlerden inip, hemen ağacın dibine geldik. Yan taraf uçurum ve kayalıktı.  

 

Kendimizi emniyete aldıktan sonra orada püfür püfür esen ağaç altında bir saat kadar uyumuşuz. Yorgunluk ve susuzluktan kendimi saman gibi olmuş otların üzerine uzandığımı biliyorum. Sonrası hatırlamıyorum, uyumuşum. Fikri hocamın beni kaldırarak yola çıkmalıyız diye seslenişi duydum. Biraz kendime geldikten sonra yola çıktık. Çok uzun bir süre dik yokuş çıkmış, yürümüştük. Artık bayır aşağıya inecektik ve pedal çevirmeyecektik. Uzun bir müddet gittikten sonra, sağ tarafımda üstü kapalı bir bağ dinlenme yeri gördüm. Mola vermek için durduk. Sağ olsun bağ sahibi oraya hamağını bırakmış, biraz ileride tarlalarında çalışıyorlardı.  

 

Hemen hamağa çıkıp uzandım. Fikri hocam da orada duran birkaç iskemleyi birleştirip üzerlerinde uyuya kaldık. Yorgunluktan, uykusuzluktan ve susuzluktan, bunaltan sıcaklıktan çok uykumuz geliyordu. Neredeyse 72 saattir uyumamıştık. Bir araba sesi ile uyandık. Gelen bağ sahibi idi. Kalktık, merhabalaşıp sohbete koyulduk. İlk lafım suyun var mı? Diye oldu. Kalktı, içeriye bir yere girip vanayı açtı. Oradaki hortumdan buz gibi su geliyordu. Dakikalarca altında kaldıktan sonra yedek sululuklarımızı doldurduk. Defalarca hortumla banyo yaptık. Ancak kendimize gelebilmiştik. Başladı bize hayat hikâyesini anlatmaya…  

 

Bize ilginç geldi… Üç dönümlük yerini karayolları almış ve kendisine 8 milyar para ödemiş. O parayla tarlasını ekmiş, büyütmüş. Arkadan bir petrolcü gelmiş, senin burası müsait… Gel bana ortak o, l arazi yine senin… Senle birlikte Benzinci tesisi kuralım demiş. Kabul etmemiş… Şimdi tarlasını daha da büyüterek sebze, meyve yetiştiriyor ve satıyor. Baktık koyu bir muhabbet içindeyiz, bitecek gibi değil… Biz izin isteyerek yanından ayrılıp yola koyulduk.  

 

 

Yolumuz çok düzgün, ne bir yokuş ne bir viraj var. Bu halde Çanakkale- Balıkesir karayoluna kadar geldik. Yol sapağında biraz durduk ve mola verdik. Üstümüzü başımızı değiştirdik. Kasklarımızı, dizliklerimizi, bilekliklerimizi ve eldivenlerimizi tekrar taktık ve yola çıktık. Her ana yola çıkışımızda bütün bunları yapıyorduk. Her an tehlikelerle karşılaşabilirdik. Araç geçişleri çok fazla oluyordu. Akçay’ın içine girmek istemediğimizden yolumuza devam ettik. Yol kavşağında Trafik ekipleri yol kontrol noktasında durmuş hatalı sürücüleri denetliyordu. Onlarla selamlaştıktan sonra yolumuza tekrar devam ettik. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Uğursuzluk mu desem, nazar mı değdi desem… Ne desem bilemiyorum…  

 

 

Akçay çıkış kavşağından Çanakkale- İzmir Karayolunun, Çanakkale ye gidiş istikametinde 8 kilometre sonra bayır aşağıya trafiğin ters istikametinde ( Normali budur ) temkinli olarak iniyorduk. Saat akşamüstü 19.00 civarıydı. Karşıma virajda aniden en solda, yani bana göre sağımda bir traktör belirdi. Beni görmesine, ona biraz soldan git diyerek işaret etmesine rağmen üzerime üzerime geldi… Ben aniden çok sıkı bir fren yaparak durdum ve kendimi yan su geçiş kanalına attım. Durmasaydım kesin beni götürmüştü. Yokuş yukarı çıktığı için aşağıdan bayırdan kaptırmış yaklaşık 30 kilometre hızla gidiyordu. Bulunduğum yer tehlikeliydi. Ben kendimi toparlayıp, yaklaşık yirmi metre kadar gittikten sonra durdum. Yol arkadaşımı bekliyordum. Arada keskin bir viraj olduğu için onu göremiyordum. Aradan beş dakika geçti ben merak ederek geri döndüm. Yaya olarak yokuş yukarı çıkarken birden cep telefonum çaldı. Alo… Efendim, ben Ergun, buyurun… Merhaba… Arkadaşınız bisiklet kazası geçirdi… Bizlerde yardımcı olmak için durduk… Hemen gelin… Telefonu kapattı… Hemen aceleyle yokuş yukarı kan ter içinde tırmandım. Uzaktan baktığımda… Traktörün arkasından giden Tır Yolu kapatmış… Tırın önünden giden Truva seyahat Otobüsü de geliş yolunu kapatmış. Fikri hocam arada yolda yatıyor. Bisikleti bırakıp yanına koştum. Neyse ki nefes alıyor ve şuuru yerindeydi. Truva seyahat otobüsünde tesadüf bulunan bir hemşire ilk yardımı yapıyordu. Otobüs şoförü, yardımcıları ve içindeki yolcular seferber olmuş hep birlikte arkadaşımızı rahat ettirmeye çabalıyorduk. İlk müdahale Truva seyahat tarafından yapılarak mutlak bir önlem alınmıştı. Arkadaşımın ilk görünüşüne göre bilekten kolu kırılmış gibi görünüyordu. Çünkü sol Kolunu ve elini oynatamıyordu. Hemen Acil Ambulansa ve jandarmaya haber verildi. Biraz gecikmeyle de olsa bizi buldular.  

 

Fikri hocamı Ambulansa yerleştirdikten sonra, ben bisikletlerimizi Truva seyahat otobüsüne koydum ve beni Akçay Otobüs terminaline kadar getirdiler. Hemen inip, terminal müdürü ile görüştüm. Durumumuzu anlattım. Bizimle ilgilendiler ve yardım talep ettiler bende kabul ederek bisikletlerimizi ve eşyalarımızı emanet edip, çaprazında kalan Akçay devlet hastanesine koştum. Arkadaşımı Acile almışlar, röntgen filmlerini çekerlerken buldum. Doktoru ile görüşüp bilgi aldım. Merak edilecek bir şeyi olmadığını, el bilek kısmından üç kırık ve iki çatlak olduğunu, hafif sıyrıkları bulunduğunu anlattı. Ama iç kanama olur mu ihtimaline karşı bizi Çanakkale Devlet Hastanesine Ambulans ile hemen naklettiler. Nakletmeden önce, eli alçıya alınmış, gerekli tetkikler yapılıyordu. Bu arada Ben de Jandarmayla görüştüm. Kendilerine istenilen bilgileri verdim. Sonra hareket ettik. Yaklaşık bir saat sonra Çanakkale Devlet Hastanesine ulaştık. Hemen acile aldılar. Yeniden kontrolden geçirdiler. Ne olur ne olmaz diyerek de arkadaşımı o akşam müşahede altında tuttular. Sabah olduğunda ikimizde iyi bir uyku çekmiştik. Ben ve arkadaşım karşılıklı yataklarda uyumuş, biraz olsun dinlenebilmiştik. Tekrar doktor kontrolünden geçip, geçmiş olsun diyerek bizi taburcu ettiler.  

 

Fikri hocan ve ben sabah sabah Çanakkale sokaklarını ağır adımlarla ilerleyerek limana doğru yürüdük. Truva seyahat bürosuna girdik. Durumumuzu anlattık. Bize yardımcı oldular ve İstanbul dönüş biletimizi aldık. Kalkış zamanına kadar olan iki saatlik bir süre vardı. Zamanımız çoktu. Öğretmen evine gidip, yemek yedik, sahile inip çayımızı içtik. Sonra sahilde demirlenmiş bulunan Nusret Mayın tarama gemisini ziyaret ettik. Kalkış vakti gelince, terminale gittiğimizde otobüsümüz gelmişti. Biz binip yerimizi aldıktan on dakika sonra hareket ettik. İstanbula gelene kadar ben ve arkadaşım bütün yol boyunca uyuduk. Vardığımızda saat gecenin 23.00 idi. Doğrudan bize gidip, yemeğimizi yedik, çaylarımızı içtik, biraz sohbet ettikten sonra, fikri hocam evine gitmek istedi. Ağrıları olduğundan rahatsız oluyordu. Vedalaşıp onu yolcu ettim. Ben de ailemle hasret giderdim. Sonra günün vermiş olduğu yorgunluktan dolayı kendimi yatağa attım. Ertesi gün öğleden sonra saat 15.00 ‘ e kadar uyumuşum.  

 

Uyandığımda bir rüya gördüm sanki… Kısaca, arkadaşımla uzun bir yola bisiklet ile çıkmışım, epey bir yer gördükten sonra geri dönmüşüz. Bu arada arkadaşım bisiklet kazası geçirmiş, onu hastaneye kaldırmışım… Ama bu bir rüya değildi. İnanmıştık, isteğimizi gerçekleştirmiştik, amacımıza ulaşmıştık, engelleri aşmıştık. Cesaretimizi hiçbir zaman kaybetmemiştik. Sonuç olarak başarmıştık. Önemli olan adım atmaktı. Bizlerde öyle yaptık. Tavsiyemiz, yaşamınızda pes etmeyiniz. Nerede olursanız olun, ne şartlar altında bulunuyorsanız bulunun, ne iş yaparsanız yapın… Önce yapacağınız bir işle inanın… İstekli olun… Sonra Azimle çabalayın… Arkasından cesaretiniz artacak… Başaracaksınız… Engelleri aşacaksınız… Önemli olan ilk adımı atmak… Gücünüzü sınırlamayın… Zaten gerisi geliyor… Hepinize Mutlu yaşamlar dileriz. S O N Saygılarımızla, Ergun Oskay ve Fikri Tırpan  

 

 

 

ergun-oskay.blogspot.com/ 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 514
Kayıt tarihi
: 03.07.10
 
 

Uzun Yol Tur Bisikletçisi. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster