Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Şubat '14

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
561
 

Salih Acar, Kuşların Ressamı

Salih Acar, Kuşların Ressamı
 

Bir insanın hayata bakışı çoğu zaman yüz ifadesinde yansır. Neşeli biriyse ışıl ışıl, sevinçli gözlerle bakar dünyaya. Kaygılı biriyse hüzünlü gözlerle bakar. Öfkeli biriyse kızgın gözlerle bakar. Çok acı çekmiş insanlar da, ışığını kaybetmiş gözlerle bakar …

Vee, bu bakışlar paralelinde bir yaşam sürer, üretimler yapar insan. Ressamların dünyasında da durum böyledir.

Neşeli bir ressam coşkulu renklerle resim yapar. Kaygılı bir ressam daha karanlık renklerle ifade eder. Kısacası kişiliğini yansıtan çizgi ve renkler öne çıkar. Bu genelleme çoğu zaman geçerlidir.

İnternet öncesi yıllarda okuduğumuz kitap yazarlarının en azından bir profil resmini görebiliyorduk. Ancak ressamlar için bu geçerli değildi. Resimlerini herhangi bir yerde gördüğünüz resmin ressamı, çok popüler değilse onu fiziken tanımak, görmek pek olası olmuyordu. Ama sanatçının ürettiklerine bakarak, kafanızda bir imaj oluşturabiliyorsunuz. Örneğin, Neşet Günal, Şükriye Dikmen, Aliye Berger, Nedim Günsur, Avni Arbaş benim kafamda oluşan imajlarıylaörtüşen sanatçılardı.

Ancak Salih Acar tüm önyargılarımı yıkarak tersi bir durum sergiledi.

80’li yılların ortalarıydı. Hangi yıl olduğunu tam anımsamıyorum ama Ocak ayı olduğunu biliyorum. Bir firma tarafından hazırlanmış yılbaşı takvimi hediye olarak gelmişti. Açtığımda zarif, duyarlı, neredeyse sitilize çizimlerinden oluşan kuş resimlerinden oluşturulmuş bir takvimdi. Her sayfasını heyecanla izlediğim takvim, soyut kuş figürlerinden oluşuyordu ve hepsi birbirinden çarpıcı resimlerdi. Resimleri yapan ressamın adı ise Salih Acar’dı. İlk kez adını duyuyordum. Ama artık ilgi alanıma girmişti. Elimdeki sanat kitaplarını karıştırdığımda herhangi bir kayıta rastlamadım. O zamanlar internet henüz daha hayatımıza girmediğinden, sınırlı kaynaklardan iz sürmeye başladım ama bir sonuçta alamadım. Bu resimlerin devamını görmeliydim.  

Salih Acar, 1927 de Bulgaristan'ın Filibe şehrinde tüccar bir babanın oğlu olarak dünyaya gelir. Varlıklı bir çocukluk dönemi geçirir. Sanatçının çocukluğu Meriç nehri kıyısında büyük bir evde geçer. Mutlu bir çocukluk geçirirken, talihsiz bir kaza geçirir ve bacağı kırılır. Varna’da bir hastanede acı içinde uzun bir tedavi görür. Tedaviye rağmen ayağı aksak kalır. Bu onun ruhunda derin bir iz olarak kalır. Artık neşeli çocukluğundaki gibi kuşların, ördeklerin peşinde koşamayacaktır.

Şanssızlık bir süre daha devam edecektir ressamın hayatında. Bu olaylardan kısa bir süre sonra babasının işleri bozulur. Yoksulluk yılları başlamıştır. İlk ve orta öğrenimini de bu koşullarda tamamlar.

Resim yapmayı çok seven Salih’in en büyük hayali Akademiye gidip, ressam olmaktır. Ancak akademiye hazırlanacak, ders alacak parası yoktur. Ressam kendi çabasıyla güzel sanatlara hazırlanır. Her tür olumsuzluğa rağmen sınavı kazanır. Artık Filibe'den ayrılma zamanı gelmiştir, 1945 yılında, 2. Dünya savaşının sona ermesiyle Sofya akademine başvurur. Sofya Güzel Sanatlar Akademisi Fresk bölümüne girer.

Akademide sosyalist temelli bir eğitim hakimdir. Resim tarihi ve altyapısı anlamında köklü bir eğitimden geçer. O yıllarda büyük boyutlu, kütle-form ilişkisini vurgulayan resimler yapar ressam. Bu resimler yöresel, köylü figürlerinden oluşur. Kırsal kesimin yaşantısına yönelik, gerçekçi(realist) akıma paralel resimler yapar. Birazda Bulgaristan’daki sosyalist rejimin izlerini taşır.

1945-50 yıllarında eğitimini tamamlar. Akademi'deki hocalarından birinin yönlendirmesiyle Türkiye’ye gelmeye karar verir.

Göç başlamıştır ressamın hayatında. Tıpkı resimlerini yapmaya ömrünü adadığı göçmen kuşları gibi…

1950 de İstanbul’a gelerek Güzel Sanatlar Akademisine girdi. Burada Zühtü Müridoğlu atölyesinde resim- heykel ağırlıklı eğitim alır.

Ressam, akademiyi bitirdikten sonra herhangi bir kamusal görev almaz. Kendi atölyesinde çalışmalara başladı. Büyük panolar, fresk tekniğinde duvar resimleri yaptı. Dekoratif nitelikli resimlere ve gravüre ağırlık verdi. Efes ve Tarabya oteli duvarlarına bu tarzda freskler yaptı. Otel, sinema ve tiyatro sahne süsleme ve dekor resimleri yapar.

İlk kişisel sergisini 1955 te açtı. Bu sergide resimlerin yanı sıra, fresk, grafit, tahta oyma, heykel, mozaik, vitray çalışmaları da vardır. Sergi sonrası ilk röportajı yayınlanır, artık basında yer almaya başlar.

İstanbul’a geldiğinde avcı arkadaşları olur. Birlikte avlanmaya çıkarlar. Ama kısa süre sonra bırakır. “Zaten fazla vurduğumda yoktu. Bir iki kuş avlar köşeye oturur ve okşardım onları. Nerden geldi, nereye gidiyor diye düşünür, renklerine bakardım” der. Yıllarca doğayı ve kuşları izleyerek, aslında resimlerinin altyapısını hazırlar. Doğadaki mükemmel uyum ve o uyumun kuşlar üzerindeki yansıması ressamı derinden etkiler.

1965’ te Belkız hanım hayatına girer, ve evlenirler. Aşiyanda doğayla iç içe bir köşke taşınırlar. Eşi de sanatçıdır. Türk dokuma tarihi konusunda donanımlı bilgiye sahip, birkaç kişiden biridir.

1966 yılından sonra ilgisi doğaya yöneldi. Bu dönemde ayrıca doğayı koruma vakfı çalışmalarına başladı. Soyları tükenmekte olan kuşların korunması ve yaşatılması yönünde çalışmalar başlattı. Eşi ve birkaç yakın arkadaşıyla birlikte “Doğal Hayatı Koruma Derneği”ni kurarak doğayı korumak ve doğa sevgisini oluşturma çabası vermiştir. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan kelaynak kuşlarının basında sık sık yer almasını sağlayarak, soylarının devamı konusunda azımsanmayacak katkılar koymuştur.

Salih Acar’ın kuşlara olan ilgisi ve bunun sanatına yansımasını çocukluk yıllarına dayanır. Çocukluğunu geçirdiği Meriç nehri kıyısındaki ev doğayla iç içedir. Birçok kuş ve ördek türleri bu çevrede yaşar veya göç zamanı uğrardı. Ressamın hayatında kuşlar yaşamının bir parçasıdır. Öyle ki, ailesi onu kendi adından çok bir kuş adıyla hitap eder. Çocukluk yıllarında babası onu “çayka” diye çağırırdı. Çayka, Bulgarca’da “deniz kırlangıcı” demektir. Hatta daha sonra ki yıllarda yazacağı özyaşam öyküsünü anlattığı kitabının adı da “çayka” olacaktır.

Doğaya tutkundur ressam. Özelliklede kuşlara. Bu tutkusunu tuvallere aktarmaya başlaması 1966’dan sonra yoğunlaşır. Özelliklede turnaları, kuğuları, leylekleri derin bir duyusallıkla resmeder. Yaptığı tablolardaki kuşlar zerafetle uçar, ama ürkek bir zerafettir bu. Kırılgan, hüzünlü, ama şiirsel bir akıcılıkta… Sanki düşler dünyasına götürür izleyeni.

Salih Acar, kuşları soyut figürler halinde resmeder. Bu yanıyla modernist bir resim anlayışı vardır. Kuş figürleri gerçekçi görünümlerine yakındır. Ancak, stilize bir üslupla kuş resimleri yapar.

Asıl çarpıcı olan renkleridir bence. Kuşların doğadaki zarafetini ve estetik değerlerini, tuvale aktarırken seçtiği renklerle verir. Bu renklerde sanatçının, doğaya olan tutkusu ve estetik algısı da gizlidir.

İstanbul’da çeşitli semtlerde yaşar. Bebek, Aşiyan, Beşiktaş, Küçüksu, Kuleli uzun yıllar yaşadığı semtlerdir. Hep denize/ suya yakın bahçeli evleri tercih eder. Çünkü yaşadığı ortamda kendi ihtiyaçlarından çok beslediği hayvanlarında barınacağı, yaşayabileceği mekanları tercih eder.

Resim yapmak içinde uygun mekanlardır bu evler. Hatta Aşiyan’daki evin bahçesi çoğu zaman sergi salonu gibiydi. Ressamın en üretken olduğu yıllardır. Ama şanssızlık peşini bırakmaz.1982’de eşinden ayrılır. Aşiyan’daki evde tek başına yaşarken, yangın çıkar ve evi yanar. Tüm eşyasıyla birlikte resimleri de yanar. Çok ağır bir depresyona girer, hayata küser ressam.

Arkadaşları toplanır, yardım etmeye karar verirler. Kenter tiyatrosu “Ölümü Yaşamak” adlı oyunun tüm gelirini ressama verirler. Bunun yanında, tiyatro fuayesinde ressamın arkadaşlarına bir resim sergisi açtırıp, satılan resimlerin parasını Salih Acar’a aktarırlar. Satılmayan resimlerde ressamda kalacaktır. Bu Salih Acar’a iyi bir moral olur.

Yaşadığı pek çok olumsuzluktan olsa gerek yüzündeki ifade hep karamsar, hep kaygılıdır ressamın. Buna karşın son derece umutlu, düşsel renkler kullanır resimlerinde. Yaşanındaki kırılmalara rağmen, melodik bir akışkanlık içindedir çizgileri. Her şeye rağmen yaşama sımsıkı bağlıdır Salih Acar. Bunu resimle sağlar, doğa tutkusuyla sağlar.

Uzun yıllar çalıştığı Kuleli askeri lisesi yakınlarındaki atölyesinde kuşları en yalın biçimiyle resmeder. Boğaz ve çevresindeki atmosferin yaptığı resimlere katkısı kadar, boğaz çevresindeki kuşlarda ilham kaynağıdır. Burada tekil yada grup halindeki göçmen kuşları resmeder. Kuşları resmederken aslında, yaşam içindeki arayışları resmeder. Yaşamın zorunlu kıldığı devinimi son derece estetik, duyusal bir haz alanı yaratarak resmeder…

Yaşamı boyunca resim yapmaktan başka bir iş yapmaz Salih Acar. "Resimden başka hiçbir gelirim olmadı. Başka hiçbir iş yapmadım. Sadece resimle geçindim. Açtığım sergilerimin sayısını bilmiyorum. Ama takriben 150'den fazla. ” der ressam.

İsviçre, İstanbul, Ankara da pek çok sergi açtı. Bunların dışında; İzmir, Eskişehir, Antalya, Mersin gibi Anadolu kentlerinde de sergiler açar.

Son yıllarını Beşiktaş’ ta ki evinde tek başına yaşadı. Tüm yaşamı resim yapmak ve Doğal Hayatı Koruma Derneği çalışmalarını adadı. 14 eylül 2001 de evinde ölü olarak bulundu.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 5786
Kayıt tarihi
: 11.07.08
 
 

İzmirliyim. İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi mezunuyum. Serbest çalışan diş hekimiyim. M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster