Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1001
 

12 Eylülde neden hayır diyeceğim

12 Eylül 1980 ihtilali esnasında çocuktum. İhtilal öncesi meşhur haber spikeri Mesut Mertcan'ın bıyıklı ve koyu gözlükleriyle haberleri sunması ve her akşam, çatışmalardan, gösterilerden, ölümlerden, suikastlerden bahseden görüntüsü hayal meyal hala gözümün önünde. O zamanlar hiç sevmezdim haberleri, çünkü hep kara haber verirdi. Evde annemin, babamın hep suratları asılırdı haberler izlenirken. Bazen komşular bize misafirliğe gelir, ciddi ve sessiz bir şekilde Mesut Mertcan dinlenir, haberler bittikten sonra da ne olacak bu memleketin hali konuşmaları yapılırdı. Haberler başlarken sanki evin içine kasvet çökerdi. Ya da ben o anki çocuk psikolojimle beynimde yaratıyordum kara bulutları.

Bir gün Haydarpaşa'dan Karaköy'e giden bir gemiye binmiştik. Gemi yol aldıktan sonra acı bir ses duydum. Ortalığı inletiyordu. Korkuyla etrafıma, babamın yüzüne bakmıştım. Vapurdaki herkes, babam dahil, gözlerini sesin geldiği yöne dikmiş sessizce seyrediyordu. Ses git gide arttı, arttı ve bunun yanımızdan hızla geçen bir başka vapurdan geldiğini gördüm. Siren durmadan çalıyordu ve o hep merak ettiğim kaptan köşkünde bir sürü kalabalık vardı. Birisi köşkün camından beline kadar sarkmış bizim bindiğimiz vapura doğru haykırıyordu. Bizim vapurdakilerden hiç kimseden ses çıkmıyordu. Korkmuştum, şaşırmıştım. O anda babamın eline o kadar çok sarılmıştımki, sanki elini bırakırsam yada o elini benden çekerse, ayrılacağız ve bir daha ne babamı nede ailemi göremeyeceğim gibi bir his kaplamıştı içimi. Vapur Karaköy iskelesine yanaştığında , iskele sokağında bir sürü insan ellerinde kocaman kolum kadar , sopalarla uğulduyordu. Koyu haki renkli elbiseleriyle polisler , tüm dikkatlerini onlara vermişlerdi. Hepsi ağbilerim , ablalarımdı. Hepsinin yüzünde bir öfke, bir kin, bir nefret... Üzüntü, korku, şaşkınlık, çaresizlik, anlam verememe hepsini aynı anda yaşamıştım.

Akşam olduğunda, hava karardığında camın önünden ayrılmazdım ve ağbimlerle babam eve gelinceye kadar beklerdim. Hep endişe ettim. Ya onlara bir şey olursa diye korkardım. Hiç unutmuyorum rahmetli bir Dinçer ağbi vardı. Güzel bir bisikleti vardı. Bir fabrikada çalışıyordu. Biz arkadaşlarla top oynarken bazen bisikletiyle gelir, kendisiyle epey sohbet ederdik. Hiç bir sohbetinde siyasi bir konuşma ne yapmıştı ne de ima etti. Bir gün öğrendim ki , Dinçer ağbiyi bir fabrikanın inşaatında vurmuşlar. Ölmüştü. Ne istediler ki ondan dedim kendi kendime ve o günden sonra ağbimleride vurular , babamıda vurular, bizide vururlar diye korkardım. Gerçi ne ağbimler (gerçi büyük ağbim sağ kanatta ülkücü gençliktendi ama militan değildi) ne babam bu tip şeylere girmiyorlardı. Evlerinden işe , işten eve.

Bir gün sabahleyin kalktığımda babamların ve ağbimlerin evde olduğunu gördüm. Camdan dışarı baktığımda da , bir sürü askerin sokakta dolaştığını gördüm. Bahçeye çıktım. Oradan onları izledim. Köşe başında bakkalın hemen önünde toplanmışlardı. Yollarda başka kimse yoktu ama birisini gördüm. Ona işaret ettiler. Adam yanlarına gitti.Zaten gitmek zorundaydı. Adamdan bir kağıt aldılar , kağıdı incelediler peşinden kağıdı adama verdiler. Adam selam verip tekrar gerisin geriye geldiği istikamete döndü. Daha sonra bir bağırışma oldu ve askerler hep birden ilerideki evin bahçesinin duvarından içeriye atladılar ve karga tulumba birisini çekip yola çıkardılar. Bu adamı tanımıştım. Yaşadığımız köyün , çarşısında etrafa bir aralar bağırıp çağırıp terör estirmişti, geçmişte. Herkesi huzursuz etmişti. Daha sonra cemse geldi ve onu karga tulumba içeri attılar. Lafı fazla uzatmayayım. O gün içim huzurluydu. ailem evdeydi. Kendimi güvende hissediyordum. Sadece kendimi değil , oturduğum evi , arkadaşlarımı , mahallemin güvende olduğunu hissettim. O gece ve sonraları huzurlu uyumuştum. Mesut Mertcan'da artık ölüm, çatışma, suikast haberleri vermiyordu.

12 Eylül'ü yargılamadan önce gerekçelerini düşünmek lazım. Bana göre memlkete huzur geldi, sakinlik geldi. Ben 12 eylül'ü sevdim. Kusura bakmayın. Düzeni getirdi, sakinliği getirdi. Peşindende yeniden aşamalı olarak seçimlere gidildi. Kimse General Pinochet yada diğerleri gibi olmadı.

12 Eylülde neden hayır diyeceğim. öncelikle ben şunu düşünüyorum, belki eski kafalı diyeceksiniz ama bize fazla serbestlik yaramaz. Çünkü bize serbestlik fazla gelirse birbirimizi yeriz. Hiç bir zaman bir avrupalı olmadık, istesekde olamayız. İyi bir asyalıyız. Mükemmel bir asyalıyız ama avrupalı değiliz. Yanlış anlamayın burada Avrupalıları övdüğüm falan yok. Ben asyalı olduğumdan memnunum. Artı olarak neden 12 Eylül de yapılıyor bu referandum ? Bayram tatiline denk getiriliyor. Parti tabanlarına bakmak lazım.Hangi partinin tabanı bayram tatilinde evinde oturuyor , bulunduğu mahalli terjk etmiyorsa onun işine yarayacak bu referandum.

Anayasa'da neler değişiyor, neler değişmiyor onlara bakmıyorum. Yalnız bana göre bu yönetim hayati konularda yapmış olduğu atılımların hiçbirinde başarılı olamadı. Evet iyi niyetli yaptı belki ama unutmamak gerekir ki, cehenneme giden yolda iyiniyet taşlarıyla kaplıdır.

Ermeni sorununu çözeceğim dedi, sınırları açmaya kalktı, sınırlar açılmadı. Açılmadığı gibi ABD senatosunda sözde soykırım bir adım daha ilerledi ve bugün ermeniler ziraat bankası, merkez bankası ve TC hakkında davalar açtılar. Kaybedilirse ne gibi yaptırımları olur bilemem ama bu bankalrın yurtdışındaki varlıklarına bloke konulursa ne olur. Bizler NATO üyesiyiz. Kimse büyük TC demiyor ve davaları açıyor. Kısaca ermeni sorunu çarşafa dolandı.

Kürt sorunu var dediler ve geçmiş iktidarlar görmedi ama biz görüyoruz ve demokratik açılım yapacağız dediler. Birşey yaptılar yada yapmadılar ama sonuç bugün Diyarbakır'da özerklik ve ayrılım alenen tartışılıyor. Terörist başını artık resmen , göstere göstere, hiç bir şeyden çekinmeden TC sınırları içinde özgürce ve cesurca savunanları görüyoruz. Şehitler verilmeye devam ediliyor. Memlekette artık bayrağımız yakılmaya başlandı. Ben ayrıca bu şerefsizlerle polisin baş edebileceğini sanmıyorum. Geçmişte nasıl polis sağ sol diye ayrıldıysa şimdide politik olabilir. Ayrıca polisin evi var barkı var.Adam çekiniyor. Askerde öyle çekinme olmaz. Askerinde evi barkı yokmu var ama evvelallah emir demiri keser.

Türkiye'nin itibarını Davos'ta one minute ile arttırdık diye yola çıkıldı. Ama İHA diye bir yardım derneğinin duygusal tahriklerine kapılarak TC yi İsrail'in önünde küçük düşürdüler. Türkiye'nin Gazzeye yardım sorunu yoktu ve Gazzede Kızılayın yeri bile var. İsrail'i kaybettiler. Üstelik uğruna bu kadar zarar gördüğümüz insanlar, müslümanlık kardeşlik diyorlar ama Mısır'ı arabulucu olarak kabul ediyorlar. Unutmayın Gazzaye ambargo uygulayan bir devlet Mısır. TC nin karizması Mavi Marmara ile çizildikten sonra fırsat bu fırsat deyip, ambargoyu kaldırıyorzu diyerek safların gönlünü aldı. Ayrıca aynı şekilde Hamas, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin garantör gören bir yapı.

Ekonomik sorun. Bir iktisatçı olarak şunu söylemeliyim. Uygulanan yapısal bir iktisat politikasının meyvelerini vermesi 18-24 ay arasıdır. Dolayısıyla Kemal Derviş'in uyguladığı acı reçetenin meyve verme zamanları AKP'nin iktidara gelme zamanına denk geldiği için, bazı saftoronlar ekonomideki düzelmenin AKP vasıtasıyla olduğunu sanıyorlar. Yanlış. Ekonomik krizin olumsuz etkilerinin üzerine gidilmedi. KOBİ'ler ve halk yalnız bıraklıdı. Bugün istihdamın % 75 ini KOBİ'ler sağlıyor. SSK ve Vergi Dairlerinin gelirlerinin % 70 bu firmalardan. Bu firmalar giderse , sokak perişan olur. Ayrıca SSK ve Vergi Dairesi bu firmaların üzerine gidip öde borcunu yoksa haciz kapıda diyebiliyor ama gidipte bir büyük firmaya bunu yapamıyor. Ekonomideki yangın kontrol altına alınmamış, bırakın yansın en sonunda yanacak bir şey kalmayınca söner mantığı devam ediyor. Bir önceki yazımda zaten anlattım.

Şirket CEO ları evet çıkacak demişer. Geçen gün bir haberde okudum. diyecekler tabi. Adamlar CEO. Hükümetle ters düşmek isterler mi? Hadi bunlar böyle ama ya sendikalara ne oluyor onları hiç anlamıyorum.

Sonuç olarak bu hükümete güvenmiyorum. Beceriksizlikler ve bana göre politkalarında başarısız. O yüzden bu evet olayında da yanılması kuvvetle muhetemel. İncelemeye bile gerek yok. İşte size türkiye'ye yakışır bir hayır nedeni. Evetçilerin de bedava kömür ve iftarlıktan dolayı evet diyorlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"HAYIR"lı olacaktır, inşallah. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 12.08.2010 18:13
 

Söyledikleriniz bence de doğru. Anayasa değişikliği maddelerine bakmıyorum bile diyorsunuz. Ama ona da bakmak gerekir. Pakette kritik derecede önemli tek bir madde var, o da AYM'nin oluşumunun hükümetin eline geçmesi. Paketin Türkiye'yi düşünmediği kesindir. Ya da şöyle, AKP düşünüyor nasılsa onu tek parti yapalım.

Erdal Aydın 
 12.08.2010 16:15
 

tesekkurler tespitlerınız harıka,dün istanbulda yaşadığım semtın ıftar çadırına gıttım.bınlerce aç isnan varı en garıbıme gıden ellerınde yoğurt kabıyla gelen ınsanlar evlerıne yemek alıyorlardı.Yaşadığım semtde geçen yıl bır iftar çadırı vardı bu yıl her mahallesınde var sayı otuz,yanı buna rağmen çadırlar full işte istenen seçmen tipi bu aç,sadakaya muhtaç bır seçmen işte bu seçmenın oyları kaderımızı belırlıyor,onlar toprakta kum gıbı çok ve aç slmmmmm

Akif Ziya 
 12.08.2010 9:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 718
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1994 Uludağ Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat bölümü mezunuyum. Aynı üniversitede Genel İktisat Polit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster