Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1648
 

Celile Hikmet’in kırık bir aşk öyküsü

Celile Hikmet’in kırık bir aşk öyküsü
 

Celile Hikmet Hanım


“Aşk, iki iken bir olmak demektir.” - Victor Hugo “Aşk, akıllı, aptal demeden, bütün insanlara bulaşan bir hastalıktır.” - Albert Camus

Bireylerin onaylayıp özendiği aşklar vardır. Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun ve Ferhat ile Şirin gibi… İlk kadın ressamlarımızdan Nazım Hikmet’in Annesi Celile Hikmet Hanım ve Kırık Bir Aşk öyküsü de bunlardan sadece biridir.

Oysa sevgilerde kala kalan yaşanmış ama toplumsallık kazanmamış adsız, sansız güzel aşklar da var.

***

19. yüzyılın sonlarında Celile Hikmet, resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destandır. İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınıdır. 1900 yılında ise bu dillere destan güzellik, Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlenir. Türk şiirinin önemli isimlerinden Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktır.

1916’ya gelindiğinde Hikmet Bey ve Celile Hanım arasında şiddetli bir geçimsizlik başlamıştır. Tam da o günlerde Celile Hanım, ünlü şair Yahya Kemal ile karşılaşır. Kısa sürede aralarında büyük bir aşk başlamıştır. Yahya Kemal kısa bir süre sonra genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlar. Bir süre sonra da Celile Hanım eşinden boşanır.

Yahya Kemal 1916 yılında Büyükada’dadır. Sevgilisi Celile Hanım da tüm yazı orada geçirir. Fakat gelen sonbaharla Nişantaşı’ndaki evine yerleşir. Telefonlaşmalar, buluşmalar, bazen şairin İstanbul’a bazen Celile’nin Adaya gelişleri. Celile Hanım’ın uzaktan akrabası olan Berlin Sefiri Hakkı Paşa İstanbul’a gelir. Çapkın bir sefir olan Hakkı Paşa İstanbul’a her geldiğinde yaptığı gibi İstanbul’un en güzel kadınlarının davetli oldukları akşamlıklar düzenler. Yahya Kemal, Berlin Sefiri’nin İstanbul’a geleceğini duyduğu zaman sevgilisinden bu akşamlıklara katılmaması için söz almıştır. Bir gün Ada Oteli’nde otururken, yan masadaki iki kişinin Hakkı Paşa’dan ve Nişantaşı’nda o gece vereceği akşamlıktan bahsettiklerini duyar.

Son vapur çoktan kalkmıştır ve sert bir lodos esmektedir. Yahya Kemal Maltepe’ye geçmek için bir sandalcıyı bol parayla ikna eder. Sandalcının havayı süzen gözlerine cevap olarak da “hastam var” yanıtını verir. Denize açılırlar, bir müddet sonra lodos artar ve deniz şiddetle çalkalanmaya başlar. Sandalcı sürekli küfreder. Ölüm üçüncü bir yolcu olarak aralarına sızmaya çalışıyordur. Şair ise Hakkı Paşa akşamlığını ve Celile Hanım’ı düşünüyordur. Aşk pimpirikli Yahya Kemal’den gözü kara bir Yahya Kemal inşa etmiştir.

“Güç bela Maltepe’ye gelebildik. Dalgalar öyle bir çarpıyordu ki, sahile çıkmak buraya gelmekten daha tehlikeli idi. Zar zor bir hayli uğraştıktan sonra kendimi sahile attım. Sırılsıklam olmuştum. Hemen Maltepe’deki kahvelere uğradım. Bir araba istedim. Yok… yok…Bostancı’ya kadar yaya gitmeye karar verdim. Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım. Maltepe’yle Bostancı arasındaki mesafenin uzun olduğunu o zaman fark etmişimdir. Kan ter içinde Bostancı’ya geldim. Vakit hayli geçti. Karakola gittim. “Bana bir araba bulunuz hastam var” dedim. Aradılar taradılar birini buldular. Yine bir sürü para verdim. Arabayla yola koyuldum. Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı! Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi diye sordum?’ Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde bu akşam çıkmadı!’ dedi ‘Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün kat ettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini tahkik ettim. Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım. Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş: uyuyor! Demiş. Geldi haber verdi. Sanki dünyalar benim oldu.


Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim. Sabahleyin doğru eve çıktım. Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı. Sarmaş dolaş olduk”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu ise yakın arkadaşı Yahya Kemal’in yaşadığı bugünlerin sonrasını çok gerçekçi bir şekilde anlatmaktadır.

“Yahya Kemal acaba İstanbul’un neresinde oturmak isterdi. Onun gibi bir büyük şairin zevkine göre, acaba tutacağı evi nasıl döşemek gerekirdi. (Celile Hanım) Gece gündüz hep bunları düşünürdü. Kendisi aynı zamanda ressam olduğu için duvarların dekorasyonunu kendi eliyle yapmak niyetinde idi. Fakat Yahya Kemal acaba hangi renklerden hoşlanırdı? Bütün bunları Yahya Kemal’e sordukça ondan ne gibi cevaplar aldığını şimdi pekiyi hatırlamıyorum. Fakat Yahya Kemal’in bu evlenme projeleri üzerinde durmadan çekindiğini ve bunlar her bahis konusu olduğu vakit adeta telaşa düştüğünü pekiyi bilirim.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bahsettiği bugünlerde Celile Hanım bir mektubunda Yahya Kemal’e şu şekilde hitap eder;

“Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim. Gelmedin mahzun oldum. Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi. Çok çok göreceğim geldi. Beni niye aramadın. Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi. Ben o günden beri yani Salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum. Evimiz için çalışıyorum.

Sen ne yapıyorsun benim artık tahammüle sabra mecalim kalmadı. Nikâh için annem seni görmek istiyor. Behice Hanım’a gidecek seni bulduracak. Sen ne zaman ararsan evde bulunursun zannediyor. Bize sen gel, mektubumu alır almaz bize gel.

Benim nikâh muamelem oldu. Şimdi senin şer’i bir men’in yoktur diye bir kâğıt istermiş. Annem sana söyler. Bir kere nikâh olsa bize misafir gelirsin, oturur konuşuruz. Odamız sıcacık soğuklar oldukça hep seni düşünüyorum. Sana arzu ettiğin gibi ne zaman yuva yapacağım. Canımın içi pek göreceğim geldi hemen gel. Binlerce güzel gözlerinden öperim. Karıcığın Celile”

Fakat Celile Hanım’ın hayal ettiği bu evlilik hiçbir zaman gerçekleşmez. Yahya Kemal, Celile Hanım ile 1917’den sonra bir daha asla görüşmeyecektir. Celile Hanım bu üzüntüye daha fazla İstanbul’da duramayarak Paris’e gider. Paris’te yine resimle ilgilenir ve önemli isimlerden resim dersleri alır. İstanbul’a döndükten sonra da kişisel ve karma birçok resim sergisine katılır. Dönemin en aktif kadın ressamları arasına girmiştir. Nazım Hikmet’in tutuklanması da bu döneme denk düşer. Galata Köprüsü üzerinde oğlunun serbest bırakılması için yaptığı pankartlı eylem neredeyse tüm İstanbul’da ses getirir.

Geniş ve sanatçı ruhlu insanların çoğunlukta olduğu bir aileye sahip olan Celile Hanım’ın kız kardeşinin eşi de Türk edebiyatının önemli isimlerinden Samih Rıfat’tır. Kız kardeşi ile Samih Rıfat’ın oğlu da ünlü şairlerimizden Oktay Rıfat’tır. Bir portre sanatçısı olarak nitelenebilecek Celile Hanım Samih Rıfat’ı da Oktay Rıfat’ı da resimlemiştir. Celile Hanım’ın portrelerinin çoğunluğu aile içi portrelerden oluşmaktadır. En ünlülerinden birisi de annesi Leyla Hanım’ın portresidir. Celile Hanım’ın resimlerinden oluşan en son sergi 1988 yılında kızı tarafından Bakırköy Sanat Merkezi’nde düzenlenmiştir. Hayatında çalkantıların neredeyse hiç durmadığı Celile Hanım tüm yaşamı boyunca büyük çaba gösterir, Celile Hanım’ı unutabilmek için yurt dışına çıkan Yahya Kemal ise İstanbul’a dönüşünde şu dizeleri Celile Hanım’ı düşünerek yazar.

Sessiz Gemi

Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir...
Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi... Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri...
Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır... Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu...
Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir...

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan...
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan...
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol...
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol...
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli...
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli...
Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu...
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu...
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler...
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler...
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden...
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden...”

*
Kaynakça :

-Beşir Ayvazoğlu, Yahya Kemal Eve Dönen Adam, Ötüken Yayınları
-Kaya Özsezgin, Celile Hanım, Yapı Kredi Yayınları, 2001

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ünlü şairimiz Yahya Kemal ile Celile hanım'ın kırık gönül öyküsünü, değerli bir blog yazarı arkadaşımın adresime gönderdiği mailden okumuş ve çok hüzünlenmiştim. Sevgi, kıskançlık gibi duygular üst seviyede bu hikâyede. Sonu mutlu bitebilirdi. Ne var ki, Yahya Kemak evlilikten, evliliğin getireceği sorumluluktan kaçmıştı. Hangi yönüyle ele alırsak alalım, "hüzünlü bir öykü". Teşekkürler, selam ve saygıyla...

Yurdagül Alkan 
 14.05.2011 22:46
Cevap :
Yurdagül Hanım, Hoş değerlendirmeniz, beni de hoşnut etti! Teşekkürlerimle.  15.05.2011 14:58
 

bir masalın içinde koşar gibi okudum, büyük keyifle..emeğinize saygıyla

hüzünkakan 
 14.05.2011 22:37
Cevap :
Teşekkür ederim efendim. Esenlik dileklerimle.  15.05.2011 14:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 514
Toplam yorum
: 434
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 1351
Kayıt tarihi
: 18.08.08
 
 

Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu'nu, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, İstanbul Çapa M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster