Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Nisan '10

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
563
 

1400. Yıl ve Kutlu Doğum Haftası IV

1400. Yıl ve Kutlu Doğum Haftası IV
 

“Kutlu Doğum Haftasının amacı, doğum yıldönümü vesilesiyle Hz. Muhammed’i, onun bize bildirdiği Kur’an’ı ve bu ikisinin temel taşı olan İslâm Dini’ni daha iyi anlamamızı ve öğrenmemizi temin etmektir” demiştik geçen yazımızda…

Sahi kimdir Hz. Muhammed?

Sanırım seven sevmeyen herkes, “ o kadarını biliyoruz canım” diyecektir.

Peki, gerçekten biliyor muyuz? O konu biraz şüpheli… Eğer insanlar gerçekten onu tanımış olsalardı, kendilerini dindar hissediyorlarsa davranışlarını ona göre ayarlayacaklar, farklı bir çevrede yaşıyorlarsa ona düşman olamayacaklardı.

*****

“Hazreti Muhammed insanlık tarihinde bir dönüm noktasıdır. Hazreti Muhammed bir peygamberdir. Ama başka bazı peygamberler gibi uluhiyeti bizzat kendisi temsil etmez. O beşeriyetin içinden bir unsurdur. O bir insandır. Bizim gibidir. Sizin gibidir. O bir beşerdir. O bir mesajı taşımıştır. İlahi bir mesajı taşımıştır.”

Açılış töreninde Sayın Baykal böyle anlatıyordu Hz. Muhammed’i.

Evet, öncelikle o sizin gibi bizim gibi bir insandı. “Böylece Hazreti Peygamber Kur’an’ı Kerim’in yaşanılabilir olduğunu ortaya koymuştur. Ulaşılmaz, hiçbir kimsenin tümünü gerçekleştiremeyeceği afaki, soyut talimatlardan ibaret bir anlayışı sergilemediği, hayata geçirilebilir, uygulanabilir, yaşama dönüştürülebilir bir anlayışla Kuranı Kerimin benzemiş olduğunu hepimize göstermiştir.”

Bütün peygamberler, bu göreve layık olan normal insanlar arasından seçilmiştir. Kur’an’da bu bilgi özellikle verilmektedir. İslâm’girişin temel şartı olan “Kelime-i Şehadet” getirilirken söylenen metnin “Eşhedü en lâ ilâhe İllallah = Ben şahitlik ederim ki, hak ilâh olarak sadece Allah vardır” şeklinde söylenen ilk bölümünden sonraki , “Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlüh” cümlesinin anlamı şudur: “Ve yine ben şehadet ederim ki, Hz. Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.”

Görüldüğü gibi O’nun insan olma vasfı, peygamber olma özelliğinden önce gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de de Rabbimiz Hz. Muhammed’e, kendisine karşı tavır alanlara şöyle cevap vermesini istemektedir: “De ki, ben de sizin gibi bir beşerim, bir insanım. Ne var ki, bana sadece ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor.” (el-Kehf 18/110)

“Hazreti Peygamber gelen vahyi tebliğ etmesiyle, canlı ve hayatla iç içe kişiliğiyle Kur’an ayetlerini hem fiilleriyle, davranışlarıyla, hem de kavliyle, sözleriyle temsil etmekteydi. Hazreti Muhammed’in hayatı Kur’an-ı Kerim’in bizzat bir tefsiridir.”

Evet, Hz. Muhammed’i, Kur’an’ı ve dolayısıyla İslâm’ı, tek bir potada yoğrulan ilâh’ı bir sistem, bir inanç felsefesi, bir yaşam biçimi olarak düşünmek zorundayız.

“Hz. Muhammed, Yüce Allah’ın insanlığa en büyük hediyesi insanlık bilincinin ve bu bilincin yarattığı tüm değer ve erdemlerin vücut bulduğu bir şahsiyet olmuştur. Dolayısıyla biz Hazreti Muhammed’in, 23 yılı peygamberlik devresi olan 63 yıllık yaşamına baktığımızda, Kuranı Kerimle Hazreti Peygamber arasındaki bütünlüğü ortaya koyduğunu görüyoruz.

Değişik bir açıdan baktığımızda, Dinin “güzel ahlâk”tan ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Hazreti Muhammed kendisini “Ahlâkın güzelliğini ve mükemmelliğini tamamlamaya geldim” cümlesiyle tarif ederken, yaşamı boyunca Kur’an ahlâkından şaşmayan bir yol izlemiştir.

“Kur’an’a baktığımız zaman kişisel gelişimin ön plana alındığını görüyoruz. Kişileri, insanları tek tek, fert fert içten Kur'an-ı Kerim fetheder. Ruhları gergef gergef işler. İslam potasında eritmek, Kur’an ahlâkıyla ahlâklandırmak için bütün çabayı harcar.

Bunun için Peygamberimizin eşi Hz. Aişe ‘Peygamberimizin ahlâkı Kur’an ahlâkıdır’ der. Bu yüzden Sevgili Peygamberimiz ‘ben mekârimi ahlâkı tamamlamak için gönderildim’ buyurur. En büyük ahlâkı, en güzel ahlâkı tamamlamak benim görevim. Ben bir ahlâk modeli olmalıyım anlayışını ifade eder ve bütün bu yönleriyle rahatlıkla söyleyebiliriz ki, İslam’ın özü güzel ahlaktır.”

Siyah yazılar, Sayın Baykal’ın Kutlu Doğum Haftası’ndaki konuşmasından alınmış cümlelerdir. Sayın Baykal’ın sırf birilerini memnun etmek için bu cümleleri kurmuş olduğunu, inanmadığı halde Hz. Muhammed’i, Kur’an’ı ve İslâm’ı bu şekilde tarif ettiğini söyleyemeyiz.

Eğer samimi olarak bilinen ve inanılan Hz. Muhammed buysa, Onun bize tebliğ ettiği din buysa, o dinin kitabı Kur’an buysa, şimdi yaptıklarımıza ve 1400 yıl sonra geldiğimiz noktaya bakarak, gerçekten peygamberi yakından tanıdığımızı ve onu sevdiğimizi söyleyebilir miyiz?

Bir yerlerde eksik kalan, yanlış olan bir şeyler olduğu muhakkak. 1400 sene önce bizim gibi bir insanın, şu an bile insanlığın ulaşamadığı üst seviyede birtakım insanî kuralları ortaya koyabilmiş olmasının temelinde onun samimi bir peygamber, hakiki bir elçi olduğu gerçeği yatmaz mı?

“Umutsuzluğumuza umut, ahlâksızlığımıza uyarı, çaresizliğimize çıkış yolu, hatalarımıza rahmet olarak gönderilen Kur’an-ı Kerim’in aydınlığıyla bezenmiş ve Peygamberimizin sünneti olarak nitelendirdiğimiz bir örnek hayat da bizim inancımızın, dinimizin bir temel dayanağını oluşturmuştur.”

Sayın Baykal’ın bu cümlesindeki son kelimeyi “oluşturmalıdır” şeklinde değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Eğer oluşturmuş olsaydı, bugün bu halde olmazdık… (devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 957
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster