Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
344
 

27 Mayısı anlamamız gerekiyor...

27 Mayısı anlamamız gerekiyor...
 

20 yaşında bir delikanlısınız.

İstanbul Hukuk Fakültesi’nde, hukuk öğrenmeye çalışıyorsunuz.

Sabah saatin 6’sı.

Ve radyoda tok bir ses:

- Dikkat dikkat, Türk Silahlı Kuvvetleri, kardeş kavgasını önlemek amacı ile idareye el koymuştur. En kısa zamanda demokratik bir anayasa hazırlanacak ve ülke yeniden yapılandırılacak olan siyasi partilerin yönetimine devredilecektir. Dikkat dikkat!..

Hepimiz dikkat kesilmiştik.

İktidarın nimetlerinden yararlanan küçücük bir azınlık dışında bütün halk, 22 yaşındaki delikanlının şaşkın bakışları arasında birbiri ile kucaklaşıyor, buğulu göz pınarlarından seller akıyor… Kadın, çoluk çocuk, genç ihtiyar tüm millet insanı duygulandıran bir coşku ile kenetleniyordu...

Cumhuriyetin en temel ilkelerinin ortadan kaldırılması girişimi, hukuk devleti ve Amerikan emperyalizmi ile işbirliği içinde ülkenin üzerine çöküp, bağdaş kurma dönemine son veriliyordu.

20 yaşındaki hukuk öğrencisi delikanlı, hukukun bir alacaklı-borçlu ya da bir tahliye veya boşanma davası düzleminden ibaret olmadığını... dünyada “sosyal hukuk devleti” denen bir ideal olduğunu öğreniyordu.

Üniversiteler tarafından hazırlanan ve İhtilalin Kurucu Meclisi tarafından kabul edildikten sonra 1961 yılında halk oylamasına sunulan yeni Anayasa, Atatürk devrimlerini yeniden gerçek temeline oturtuyor, halkçılığı, sosyal devlet ilkesini, hukuk devleti idealini Anayasa’nın vazgeçilmez temelleri haline getiriyordu...

İdarenin, yani Devlet’in ve yani yönetenlerin, her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine tabi kılınıyordu...

İşte gerçek demokrasi buydu.

Halk yararına Devlet kavramı buydu.

Kamu menfaati, ulusal çıkar kavramları, halkın bilincine 27 Mayız Devrimi ile çakılıyordu.

27 Mayıs Devrimini yapan yurtsever subaylar, Türkiye’nin önünü açıyor, görevlerini büyük bir özveri ile tamamlayarak, kışlalarına çekiliyorlar ve iktidarı, halkın seçtiği “kişi”lere bırakıyorlardı.

Bugünün harbi, silahla, roketle, bomba ile yapılmıyor

Önce türkülerinize, şarkılarınıza hâkim oluyorlar.

Sonra, dilinizi kemirip, dejenere ediyorlar.

Sonra, sizi tarihinize yabancılaştırıp, kültürel mirasınızla aranızdaki bağı kesiyorlar.

Sonra, tarihinizi, kültürel değerlerinizi dejenere edip, sizi halkınızla, ulusunuzla yabancılaştırıyorlar.

İşte, Türkiye halkı ile 27 Mayıs arasına konmaya çalışılan duvar, bugünün gözde politikası olarak, sözünü ettiğimiz bu psikolojik savaş stratejisinin bir parçasıdır.

27 Mayıs 1960 Devrimi’ni kavrayamazsak... Ya da onu ve Türkiye’ye getirdiği nitelikli esası unutturmak için harcanan çabalara karşı bilinçsiz kalırsak, üzerimizde oynanan büyük oyunun bir oyuncağı haline gelmiş oluruz...

Yabancılar niçin Türkiye halkının ekonomik ve kültürel gelişmesi konusunda değil de, özellikle demokratik idare biçimi ve varsa-da-yoksa-da yine seçimler konusunda duyarlıdırlar? Hiç düşündünüz mü?..

Çünkü, demokratik idare biçimi ve özellikle de seçimler, onların av alanıdır da ondan…

Çünkü onlar, bu ülkeyi ellerine geçirip, kendi çıkarları doğrultusunda çekip çevirebilmek için, kendilerine [göbekten, yürekten ve mideden] bağlı yönetici tiplerine ihtiyaç duyarlar.

Sözünü ettiğimiz idare biçiminin işleyiş mekanizmaları ve özellikle de, bu mekanizmaların öne çıkarttığı kişi ve zümrelerle bu türden “ilişkiler”in kurulması ve sürdürülmesi, doğrudan doğruya piyasa ekonomisi kurallarına tabidir.

27 Mayıs’ın kadroları, işte bu tür ilişkilerin pazar-yerinden uzakta ve piyasa ekonomisinin ilke ve yöntemlerinin tümü ile dışındaydılar.

27 Mayıs’ın yurtsever subayları, halkın çıkarları doğrultusunda Türk aydınları ile barışıktılar… Dahası, iş ve güç birliği içindeydiler. Kurucu Meclis uygulaması ve tüm aydınları kapsayan omuza olma işlevi bu uygulamaların en canlı örneklerini oluşturuyordu.

Bilime, tekniğe, Atatürk ilke ve devrimlerine yürekten bağlıydılar.

Türkiye’yi bir kardeş kavgasının eşiğinden geri döndürdüler... Gericiliğin saldırılarından ve yabancı çıkarlarının güdümünden kurtardılar.

Türkiye’yi tekrar devrimci rotasına oturturken, o rotanın içine, “Laik ve Demokratik Sosyal Hukuk Devleti” esasını derin hatları ile kazıdılar.

Gösterilen tüm çabalara rağmen, o hattı tümü ile aşıp, geçemiyorlar...

O hattı geçip, mevzileri teslim alamıyorlar.

Çabalayıp duruyorlar, çabalayıp duruyorlar...

Ama, Atatürk Devrimlerini, bağımsız Türkiye idealini ve sosyal hukuk Devleti’ni ezip, Cumhuriyetimizi yıkamıyorlar!..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 463
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster