Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
492
 

30 Ağustos zafer bayramına ithafımdır.

30 Ağustos zafer bayramına ithafımdır.
 

Eymir gezisi iyiydi, hoştu, güzeldi fakat benim için en değerli hediyesi Anıtkabir ziyareti oldu. Bu anlamda bu toplantıya ön ayak olan, organize eden değerli insan Akdenizliye teşekkürü bir borç biliyorum. Bu ziyaret benim için bu çok değerliydi.

Çünkü…

Belki de Anıtkabiri, o büyük dehanın mezarını ziyaret etmek bir daha nasip olmayacaktı bana.

Neden önemliydi?

Çünkü…

Bir destanı kitaplardan okumak, televizyondan seyretmek çok farklıydı, bizzat o havayı teneffüs etmek çok daha farklı. Daha bahçe kapısından yaklaşmadan sarıyordu heyecan. Atanın yattığı yere doğru adım adım ilerlerken daha bir artıyor heyecanınız ve daha da sıklaşıyor nabız atışlarınız. O büyük devasa binanın önüne geldiğinizde ise karşınızda duran devasa sütunların haşmeti karşısında bir karınca gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Geçtikçe tabloların, resimlerin, kılıçların ve bir zamanlar Atanın bileklerini süsleyen kol düğmelerinin önünden, Atayı gözünüzde canlandırmaya çalışıyorsunuz. O kol düğmelerinin süslediği o bilekleri hayal ediyorsunuz bir an. Fazla kalın olmadığını biliyorsunuz Atanın bileklerinin. Fakat yalnızca savaşçı kimliğiyle değil, zekasıyla da dünyayı dize getiren bir liderin sahibine ait bilekler olduğunu da biliyorsunuz. O bilekler ki; gün olmuş en seçkin kol düğmelerine ev sahipliği yapmış, gün olmuş cephede askerleriyle birlikte kılıç sallamış. Her biri bir diğerinden değerli kader arkadaşlarının, silah arkadaşlarının portrelerinin önünden geçerken de hissediyorsunuz aynı enerjiyi. Onların daima ileri bakan gözlerindeki azmin ve inancın ürpertisi sarıyor tüm benliğinizi. Ürperiyorsunuz. Fakat ille de Atanın, Atanın çok şey anlatan gözleri karşısında bir kat daha artıyor Ataya olan saygınız ve minnetiniz. Ve o karıncalaşma duygusu bir kez daha sarıyor benliğinizi. Sanki yüzyıllarca ötesine bakan ve bu günü ve yarını gören gözlerinde iradenin, azmin, zaferin, önüne geçilemez bir zekanın tüm ayrıntılarıyla karşılaşıyorsunuz. Hemen yanı başında duran diğer resmin de ise gözlerinde beliren endişeye tanık oluyorsunuz. Sanki yaşanacakların önsezisi gözlerindeki.

İlerledikçe savaşın tam ortasında kalmış bir objeye dönüşüyorsunuz birden. Yıkıntıların, isten kararmış kara çadırların, kulpu kırılmış ve telle bir kulp yapılmış kara çaydanlıktan çay içen askerlerin yanı başında buluyorsunuz kendinizi ve sohbetlerine eşlik ediyorsunuz bir süre.

Kimi arkasında bıraktığı gözü yaşlı anasından söz ediyor, kimi ağzından akan salyalarla bırakıp geldiği altı aylık bebeğinin henüz patlamış dişlerinden. Bir diğer resimde ise elinde tuttuğu bağlamayla, kardeşinin başında ağıt yakan annesini izleyen 8-10 yaşlarında bir kız çocuğunun korkudan fal taşı gibi açılmış gözleriyle karşılaşıyor ve öylece kalakalıyorsunuz bir zaman. Düşman askerlerinin çoluk çocuk demeden bir dost muhabbetinin içine daldığını, yaktığını yıktığını anlıyorsunuz bu resimden. İlerledikçe Allah Allah nidalarıyla inleyen bir savaş meydanının tam ortasında buluveriyorsunuz kendinizi. Kimi yerde, kimi ayakta, kimi ölü, kimi canlı. Kiminin elinde kılıç, kimisi top arabasının başında. Telsizden sürekli anonslar yükseliyor, ölü ve yaralılara dair. Bu arada adeta barut kokusu yakıyor genzinizi ve bir anda elinde kılıç düşman askerine hücum ederken buluyorsunuz kendinizi. Sanki yerde kıpırtısız yatanı henüz on sekizindeki ikizinizmiş gibi hissediyorsunuz. Tanık olduğunuz bu tablonun verdiği hırsla ya Allah ya bismillah deyip masmavi sulara, Akdenize kadar kovalıyorsunuz, önünüzde korkak bir tavşan gibi kaçan düşman askerlerini. Ve ardından zafer şarkıları eşliğinde çıkışa doğru ilerliyorsunuz.

Ve çıkıştaki anı defterine duygularınızı not düşerken düşünüyorsunuz. Dünden bu güne onun mirasını yiyenlerin, onun tahtına oturanların, o koltukları hak edip etmediklerini düşünüyorsunuz. Onun emanetine ne denli sahip çıkıp çıkmadıklarını ya da çıkıp çıkamadığımızı sorguluyorsunuz. Kocaman bir hıçkırık düğümleniyor boğazınıza ağlamıyorsunuz. Çünkü siz onun çok değer verdiği Türk kadınısınız. “Nene Hatun'ların” torunusunuz. Yeri geldiğinde onun emanetini canla başla koruyacak vatan evlatlarının yetiştirensiniz, anasınız. Güçlü olmalısınız. Ağlamıyorsunuz.

Hepinizin otuz ağustos zafer bayramı kutlar, esenlikler dilerim.

Saygılar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sağlam bir Cumhuriyet kurulmuştur. Vatandaşlarımız bunu şerefle muhafaza edeceklerdir!!!. İsmet İnönü..

griadam 
 01.09.2007 16:40
Cevap :
Kırpıla, kırpıla bir şey kalmadı ama umarım öyle olur. Sağlıcakla.  01.09.2007 21:27
 

Blog adın gibi farkedemediğimiz yada dillendiremediğimiz ayrıntıları ne güzel yakalamışsın keyifle okudum. Ne kadar kendine özgü bir yazı olmuş, senin kelimelerinle toplaşıp gelmişler. En sevdiğim şey bu kalıp halinde bir yerlerden alınan yazılar sarıp sarmalamıyor beni. Anıtkabire yıllar önce babam biz üç kardeşi alıp götürmüştü, paraya kıyıp birde fotoğrafımızı çektirmişti, anıtkabrin önünde, hatırlıyorum o günü. Sonralarda yine gittik bu kez sindire sindire seyrettim, hayran kaldım Atamızın ince zevkine şimdilerde içim hiç rahat değil, ne kadar iğreti duruyor bazılarında bazı makamlar...Alışamayacağım umarım bu günden kötü hissetmem kendimi. bekleyip göreceğiz...en kocamanından sevgilerler ayrıntılarıma..sevgiler..en katışıksızından

Halide 
 01.09.2007 9:04
Cevap :
Çok teşekkür ederim Halide. Sözünü ettiğin konuyu düşündüm zaten Anıtkabiri gezerken. Bu günlere gelmemizde maalesef Atamızın iyi anlatılamamasının ve tıpkı birilerinin din üzerinden sömürü yaptığı gibi Atanın üzerinden de sömürü yapanların yadsınamaz izleri olduğu açıktır. Örneğin ben bu gün okullarda ezberletilen tarihlerden, basmakalıp anlatımlardan hiç biri aklımda kalmadı da, E- postama gelen ve yalnızca bir sayfa olan özetin hiç bir satırını unutmadım. Gençlik nereye bloğumda yer verdiğim bu metni okumanı şiddetle tavsiye ediyorum. İşte Ata böyle anlatılmalıydı bize. Maalesef öğretme tekniklerimiz çok yanlış. Ezberci ve olayın özünü doğasını öğretmekten, kavratmaktan çok uzak. Bu yaklaşımdan uzaklaşmadıkça hiç kimseye hiçbir şeyi anlatamayız. Derken aklıma bir şey geldi. Örneğin biz, bir çok şeyi ezberleyemez akılımızda tutamazken sevdiğimiz şarkı ve türkülerin sözlerini çok çabuk öğreniriz değil mi? Bunun üzerinde durmak gerekir işte. Eline sağlık. Sevgilerimle.  01.09.2007 11:54
 

Bu güzel bir yazı,olmuş.Gezenlere duyarak,bilginizi anımsayarak gezin diyor. Güne de uygun olmuş.sevgi ve saygılar.

Nariçi 
 01.09.2007 8:48
Cevap :
O günden bu yana yazmayı düşündüğüm bir ziyaretti. Yazamamıştım. Ben de bu gün için iyi olur diye kaleme aldım. Sağlıcakla.  01.09.2007 11:36
 

Değerli Arkadaşlar. Bizim buraların deyimiyle "içime sinmediği " için bir kaç kez düzenleme yapmak zorunda kaldığım ve bu arada da nasıl becerdiysem:)) teknik arızaya bile yol açtığım bu bloğumun sonradan konu başlığını da değiştirdiğim için gelen yorumları açamadım. Dolayısı ile kim olduğunu bilmediğim ama bu bloğuma yorum yapan arkadaşlara çok teşekkür ediyor yaşanan aksaklıktan dolayı da kendilerinden özür diliyorum. Saygılarımla. Aynur.

Ayrıntıda gezinmek 
 31.08.2007 19:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1445
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster