Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
307
 

"Olmadı bi' şey..."

"Olmadı bi' şey..."
 

Yüzünde bin bir mana...


Arabayı kaldırıma yanaştırmak için manevra yapıyorum; gözüm yan, arka dikiz aynalarında. Yanımda babam oturuyor. Bankaya geldik, babamın işi var. Gözleri az görür olduğundan beri, yaşı da ilerledi, onun şoförü benim; dışarıda her işi olduğunda, birlikteyiz. Her zamanki gibi, ben ve O, arabayı ikimiz de kullandığımız için park yapmakla meşgulüz; babam, yana, arkaya, park etmiş araçlara bakıyor, "aman çarpmayalım" diye(!)...

Göz ucuyla yandaki kaldırımdan bize doğru gelen birilerini gördüm. Çöplerden atık toplayan bir kaç kişi, torbasına karton, mukavva, hurda olabilecek onu bunu yükledikleri büyük bir el arabasıyla geliyorlar.

İki arabanın arasına park edeceğim için önde duran arabanın yanına iyice yapışmış, vitesi geriye takmış, direksiyonu sonuna kadar kıvırmış, gaza yavaşça basarak arkaya doğru gitmeye hazırlanmışım. Gelenleri gördüm ama onlar da beni görmüş olmalı diye, gaza hafifçe bastım, araba direksiyon marifetiyle girmesi gereken yere yanaşıverdi. Şimdi olduğu yerde, ufak manevralarla, diğer arabaları düşünüp düzgünce durdurmak lazım arabayı... demeye kalmadan, gelen tehlikeyi gördüm:

Biz o boş yere girmeden önce yola son kez bakmış, sonra yanındakiyle konuşmaya dalıp, kaldırımdan ineceği boş yolun arabayla dolduğunu görmemiş, şu anda açıkça farkettiğim gibi, henüz çocuk yaştaki kız, omzunda taşıdığı iki tekerlekli arabayla hızla, bize doğru ilerliyor! "Dur! Gelme gelme!" demem boşa, arabanın camları kapalı, duyulmaz; babamın el kol hareketleri, bağırışları da... Kornaya basmayı da o şaşkınlıkla akıl edemedim. Saniyeler içinde, çocuk, küçük omzundan taşan el arabasının uzun demir kollarıyla arabanın yan kapısına hızla çarptı! Çatırtılı bir çarpma sesinin ardından, el arabası, bize çarptığı hızla çocuğa doğru geri fırladı! Yani el arabasının demir çerçevesi ve kolları, aynı hızla çocuğa çarptı!

Hemen arabadan fırladık; babam çocuğa şöyle bir göz atıp arabanın çarpılan kapısına bakmaya, ben çocuğa... Arkasında annesi midir, gençten bir kadın varmış, bir kadın daha, yanında, kızdan daha küçük başka çocuk; bize çarpan kız, koluna sarılmış "uff!"luyor!

Yüzünde bin bir mana var... Korku, şaşkınlık, can acısının yüzüne yansıması var tabii de, bu yüzde başka bir şey var ki, benim içimi parçalıyor: Şımartılmaya, sevilmeye, ihtimama alışmamış bir çocuğun, acısını göstermeye çekinirmiş; suratını ekşittiği için azarlanacağı korkusunu çok çekmiş de, göstermemeyi öğrenmiş gibi bir ifade... Arkadan arkaya, "Bu durumdan ne gibi bir menfaat çıkarabilirim; yaptığım hataya nasıl bir kılıf uydurursam, olası kızgınlıktan paçayı sıyırırım?" hesabı seziliyor.

Kadının yüzündeki ifade de, bunlara yakın ama O, çocuğa göre daha pervasız... Gerekirse tırnaklarını çıkaracak, üste çıkacak ama benim çocuğa yönelmem, O'nu durdurdu.

Bu henüz genç olamamış kız çocuğuna koşup, "N'apıyorsun sen!? N'aptın koluna?! Başka yerin acıyor mu?! Bak gördün mü önüne bakmamayı, çarptın, olan kendine oldu! Aç bakayım kolunu, aç! Görelim n'oldu?!" diye yüksek sesle söylenmeye başladım. Arada kadına dönüp, "Niye arabayı küçücük çocuğa veriyorsun?! Kendin taşısana!" diye azarlıyordum, benden hayli küçük yaştaki kadını... Kadın bir yandan, "Olmadı bir şey..." diyor, bir yandan kendini, beceriksiz kelimelerle savunuyor. Kızgınlaşmış yüzüm, korkunç görünüyor olmalı ama anladı ki yüreğim yufka, zararsızım...

Bu arada oradan geçen bir vatandaş, bizi izliyor; babamla arabayı inceliyorlar bir taraftan. Adam, yanıma yanaştı, karşımda kaş göz ediyor bana doğru, "boş ver, düşme üstüne, başına iş alırsın, ilgilenme, tepene çıkar sonra, üste para bile ister bunlar şimdi!" der gibi...

Adama aldırmadım; havanın henüz soğumakta olduğu bu sonbahar öğleninde, üstünde dirseği yırtık, beyazı çoktan kaybolmuş bir yün bluz, eski, dökük bir yeşil yeleğin koruduğu sırtını acıyla kamburlaştırmış, kolunu ovuşturmakta olan kıza sormaya devam ettim: "Omzun, göğsünde var mı bi şey?! Off ya, nerden çıkıverdin, çarpıverdin, insan önüne bakmaz mı?! Konuşsana çocuk!..."

Babam, "Kapı olduğu gibi göçmüş, bu çizik derin, tamire gidecek mecbur!" deyip uzaktan, "Gel ya, bi şey olmamış işte, ne bakıp duruyorsun, ısrar ediyorsun?!" diye bana kızdı. "Yani, bu insanlar, yolda yürümeyi bilmiyorlar! Şu arabanın haline bak! N'olacak şimdi? Bir sürü iş, masraf!" diye söylene söylene, beni de çağırıp arabaya bindi tekrar. Vatandaş da, beni kolumdan iter gibi bir gayret içindeydi zaten; ben de bindim arabaya...

Babam hâlâ söyleniyor, ona da kızdım, "Yaa baba, sen de arabaya bakıyorsun, herhalde bu insanlardan para isteyecek halimiz yok, olan olmuş, orda bir çocuğun canı var, sen burda..." diye sızlandım. Babam da bana kızdı, "Çocuğa bir şey olacağını anası düşünseydi, hem bi şey olmadığı belli, numara yapıyor belli ki, kızarız diye korktu. Sen de fazla hassassın! Tabii düşünürüm arabayı...hadi bakım, hadi masraf, kaç gün arabasız n'apıcaz biz!?" diye, saflığımı yüzüme vurdu. Ben direndim, "Ya peki o arabanın oku, çocuğun şah damarını kesseydi, boynunu delseydi, çocuk ölseydi, yine böyle konuşacak mıydın?!!"...

O zaman sustu babam... "Yaa, iyi ki öyle bir şey olmadı!" dedi. Ben, " Bir can var bir tarafta, kim düşünür arabayı, kapıyı?!" diye, onun yerini çok iyi bildiğim, yüreğinin yumuşak yerine dokundum. Sakinleşti, düşündü, "Haklısın..." dedi; sonra bir iç çekip, " Hem kasko var nasılsa, masrafı düşünmeye de gerek yok. İnsan kıyamıyor arabasına da... Amaaan olan olmuş, tamir olur gideeer!..." dedi. İçim O'na minnetle şefkat karışık, aynı duyguyu nihayet paylaşabilmenin huzuruyla doldu.

Biz konuşurken olayın diğer kişileri çoktan gitmişlerdi. Arabanın içinde birden babama döndüm, "Biz niye geri bindik arabaya şimdi?! Bankaya gitmicek miydin sen?!!" dedim. Bir kahkaha attı, geçirdiği felcin tarazlandırıp çınlattığı bir sesle, " Yaa, akıl mı kaldı bizde yaa?! Nevrimizi döndürdü namussuzlar!" diye dolu dolu bir küfür savruldu ağzından...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ah sevgili Tuğba hanım ah...Güzel ülkemden insan manzaraları...Güzelim çocuklarımızı heba ediyoruz.Ne güzel yazmışsınız.Yufka yüreğinizden öpüyorum sizi.Kucak dolusu sevgiler yolluyorum bir de...Gönüldeş olduğumuz hisleriyle...

fisun gökduman kökcü 
 22.04.2018 1:59
Cevap :
“ Gönüldeş”... İncecik bir şaire yakışır tabii böyle bir kelime. Kısaca özetleniveren binbir duygu... ne güzel! Gönülden teşekkürlerimle sevgiler Fisun Hanım!  23.04.2018 2:35
 

Ülkemin kanayan yaralarından biri maalesef küçücük yaşlarında sokakta çalıştırılan çocuklar sizde karşılıklı duyguları çok güzel kelimelere dökmüşsünüz, teselliside olay kötü olsada sonucunun çok kötü olmaması.Sevgilerimle.

sevtap özkahraman 
 07.05.2012 14:18
Cevap :
Kötü ki hem nasıl! Kışın da bir kaç çocuk ısınacağız diye ateş yakıp yanma tehlikesi geçirmişler ve çevreyi yakma tabii! Son zamanlarda zaten, sadece çocuk görüyorum. Büyükler onları dağıtıyormuş sabahtan, sonra topluyorlarmış. Çok üzücü durumlar gerçekten... Duygularımı paylaşan yorumunuz ve ilginiz için çok teşekkür ederim Sevtap Hanım! Sevgilerimle...  07.05.2012 19:09
 

Sayın Rami Aydın. İkinci yorumunuz, benim bir hatam sonucu silindi ne yazık; özür dilerim. Fakat bu yorumunuzda, İngiltere'den yazmış olduğunuzu belirtmiştiniz ve uzak mesafeden yazıma göstermiş olduğunuz yakın ilgi, beni çok mutlu etti. Teşekkür ederim!...

Tuğba Şardan 
 19.03.2012 1:07
 

Bugünün dünyasında hemen her yerde, her anda görülebilecek hafif de olsa; maddi, manevi ve vücutca büyük bir zarara sebep olmasa da bir kazanın yaratacağı ani şoklar ve çok çesitli duygular ne kadar sade ve güzel bir üslup / stil ile anlatılmış. Sanki siz de o olayı yaşıyormuş gibi heyecanlanıp, sinirlenip, bazan sakinleşip, bazan kızıp küfrediyorsunuz ve hatta - bazan da gözleriniz dolup duruyor. Zavallı çocuğun heyecanı, korkusu da içinizi sızlatıyor. Zarar gören tarafta insancıl duyguların hakim olduğunu görmek ne kadar rahatlatıcı ise, takdir ve tebrik gerektiriyorsa da sorumsuz davranışları ile maddi zarara; huzur ve sinir bozukluğuna sebep olanların vurdumduymazlığı da insancıllık yönünden o kadar ümitsizliğe sebep oluyor. Özür dilemek, teşekkür etmek gibi kavram ve davranışlar olduğunu ve bunların taraflarda sakinleşme, sulh ve sükun yaratacağını da milletce ne zaman öğreneceğiz acaba diye sormaktan da kendimizi alamıyoruz. “Baba – Kız” a takdir ve saygılarımızı sunarız

Rami AYDIN 
 18.03.2012 23:32
Cevap :
Bu öyle bir durumdu ki Rami Bey, karşımızdaki yetişkin kişi, kendi evladının canına bile değer vermezken, ondan özür ya da teşekkür beklemeyi düşünemedim bile! Şu dünyada işgal ettiği yer hakkında bir fikri bile yoktu sanki. Haklısınız, olması gereken tutumlar, tam da sizin belirttiğiniz gibidir ama... Böyle olası durumlara karşı, hep de yayaları gözlerim trafikte ya, o gün bir boş anıma gelmiş olmalı. Beni onurlandıran, duygulandıran, düşündüren yorumunuz ve yazıma katkınız için teşekkür ederim! Saygılarımla!...  19.03.2012 0:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 171
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3648
Kayıt tarihi
: 07.06.09
 
 

İyi bir okurum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster