Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '08

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
469
 

Adem ve Alem ilişkilerine devam

Adem ve Alem ilişkilerine devam
 

Bir hiyeroglif yazısında iki elini açıp dua eden ,secde eden figürlerin ustaca çizimi


Düşüncelerimi formatlamak gereği duyarak, önce kendimi sıfırlayıp, ilksel insan rolü oynamaya devam etmek eğlenceli geldi bana. Fizikçiler, Cern deneyiyle parçacıkları maddesel olarak çarpıştıradursunlar, ben tam aksine, maddesel değil, hayalî olarak, mitolojilerden yola çıkıyorum. İlk çağlara dönüp, doğmaları yeniden değerlendiriyorum. Bu oyunumu da sizlerin görüşüne sunmak bana mutluluk veriyor.

İnsana verilen yetenek, herkeste aynıdır bence. Yaratanın, çeşitliliği sunsa da, bazılarına torpil yaptığını düşündüğümde, hak edene, hiçbir emeği mükâfatsız bırakmadığını da sanıyorum. Eğer verileni kullanabilirse kişi ve kullanma alanında niyetine göre, mutlaka kayırılacaktır tabi ki. İnsan seçilmiş olmak istemez mi?
Yaradılışla ilgili ayetlerde, anlamadığım şeyleri, burada değerli yazar kardeşlerimizin yazıları vasıtasıyla çözüyorum. Etkileşim, güzel şey bence. Yanlış anlaşılmamalı. Bilgiyi aktarmak, ya da bilmeden birinin bilmesi gereken şeye vasıta olmak, belki de bize düşen halifelik görevidir.
Bildirmek, düşünceleri, dökebilmek açığa çıkarabilmek, anlatabilmek ve bununla örtüşen tüm kavramlarda ilk insanın çabalarından yola çıkabilmek. Önceki yazılarımda kalem ve kelam hakkında düşüncelerimi yazmıştım. Ve fazla sıkıcı olmamak için mümkünce kısaltmaya çalışmıştım. Fakat yaz dedi mi kalem, el durmuyor bir kere..ve yorum getirildikçe, okundukça diğer blok yazılarıyla bütünleşen gizemli bir kütüphane oluşuyor bloklarımızda. Bunun bilinciyle yazıyorum devamla..

İnsanın anlatma yeteneği, gördüğü bir çiçeği nasıl tarif edecek görmeyene? Hemen resmediyor onu. İşte bu çizme yöneliminde eline aldığı bir çöp bir taş onun kalemi oluyor. Bir çiçeği, ay ı güneşi çiziyor doğal olarak. Nokta konduğu anda başlıyor bilgi.”Ve âdeme isimlerin bilgisini verdi” Ayetini doğruluyor. Varlıklara ad ve onları ifade yetisidir bu. İlk Sanat, resim. Çizilen şekiller bir resim yazı olarak ifadelere dönüşüyor. Ancak şekiller çizimle anlatıldı diyelim ya duygular? Acıkmayı, ağlamayı, sevmeyi çizebilmek, bunu başarmış ilk insan. Bir tarihi eserin üzerinde görülen resimlere bakıldığında, kimin üzgün, kimin gururlu, kimin şefkatli, kimin hırslı, kimin tok, kimin aç olduğunu anlayabiliyor insan. Öyle bir yetenek ki bu, Elif’in noktasından başlayıp, çizgi haline gelip, bükülüp dal olup, Mim in noktasında biten. Ve Adını bildiren bir olgu.( q ) I ) (parantezin içine Arap harfleriyle Adem yazmıştım.Ancak haklı olarak denetime takılınca klavyeden benzetme yaptım) Yazılan Âdem dir. Aynı zamanda bu hatlar namazın da Kıyam, rükü ve secde hallerini tasvir eder. Şekilde de görüldüğü gibi. Ayakta duruş- kıyam ve orta dal da eğilen figür rükû ve başını yere yapıştıran bir figür de secde tarifidir bir anlamda bakınca. Ve okunuş Âdem dir. İlk insan ve bilmesi gereken. Harflerin, şekillerin çıkış noktaları boş değildir. İnsan bu yola hep tasvir için yöneldiğine göre, kutsal kitap dilinin neden Arapça olarak son bulduğu aşikârdır.

İslamiyet, Âdem ile başlamıştır. İsimler ne olursa olsun, Tek olanı, karmaşıktan ayırt etmeyi bilmiştir. Hiyeroglif yazılarında, İsa’dan önce namaz kılan figürler vardır. Bunları görünce, Resule Cibril-ü Emin in tarih ettiği şeyin, daha öncede bildirilmiş olduğunu görünce, hiçbir inanç ya da din bunu inkâr edemez.
İlksel insanlar, şimdilerde bizim Beşinci boyutu anlamaya çalıştığımız deneyleri doğal olarak biliyorlardı. Çünkü resim olarak çizilende anlatmak istenilenin hakikati yansıtmadığını keşfetmişlerdi. Etrafına bakınca kendisi duvara yapışık değildi çünkü. Arada boyut vardı. Bunu nasıl anlatabilirdi. Hemen çizgiyi derinliğe döndürdü, Yani kabarttı, Fresk e dönüştü çizgiler. Ama yine hakikat değildi. Perspektif yanıltıcıydı. Göz ise hepten aldatıcı. Suyun içinde aksini ters gören ilk insan, kendine bile inanamıyordu. Ünlü oto portre çalışan ressamlar, aynada sağ ve solu karıştırmamak için akıl yürütürken kulağının birini bile kesmişti. Hakikatin bilgisini yansıtma çabalarında her şeyin hayal olduğunu anlamak zor. Oysa bilinen tek gerçek var. Ünlü filozofun dediği gibi, hiçbir şey bilmediğimiz. Buna ben ilaveten derim ki; her şeyin bilgisine sahip fakat bunu bildiremeyen, sadece hakikati kişinin kendisi bilebilen. Bunun içinde, o çok zor olandan kaçan insan. Hakikate ulaşmak için, Lâmekân, olmayı bilemeyen insan...

Hakikatin bilgisini yansıtma çabalarında doğan plastik sanatlar, resimde iki boyutu, rölyefte üçüncü, dördüncü boyutu anlattılar. Ama hakikat değildi yine. Bir şey vardı, uzay - mekân ilişkisindeki boyutta. Heykele döndü duvardan kalkan kabartılar, ama yine mekânsız değildi, çünkü bir kaide üzerine oturtulması gerekiyordu. İşte bu noktada Miraç ‘la tarif edilen ve hakikatin bilgisi, Muallâk taşı. Zamansız ve mekânsızlık boyutunun tasviri. Hiçbir dayanak destek olmadan, boşlukta duran, yıldızların düşmeden seyri, evren…sonsuzluk..İnsanoğlu bunları akletti ve nakletti.Anlayan gözle bakınca. Bunu yansıtabilen insan da Sena sıfatının yansıtıcısı olarak, hangi dilden olursa olsun müşterek dil olan sanatçılığını konuşturdu. Bu yüzden evrenseldir sanat.

Daha önceleri, gezdiğim müzelerde, incelediğim mitolojik tasvirleri, o döneme giderek yaşadığımı farz ettiğimde, Kuran gözüyle bakınca ilk vahyin Hira dağından çok önce de geldiğini düşünmemek elde değil. Galiba zaman tünelinden geçişin bir şekli bu olsa gerek. Aynı tufanlar, aynı mağaralar, aynı dua şekilleri, aynı olaylar farklı kıtalar hatta farklı gezegenlerde farklı zaman ve boyutlarda bazen de aynı anda olmuş. Bir Ayette “İki doğunun ve iki batının Rabbi” geçer. Bu ayete bir de bu yönden bakılırsa, Âlem değil de Âlemlerin Rabbi lafzını daha iyi anlıyorum.
Bir şeyi açıklama zorunluluğu hissediyorum. Yazılarımda, felsefi amaçlı başlayıp, dönüp dolaşıp inançta noktalamam herhangi bir misyonu üstlendiğimi düşündürmesin. Din konusunda da ben evrensel bakış açısındayım. Ve Âdem âlem ilişkilerinden yola çıkıyorum. Sanırım bu yazı dizisi bitmeyecek. Sonraki bölümde, mitolojik uygulamalarımı sizlerle paylaşıp, görüşünüze sunacağım

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

POTANSİYEL YETENEK TEOREMİ Dünyada yaşayan ve yaşamış olan bütün insanlarda rastlanan tüm zekâ ve yetenek türlerinin, her insanın her hücre çekirdeğinde kodlanmış genetik şifreler hâlinde mevcut olması gerekir; çünkü kültürel evrim sürecinde öğrenilen bütün yararlı ve güçlü yetenekler insanların ortak genomuna kaydolmuştur. * Bu yetenek şifrelerinden bir veya birkaç tanesi herhangi bir insanın beyin hücrelerinde açılabilir. Veya bir başka insanınkinde hiç açılmayabilir. Veya çok erken ya da ileri yaşlarda açılabilir. Ve bu yetenek türlerinin üstün, ileri ya da geri olmaları; genetik şifrelerin açılışı ile hücrelerin yapılışı arasındaki süreçte DNA, tRNA, mRNA, Ribozom ve proteinlerin hata yapıp yapmamalarına veya tembel-çalışkan olmalarına bağlıdır. *Mozart’ın müzik dehası benim de senin de DNA'mızda kayıtlı; fakat bu yetenek geni bende açılmamış, Mozart’ta ise çok erken ve tüm şifreleriyle açılmış. Buna karşın, bendeki lengüistik (dilsel) zekâ ise Mozart’ta açılmamış. Selamla...

Mehmet Sağlam 
 27.10.2008 11:38
Cevap :
Değerli katkınıza candan teşekkür ederim.Saygılarımla.  29.10.2008 11:18
 

Aklın yolu bir değil; çünkü her akıl farklı biçimde formatlanıyor. Fakat GÖNLÜN YOLU BİR dersek, buna "amin" diyebilirim. * Benim yıllar önce yazdığım "Potansiyel Yetenek Teoremi"m sizin bu yazınızda bir başka formatta çıktı karşıma. Ne mutlu bana da, size de, okurlara da... * Bu çok önemli konuyu herkesin iyi anlamasında ve buna göre bir akıl yolu edinmesinde büyük yararlar görüyorum. * İyi ki varsınız değerli hocam. Selamla, saygıyla

Mehmet Sağlam 
 27.10.2008 11:27
Cevap :
İyiki sizler gibi düşünen ve düşünmekten çok düşündüren ve bu amaçla çalışan kişiler var ve ben bu kişilerle birşeyler paylaşabilmenin mutluluğuyla yazıyorum.Sizin bu yanıtınızda da anladım ki gerçekten , iyi bakılabilirse derler ya..Yok aslında birbirimizden farkımız,ama farkı fakrerdenlerden olmak ve vahdeti iyi anlamak ve aynı yolun yolcusu olduğumuz halde yolları ayırmak gibi uzar gider değerli dostum.Sayiniz Allah indinde Zayi olmasın .Bir düşünürün deyişiyle.Çok mutlu oldum .Bazen ben de öyle yazılarla karşılaşıyorum ki.Örneğin Sn.Fizik prof.Taşkın Tuna Hocamın eser ve anlatımlarında..eğer biraz kuşsak farkı olmasa diyeceğim ki ben de bunları yazmıştım.Zaman tünelinin şimdilik düşünce boyutunda aşılması bile yeterli ,yeterki düşünebilelim.Saygılarımla..  29.10.2008 11:25
 

Can kulağı ile sözüm dinleyin,/Ey Ârifler Ehl-i Hakka söyleyin/Birleşerek beni tavaf eyleyin/Çünkü lamekanın makamı oldum./Edip Harabi. Hakikati aramakta oluşumuzdur,onca yazılan,çizilen,düşünülen,anlatılmaya çalışılan.Yüreğine,kalemine,lamekan düşüncelerine sağlık.Sevgilerimle.

Şerife Mutlu 
 24.10.2008 23:02
Cevap :
Selam gönül dostum;Böyle güzel bir katkıyla sayfama neşe getirdin ellerin dert görmesin.Saygıyla eğiliyorum .Selametler dilerim.  25.10.2008 22:42
 

Yazının da, konuşma dilinin de yaratılan bir varlık olarak kabul etmek gerekir. Bir yazı dili olan Arapçada buna örnektir. Hatta İbn. Arabi'nin (İlm-ûl hurûf) Harflerin ilmi eserini incelerseniz (Mahmut Kanık'ın çevirisi ile ASA kitap evi yayınlarından bulabilirsiniz.) Arapça harflerin neler ifade ettiği hangi anlamları oluşturduğunu görürsünüz. Kur'an dilinin de bu nedenle farklı dillere tam olarak çevirisi yapılamaz. Farklı dillere ancak çeviren alimin bilgi seviyesi kadar bir anlam kazanır. Bu yolda aynen devam. Araştırdıkça düğümler bir bir çözülür. Allah kolaylaştırsın. Selam sevgi ve saygılar.

akar 
 23.10.2008 12:06
Cevap :
Selam olsun , Değerli katkınıza ayrıca teşekkür ederim. Düşünceler bazen onaylayacak bir şahit getiriyor bir vasıtayla.Ve daima Hak kelamında,tefekkürlerde birin ikisi,ikinin üçüncüsü ve artarak giden bir artısı vardır.Bu zümrelere dahil olabilmek ayrı bir hazdır.Saygılarımla..  25.10.2008 22:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 409
Toplam mesaj
: 136
Ort. okunma sayısı
: 849
Kayıt tarihi
: 17.10.07
 
 

Edebiyet fakültesi  mezunuyum. Öğrenmenin yaşı yoktur diyerek çeşitli kurslardan da el sanatları ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster