Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Haziran '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
342
 

13. Eon Kutsal Soy Bölüm IV: Proje pandora

13. Eon Kutsal Soy Bölüm IV: Proje pandora
 

12 Ocak 1982

Nevada

Yine sabah gün ışığını görmeden gelmişti. Penceresi bile olmayan her odada aynı alarm, aynı anda, 5:00'da çalmaya başladı ve Nikolai son iki yıldır yaptığı gibi homurdanarak uyandı. Kalkıp duş alması ve giyinip hazırlanması için 15 dakikası vardı, bu yüzden hızla yatağından kalktı ve yatağın hemen yanındaki dolaptan kıyafetlerini alıp giyinmeye başladı. Koridordan diğerlerinin ayak sesleri gelmeye başlamıştı bile o yüzden eline ilk geçirdiği pantolon ve gömleği giyip koridora çıktı ve diğerlerine selam vererek duşlara ve soyunma odalarına doğru ilerlemeye başladı.
Koridor genişti ve tavanda belirli aralıklarla bulunan beyaz ışıklarla aydınlatılıyordu ve yine belirli aralıklarla iki tarafta da diğerlerinin odalarının kapıları ve kapıların hemen yanında, duvara sabitlenmiş tabelalarda oda sahiplerinin adları, unvanları, yaşları ve kan grupları gibi bilgiler yazıyordu. Kuszniev, Nikolai - Fizikçi - 23 - A+, Webb, Marcus - Biyolog - 42 - 0-... Her gün gözüne takılan tabelaları okuduğundan hemen hepsini ezberlemişti fakat yine de koridorda ilerlerken göz gezdiriyor, bir yandan da odalarından aceleyle çıkanlara selam veriyor, koridorda birlikte yürüdükleriyle kısa kısa laflıyordu.

Yaklaşık iki yüz metrelik koridorun yarısından biraz fazlasını yürümesi gerekiyordu soyunma odalarına ulaşması için. Her zamanki soyunma odasına girdi ve dolabını açıp soyunmaya koyuldu. Bu sırada bazıları çoktan duştan çıkıp hazırlanıyor bazılarıysa onun gibi yeni geliyordu. Duştan çıkan genetik uzmanı Howard, Nikolai’ın kinin iki sağındaki dolabını üniformasını giymek için açarken ''Günaydın Nik'' diye selam verdi, Nikolai ise hala uykulu bir halde günaydın dedi. Howard esprili bir tonla devam etti: -Nik adamım uyan artık, uçması gereken sen değilsin hangardaki koca teneke yığını. -Haha sabah sabah bu kadar komik olmak zorunda mısın Howard, ara sıra mola ver de biz de rahatlayalım diye cevap verdi Nikolai ve dolabından bir havlu alarak duş kabinlerinin olduğu bölüme geçti. Kendini boş kabinlerden birine, elindeki havluyu da kabin kapısının üzerine attı ve ilk önce her sabah yaptığı gibi kendine gelmek için soğuk suyu açtı. Buz gibi suyun etkisiyle bir süre nefesi kesiliyordu fakat artık alışmıştı, kısa bir süre soğuk duş aldıktan sonra sıcak suyun etkisiyle tekrar rahatladı. Duşta beş dakikadan biraz fazla kaldıktan sonra soyunma odasına tekrar geçip dolabındaki üniformasını giydi ve yatak odalarından soyunma odasına açılan kapının hemen karşısında duran ve yemekhane ile çalışma alanlarına inen asansörlerin bulunduğu alana açılan kapıdan geçti. Her zamanki gibi bu kapının da arkasında, iki yanına dikilmiş ellerinde G-3ler ile bekleyen askerler duruyordu. Birkaç metre ilerledikten sonra sol taraftaki yemekhane kapsından içeri girdi.

Yemekhane büyük sayılmazdı. Sadece 150 kişilikti çünkü sadece tesisteki bilim adamları tarafından kullanılıyordu. Asker yemekhaneleri yukarıdaydı ve askerler yemeklerini onlardan bir saat daha erken yer ve göreve başlarlardı. İçeri girip kapının hemen karşısındaki duvar tarafına sıralanmış diğerlerinin arkasında o da sıraya geçti. Kapının bulunduğu tarafın hemen sağındaki bölümde yemekler verilirdi fakat dağıtan görevlilerin arkasındaki duvarda duran büyük saat henüz 5.13’ü gösteriyordu ve servis kesin olarak 5:15te başlardı ve 5:30’da biterdi. Bilim adamlarına ait bölüm olsa da burası askeri bir tesisti ve disiplin kurallarına harfiyen uyulurdu. Bu sırada arkadan gelenler de onun ardından selam vererek sıraya giriyorlardı, saat 5:15’i gösterdiğinde servis ve onunla birlikte metal seslerinin çıkardığı bir gürültü başladı. Çok geçmeden sıra Nikolai’a gelmişti ve o da Salı gününün standart kahvaltısı olan mısır ekmeği, tereyağı, peynir, portakal suyu ve salatasını alarak bir masaya oturdu. Howard ve Biyolog Lydia Gunther de daha önce o masaya oturmuş bir yandan kahvaltılarını ediyor bir yandan da hararetli bir sohbete dalmış konuşuyorlar Nikolai ise sessizce sohbetlerine kulak misafiri oluyordu. Konu her zamanki gibi üzerinde çalıştıkları ortak projelerinden biriydi. Howard yaptıkları genetik çalışmaların biyolojik sonuç raporlarının geç gelmesinden şikayet ediyordu, Lydia ise bunun normal olduğunu, embriyoları daha hızlı geliştiremeyeceğini söylüyordu. Tabi bunu Howard’da biliyordu fakat yaptığı bu çalışma onu çok heyecanlandırmıştı ve hemen sonuç almak için sabırsızlanıyordu. Tartışma biraz durulunca geç de olsa Nikolai’a selam verdiler. Lydia kibarca özür dileyerek ''biliyorsun Howard’ın çenesinden kurtulmak kolay değil…’’ dedi. Nikolai ise gülümseyerek ''bilmez miyim’’ diye cevap verdi.

Howard biraz densiz ve biraz da umursamaz biriydi fakat konu bilim olduğunda işler değişirdi, o konuda her zaman ciddiydi ve nerede ne yapıyor olursa olsun beyninin bir bölümü hep çalışmalarını düşünüyor olurdu. Hatta üniversitedeyken kız arkadaşıyla seviştiği sırada birden aklına gelen bir şey hakkında unutmadan ön çalışma yapmak için yataktan çıkıp bir saat boyunca kitap karıştırıp not alarak daha sonra laboratuara gitmek üzere odadan kıza ‘’daha sonra devam ederiz’’ deyip ayrıldığı için kızın onu terk ettiğini kahkahalarla anlatırdı. Kahvaltı bittikten sonra üçü birlikte yemekhaneden çıktı ve hemen karşısındaki kapıdan geçip iki tarafında yirmişer kişilik asansörlerin bulunduğu kısa koridorda ilerleyip asansörlerden birine bindiler. Howard ve Lydia asansörde hala aynı konuyu tartışıyorlar Nikolai ve asansördeki diğer sekiz kişi de onları dinliyordu. Bu arada asansör gelinen katları sesli şekilde bildiriyordu ve B4 katına gelindiğinde Nikolai konuşmalarının hararetinden bunu bile duymayan Lydia ve Howard'ı uyardı ve onlar da böylece o katta inmesi gereken diğerleriyle beraber indiler. Nikolai ise B5 katına inecekti. Burası nevada çölünün ortasında Amerika hükümetinin inkar ettiği 51inci bölge adıyla bilinen üssün batısında yerin hemen altında bulunan kilometre karelerle ölçülen büyüklükte yer altına doğru altı kat aşağıya kadar inen bir tesisti.

Bölge 51 sadece buzdağının görünen yüzüydü, asıl araştırmaların, çalışmaların ve her türlü son derece gizli işin yapıldığı yer sadece orası değildi. B1 katı düşük rütbeli subayların yatakhane, yemekhane ve sosyal alanlarının olduğu kattı, buradaki askerler soyunma odası kapılarının yanındakiler ve önemli kişilere eskort edenler gibi güvenliği sağlamak ve getir götür işlerine bakmak gibi ufak işlerle ilgilenen ve tesiste olup bitenler hakkında pek de bilgisi olmayan askerlerdi. B2 ve B3 katları ise bilim adamlarına aitti, burada kalır, yer, hayatlarını burada geçirirlerdi. Hepsi bölgedeki çalışmalar için özel seçilmiş ve sözde gönüllü olarak buraya gelmişlerdi. Herhangi bir bilgi sızmasına karşı iç iletişimi sağlayanlar dışında bir iletişim cihazı kullanmaları yasaktı. Dışarı bile çok az çıkabiliyorlardı ki o da genellikle sadece yer üstündeki üs ile sınırlıydı. Nikolai sivil bir yerleşim yerine en son iki yıl kadar önce gidebilmişti, güneşi ise en son iki ay önce görmüştü. O kadar ki üste çok uzun süre güneş görmeden kalanların etkilenip farklı sağlık sorunları yaşamamaları için özel medikal destek sağlanıyordu. Fakat yine de uzun süre güneş görmedikleri için veya çok az güneşe çıktıklarından hemen hepsinin benzi bile solmuştu ve çalışanlar arasında konuyla ilgili espriler de yapılırdı, bunlardan birine göre burada çalışan zenci bilim adamlarından biri uzun süre güneş görmediği için beyazlaşmıştı.

Bazen burada uzun süredir çalışanlar arasından buraya geldikleri güne lanet edenler de çıkıyordu fakat durumdan şikayetçi olmayan Howard da dahil birkaç kişi de bulmak mümkündü. Nikolai ise buraya dört yıl önce gelmişti. Üniversiteyi 18 master programını ise 19 yaşında bitirmiş başarılı bir öğrenciydi ve otoritelerin dikkatini çekmesi uzun sürmedi. Okulu biter bitmez teklif üzerine tesis ekibine katıldı. Bazen şikayet etse de bundan pişman değildi. Tesisin dördüncü ve beşinci katları laboratuar, test merkezleri hatta hangarlar gibi çalışma alanlarının olduğu bölümdü. B6 ise birkaçı dışında hiçbir düşük rütbeli subayın ve bilim adamının giremediği, yüksek rütbeli ve tesisteki birçok kişinin yüzlerini bile görmedikleri askerlerin ve bilim adamlarının bulunduğu bölümdü, burada ne tür çalışmaların yapıldığı ve tam olarak nelerin ve kimlerin bulunduğu konusunda pek çok kişinin kesin bir malumatı bulunmuyordu. Üssün en gizli işlerinin burada yürütüldüğü ve buradan idare edildiği sanılıyordu. Burada çalışanların kaldıkları, yeyip içtikleri ve vakit geçirdikleri yerler de diğerlerinden ayrı olarak bu katta bulunuyordu. Tabi B6 sadece bilinen en alt kattı, tesis daha derine iniyorsa da bundan büyük ihtimalle burada çalışanlar ve komutanlar dışında kimsenin haberi yoktu.

Asansör B5'e geldiğinde Nikolai da herkesle beraber indi. Önünde her gün yürüdüğü yüz metrelik bir koridor duruyordu ve her iki tarafında da farklı laboratuarlara açılan kapılardan o bölümde çalışanlar içeri giriyorlardı. Çok geçmeden bu koridorun trafiği takip edilemez bir hal alacaktı. Oradan oraya giden evraklar, numuneler, raporlar ve bir yerden diğerine koşuşturan bilim adamları ve askerler her gün olduğu gibi baş döndürücü bir kargaşanın baş aktörleri olacaklardı. Nikolai koridorun en sonuna kadar yürüdü, koridorun diğer ucunda iç ve dış tarafında ikişer askerin başında beklediği diğerleri gibi laboratuarlara açılmayan bir kapının önünde durdu ve askerlere selam vererek önce kapının yanındaki validatöre kartını okuttu ve sonra da baş parmağını validatörde bulunan tarayıcıya koyarak parmak izi kontrolünü de yaptırdıktan sonra cihazın küçük ekranında ismi, resmi ve bilgilerinin de görülmesiyle önündeki kapı açıldı. Şimdi önünde yer altına kurulmuş, küçük bir askeri üs büyüklüğünde bir alan duruyordu. Ortada büyük bir meydan vardı ve burada taşıma araçları ve çoğu asker olan kişiler meydanın iki yanında ikişer adet olan hangarlar arasında gidip geliyordu. Burası tesisin en meşgul ve en iyi korunan bölümüydü çünkü burada en önemli çalışmalar yapılıyordu, silah ve savaş araçları araştırmaları.

Fakat burada çok sayıda bilim adamı yoktu, her hangarda askerler dışında ortalama altışar kişi çalışıyordu, zaten kalabalık da askerlerin yarattığı bir durumdu. Nikolai üç numaralı hangarda pandora adı verilen gizlilik seviyesi en yüksek projelerden birinde çalışıyordu; 1979 yılında Suriye açıklarında bir su altı araştırması sırasında şans eseri bulunan ve ne zaman ve nasıl düştüğü bilinmeyen, üsse büyük önlemler altında ve gizlilikle getirilen bir UFOyu uçurmak! Bu dev araç ancak bir yılda, çok gizli çalışmalar ile Suriye yetkililerinin haberi bile olmadan sudan çıkarılıp buraya getirilebilmişti ve Nikolai da buraya gelişinin henüz ikinci yılında böyle önemli bir göreve getirildiği için kendisiyle gurur duyuyordu. Projede çalışan ekibin açık ara farkla en genç üyesiydi, ondan sonraki en genç üye 27 yaşındaydı. Projenin başındaysa 54 yaşındaki fizik ve astronomide uzman olan Profesör Ramzey Benett bulunmaktaydı. Nikolai hangara girdiğinde içeride sadece Profesör Benett ve bir subay vardı ve hararetli bir tartışma içindeydiler: -Profesör üstlerim buna izin vermezler! Diyordu subay umutsuz bir ifadeyle. -Fakat vermeliler! İki yıldır bu projede çalışıyoruz ve gemi mekanik olarak uçabilir durumda fakat nasıl uçurulacağını bilen biri olmadan bu bir işe yaramayacak! -Bunu çözmek sizin göreviniz profesör, sizi projenin başına bunun için getirdik. -Anlamıyorsunuz yarbay, aracı uçurulabilecek duruma getirdik fakat bilgisayarına girmemiz mümkün görünmüyor, dil bilimcimiz, hatta diğer dil bilimciler de henüz yazıları bile çözememişken de girebilmemiz imkansız. En hızlı sonucu almanın yolu ise bu. Siz sadece üstlerinize bu raporu iletin yeter, gereken herşey burada yazıyor. -Peki profesör, fakat bir şey ummayın.

Subay elindeki epey kalın dosya ile hangarın personel kapısına yöneldiğinde Nikolai'ı ancak fark edebildi ve selam vererek kapıya doğru ilerledi. Nikolai ise sohbetin konusunu anlayamamıştı ve Benett'a ''sorun nedir profesör'' diye sordu. Benett ise ''şimdilik bilmen gerekmiyor Nikolai, bu makinayı uçurmak için başka yollar denemenin vakti geldi sadece...'' cevabını verdi düşünceli bir ifadeyle. Nikolai, Benett'ın sözlerine pek anlam verememişti fakat daha fazla soru sormasına fırsat olmadan diğerleri de hangara girdiler ve Benett gülümseyerek ''şimdilik işimize bakalım, bunları sonra konuşuruz'' dedi ve her sabah olduğu gibi hangarın ana bölümünde toplanan Benett ve ekibi birbirlerine iyi bir gün dileyerek laboratuarlarına veya çalışma alanlarına geçtiler. Bu hangar diğerlerinden farklıydı.

Dört hangar içinde sekiz kişi ile en fazla kişinin çalıştığı hangardı, ekip lideri Ramzey Benett, fizikçi Nikolai Kuszniev, kimyacı Anna Bullard, makina mühendisi Robert Greenwood, bilgisayar mühendisi Tim Carpenter, elektronik mühendisi Park Ti-Hao, malzeme uzmanı Ellie Weissenberger ve dil bilimci Arthur Gale. Bunun dışında hangarlar içinde en büyüğüydü de çünkü bu hangarda diğerlerinin aksine kimya, fizik, malzeme, mekanik ve elektronik olmak üzere orta çapta beş de laboratuar vardı ve bu da işlerin daha hızlı yürümesini sağlıyordu. Aslında işler o kadar hızlı ilerlemişti ki pek de yapacak bir şey kalmamıştı, yapabilecekleri her şeyi yapmışlardı fakat gemiyi uçurmayı başaramamışlardı.

Bunda bilgisayar sisteminin büyük bir etkisi vardı. Kimsenin çözemediği kodlama sistemleri kullanıyordu ve dilin de anlaşılamaması bunu daha da güçleştiriyordu ve yukarıdaki malum kişilerin de baskısı artıyordu. Profesör Benett da ''başka yollar'' denemeyi de bu yüzden istiyordu çünkü sonuç ne kadar gecikirse faturası o kadar ağır olacaktı ki başarısızlığı düşünemiyordu bile. Fakat raporunda talep ettiğinin de kolay kabul görmeyeceğini biliyordu fakat görmezse de mühendisler bilgisayar sistemini çözmeyi başarıncaya kadar tek yapabileceklerinin sabahtan akşama kadar zaten hallettikleri en ufak detayların dahi tekrar ve tekrar üzerinden geçip hata aramak dışında yapabilecekleri bir şey olmadığını da biliyordu. Bu yüzden epey zamandır sabahları ekibine kesin ve detaylı talimatlar vererek çalışma yerlerine göndermek yerine ''ne yapacağınızı biliyorsunuz, iyi şanslar'' deyip çalışmaya başlıyordu. O gün de aynısını yaptı ve herkese iyi bir gün dileyip çalışma yerlerine yolladı. Yine tekrar tekrar yapılan testler ve deneylerle geçiyordu gün fakat her zaman olduğu gibi bir hata bulunamıyor Benett ve ekibinin umutları artık her geçen gün daha da azalıyordu. Öğle molası geldiğinde aynı şeyleri tekrarlamaktan sıkılmış Benett ve ekibi yemekhanede aynı masaya oturmuş bir yandan yemek yerken bir yandan da sohbet edip sıkıntıyı bir nebze de olsa atmaya çalışıyorlarken bir çavuş yemekhaneye girerek Benett'ın yanına yaklaştı ve ''Profesör Benett'' diyerek kendisine seslendi. Benett yemek saatinde rahatsız edilmekten hoşnutsuz bir ifadeyle ''Ne var Çavuş Rodney?'' diye cevap verdi. Rodney eğilerek Benett'ın kulağına bir şeyler söyledi ve Benett bir şey söylemeden masadakilerden müsaade isteyerek kalkıp Çavuş Rodney ile yemekhaneden ayrıldı. Masadakiler sorunun ne olduğunu anlayamamış birbirine bakıyordu. Tim ''Ne oldu acaba?'' diye sordu endişe ile, genelde bu tür durumlar pek hayra alamet olmazdı. ''Acaba çalışmaların sonuca ulaşmamasıyla ilgili mi?'' Anna da durumdan hoşnut değildi. ''Muhtemelen.'' diye cevap verdi Arthur ve sesi titriyordu, çünkü projenin başarısızlığı durumunda suçlanacakların başında geliyordu. Diğerleri durumu anlamaya çalışıp yorumlar yaparken Nikolai ise konunun sabah kulak misafiri olduğu konuşma ile ilgisi olup olmadığını düşünüyordu fakat Profesör Benett'ın kendisinin de henüz bir şey bilmesi gerekmediğini söylediğini düşünerek diğerlerine de konuşmadan bahsetmedi fakat diğerleri çoktan sabah hangardan çıkarken gördükleri yarbayı da konuşuyor ve durumun vahim oluğunu düşünmeye başlıyordu bile.

Yemek molasının bitmesi ile çalışma alanlarına geri dönmek üzere masadan kalktılar. Yemekhaneden çıktıklarında sağ taraftaki soyunma odasının kapısının hemen önünde Benett ve sabah konuştuğu binbaşı Carling'in yine konuştuğunu gördüler fakat kimse yanlarına gitmeye cesaret edemedi. Nikolai, Carling'i görünce konunun sabah duyduğu konuşma ile ilgili olduğuna artık iyice emin olmuştu. Hangara döndüklerinde konu hala binbaşı ile Benett'ın neler konuşuyor olabileceğiydi ve ikisinin de yüz ifadesi pek de hoşlarına gitmemişti. ''Acaba Benett'ı projeden mi alacaklar?'' diyordu Ellie ''Bu kadar da sabırsız olabilirler mi?''. ''İki yıl uzun bir süre, kabul edelim ki başarısız olduk.'' diye ekledi Robert göz ucuyla Tim ve Arthur'a bakarak, kimse sözünü etmiyordu fakat hemen herkes başarısızlıktan onları sorumlu tutuyordu. Ordunun en iyi dil bilimcisi ve bilgisayar uzmanı gemideki bilgisayar sistemini, kodlamalarını ve dilini çözememişlerdi. Nikolai ise hala sabah duyduklarını düşünüyordu; ''başka yollar''... Benett ne tür yolları kastediyor olabilirdi? Bu sırada hala sessizce düşünen Nikolai'a ''hey Nik, sen ne düşünüyorsun?'' diye sordu Park. Nikolai o kadar dalmıştı ki soruyu duymamıştı bile ve Anna'nın ''Nik'' diye bağırmasıyla yerinden fırladı. -Ha? Bir şey mi dedin Anna? -Sen ne düşünüyorsun? Projeye son verirler mi? -Sanmam. Diye cevap verdi Nikolai. Benett başka yollar denemekten bahsettiğine göre projeye devam edileceğine emindi. -Böyle düşünmenin geçerli bir sebebi var mı? Diye sordu Park. -Aslında evet. Sabah hangara sizden önce gelmiştim ve Profesör ile binbaşıyı hangarda konuşurken gördüm. -Evet, binbaşıyı çıkarken biz de görmüştük. Diye ekledi Ellie. -Beni fark etmediler ve konuşmalarının bir bölümünü duydum. Bir rapordan bahsediyorlardı, Profesör ısrarla üstlerine iletilmesini istiyordu ve sonra binbaşı hangardan ayrıldı. Profesör'e neler olduğunu sorduğumda bana ''başka yollar denemenin vakti geldi'' dedi. -Nasıl yollar? Diye sordu Robert merakla. -Bilmiyorum. Fakat eğer başka yollar denemek istiyorlarsa bu çalışmaların devam edeceği anlamına gelir değil mi? Bu sırada Benett içeri girdi ve herkes sustu. Hepsinin gözü Benett'ın üzerindeydi ve Benett ağır adımlarla onlara doğru yürüyordu. -Neler oluyor Profesör? Diye sordu Anna merakla. Benett önce derin bir iç çekti ve cevap verdi: -Hangarı kapatıyoruz! Herkes şaşkınlık içinde birbirine bakıyordu. En şaşkını da Nikolai'dı, sabah duyduklarından sonra projeye son veriyor olamazlardı. -Fakat profesör... -Hangarı kapatıyoruz dedim Nikolai! Benett, Nikolai'ın sözünü tamamlamasına izin vermedi; odalarınıza dönün, yeni çalışma yerleriniz ve görevleriniz birkaç gün içinde size bildirilecek! Hepsi homurdanarak Benett'ın peşinden hangardan çıktılar. Kapının önünde binbaşı Carling ve yanında iki asker bekliyordu. -Herkes çıktı mı Profesör? Diye sordu Carling. -Evet binbaşı, herkes burada. Carling önce içeri girerek hangarın büyük kapısını yanındaki panelden kilitledi ve sonra da personel kapısından çıkıp onu da kapatarak yanındaki cihaza önce kartını okuttu ve o kapıyı da kilitledi. Artık hangarı tekrar açabilecek tek kişi kendisiydi.

Yanında getirdiği iki askere de orada nöbet tutmaları emrini verdi ve askerler diğer kapı nöbetçileri gibi ellerinde G-3ler kapının iki tarafına geçtiler. Binbaşı da Benett gibi odalarına dönmelerini söyledi ve böylece hepsi asansörlere binmek üzere yola koyuldular. Etraftaki askerler ve diğer hangarlarda çalışan bilim adamlarından dışarıda olanlar da olan bitene anlam verememiş onlara bakıyordu ve bu arada geride kalan Benett hala hangarın önünde Carling ile konuşuyordu. -Başka yollar ha? dedi Tim, Nikolai'a dönüp. Kulaklarını kontrol ettirsen iyi olur Nik. -Neler olduğunu anlamıyorum Tim! Fakat ne duyduğumu biliyorum! Nikolai gerçekten de olanlara anlam verememişti. Başka yollar denemenin vaktinin geldiğinden bahsederken birkaç saat sonra projeye son veriyorlardı. B2 katına çıkıp üstlerini değiştirdikten sonra odalarına geçtiler. Nikolai odasına girdi ve kendini yatağa attı; olan biteni anlamaya çalışıyor fakat bir türlü mantıklı bir açıklama bulamıyordu. Amerikan hükümetinin en önemli ve en gizli projelerinden biri başka yollar denemekten bahsedilirken birden durdurulmuştu. Nikolai bunları düşünürken kapısı vuruldu ve ağır ağır yatağından kalkıp kapıyı açtı; gelen Robert'dı. -Nik dostum, Arthur'un odasında toplandık bira da var seni bekliyoruz. Normalde çalışma saatleri içinde alkol kullanmak yasaktı fakat çalışmadıklarına göre sorun olmaz diye düşünmüşlerdi, ayrıca biraz içip stres atmak da iyi kesinlikle çok iyi gelecekti, Nikolai da kapısını çekti ve Robert ile bira yudumlamaya gitti...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 419
Kayıt tarihi
: 17.03.09
 
 

Yaklaşık 3 yıldır teknoloji sektöründe çalışmaktayım. Basketbol, bilişim teknolojileri, teoloji, mi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster