Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
18702
 

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine"

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine"
 

benden


"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" demiş şair Nazım Hikmet Ran. Ne kadar reddedilemez güzellikte bir şiirsel arzunun gerçekliği değil mi? Oysa söz konusu arzunun, yani insan, ağaç ve orman benzetimindeki şiirsel gerçekliğin somutlaşmış bilgisi hiç de öyle değildir.

Her şeyden önce insan ağaç değildir; ağaç gibi yeryüzünün sabit bir alanına bağlı değildir. Hareket özgürlüğü vardır ki, bir ağaç gibi tekil olsa da doğal olarak ağaçtan daha özgür olabilmelidir. Ayrıca ağaç bir başka ağaca muhtaç olmadan tek başına yaşayabilir; oysa insan kendine has tekil bir şahsiyet olsa da tek başına yaşayamaz. En önemlisi de bir ormanda ağaçlar asla kardeşçe yaşamazlar. Her ağaç ve her bitki güneşten ve topraktan daha çok faydalanmak için var olduğu alanı sırf kendisi kaplamak ister ve büyüyüp çoğalmasını buna göre biçimlemeye uğraşır. Ormanda yüksek rekabet vardır. En köklü, en dallı ve en uzun olabilen en güçlüdür ve en geniş alanı mülkiyetine alır. Bir ulu meşenin altında ikinci bir ulu meşe bulunmaz.

Yaşamak vicdan gibi tek ve hür ve merhamet gibi kardeşçesine… diyebilirim demesine de, vicdansız ve merhametsiz gerçekliği neyleyim? Onun da var olma hakkı her ne kadar bir gereksinim gibi durmasa da sanırım doğanın diyalektik azizliğinin bir zorlaması. Ne işe yarar vicdan ve merhamet, olmasa vicdansız ve merhametsiz? Demek ki insanlık hünerinin amacı vicdan ve merhameti işlevsiz bırakabilecek bir toplumsal yaşam biçimi oluşturabilmek olmalıdır. Öyle ki, insan gibi tek ve hür ve bir insanlık gibi dost olabilsin yaşamak...

Ben aslında şiirin doğal gerçeklikten örnekleme yapmadığı noktasına vurgu yapmak istiyorum. “Orman kanunu” deyişindeki gerçekliğin hakkını vermek istedim. Ormanda insan ahlâkıyla aynılaşan bir kardeşlik ortamı yoktur. Ormandaki doğal ekolojik denge ideal insan toplumuna örnek yapılamaz.

 
Ormanda veya herhangi bir doğal ortamda varoluş yasalarının dayattığı zorunlu içgüdüyle oluşan birliktelik vardır. İnsan toplumu doğal olarak olgulaşan bu zorunlu birliktelik düzeyini geçmiştir; artık kendi doğasını tasarımlayabilir, düşünme yeteneğiyle içgüdüsel zorunlu birliktelik (kardeşlik) bağlarını çözümleyerek (çözerek değil) bilinçli ve gönüllü özgür bireyler arası işbirlikçi ilişki sistematiğiyle örgün bir toplumsal yaşam ortamı kurabilir olmuştur. Yani insan toplumu orman kardeşliğinden ileri özgürlükte bir yapılanma aşamasındadır.
 
Aslında hiçbir şiir gerçeğin yüz aynası değildir; şiir gerçeğin sihirli aynasıdır… Bu yüzden şiirsel gerçeklik aynen somutlaşamaz. Esas olan şiirin özünde saklı insani dilektir. Bu bakımdan ele alınca, "yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" şiirselliğindeki insani dileğe hiçbir sözüm olamaz; burada orman kardeşliğinin, veya kardeş ağaçların oluşturduğu ormanın ekolojik denge huzurunu sağlayabilen insan toplumu arzulanmaktadır. Benim bu şahane dizeden duyumsadığım mana böyle olsa da, insan toplumunu ağaç ve ormanla özdeş bir yapılanımdan ileri düzeyde hayal etmek isterim. Çünkü ağaç ve orman kendi gerçekliğini oluşturan çevresel koşullara bağımlı olduğundan asla hayallerim kadar hür ve kardeşçe var olamaz. Oysa insan kendi var oluş koşullarını düzenleyebilir ve oluşturabilir olmasıyla kendi yaşam ortamını tasarlayabilen muhteşem bir candır. Doğal içgüdü, yani “orman kanunu” boyunduruğuyla güçlünün ağa-beyliğinde kardeşçe yaşamaktan ileri geçip, tarihi insanlık bilinci ahlâkıyla hakkaniyet temeline oturtulan çıkar işbirliği tasarımıyla oluşturulmuş insan toplumunda en olası özgürlükte bireysel takılmak isterim…
 
Ağaç orman ilişkisini kanımca bir nevi birey toplum ilişkisi olarak değerlendirebiliriz. Doğayı genelde dinamik ve bütünsel ekolojik dengeler sistemine; toplumsal yapıları ise emek/sermaye/otorite/ sistemi üzerine oturtabiliriz. Ben insanların ve toplumların bu açıdan kendi dengelerini oluşturduklarını ve bu dengelerde göreli bir bireyciliğin veya toplumculuğun ağır bastığını düşünüyorum. İdeal olan çatışmasız bir birey ve toplum var oluşunu sürdürebilecek dengeyi tutturmaktır.
 
Doğada rekabet vardır ve bu doğal evrim yasaları içinde kendiliğinden cereyan etmektedir. Sanırım insanı doğadan ayıran nokta bu doğallıktan ayrı var olabilmesiyle başlıyor: doğal evrim yasalarının işlevsel sonuçlarını beklemeden teknolojik bilgi ve kültürüyle kendi yaşamsal ortam doğasını tasarlayabilir olması insanın hem üstünlüğü hem de acizliği olabilmektedir.
 
Acizliğin başladığı nokta insanın kendini doğanın efendisi sandığı andır. Doğayı istediği gibi biçimlendirebileceğini sanan bir efendilik taslamasıdır. Oysa insanın üstünlüğü, doğal ekolojik varoluşun bilgisini öğrenip kendi uygarlığının kardeşçe sürdürülebilir doğasını oluşturmada kullanabilmesinden ibarettir.  Yoksa ağaçlar ne hür olmayı, ne orman kardeşliğini bilirler. Ancak insan bir orman kardeşliği içinde ağacı tek ve hür var edebilir...
 
Bilmeliyiz ki, şiir gerçekliğin kendisi değildir; şiir güzelliğin gerçeği olmak isteyen insanın sesidir.
 
Yaşamak bir insan gibi tek ve hür
ve bir dolu dünya kadar kardeşçesine... Bizim olsun bu hasret.
 
Muharrem Soyek
***
 
DAVET
 
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
 
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
 
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim....
 
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
 
Nazım Hikmet
***

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Doğa, insanoğlunun kendine yaptığı her kötülüğü misliyle ona iade ediyor zaten. Bir de insanoğlu bunu anlayacak kapasiteye bir ulaşabilse çok geç olmadan...

Melek Koç 
 02.05.2013 22:40
Cevap :
Doğaya olan ihtiyacımızda dolayı biz bozulan ekolojik dengenin getirdiği sorunları doğanın bizden intikamı olarak adlandırsak da, bence doğanın intikam mintikam hele de insan varlığı hiç umurunda değildir. Doğa bozulur, insan yok olur, ve doğa yeniden kendisini yaratabilir. Doğanın bize ihtiyacı olduğundan değil, bizim ona ihtiyacımız olduğundan doğal ortamı kollayıcı bir yaşam tarzı sürdürmeliyiz; Tıpkı dileğiniz gibi, anlama vaktidir eko-insan olabilmeyi...  03.05.2013 15:24
 

Yazılarınızı okudukça değişik ve derinliği olan,biraz filozofik düşünce dünyasının kapıları aralanıyor.

Kerim Korkut 
 23.04.2013 20:56
Cevap :
Teşekkürler.  28.04.2013 13:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 464
Toplam yorum
: 1767
Toplam mesaj
: 232
Ort. okunma sayısı
: 734
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster