Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '18

 
Kategori
Çocuk Sağlığı
Okunma Sayısı
55
 

Akıl Yaşta Değil Baştadır

Akıl Yaşta Değil Baştadır
 

“Akıl yaşta değil baştadır”

Çok anlamlı bir ata sözü. Çünkü günümüz bilgi ve bilim çağında gördük ki! akıl ve zeka çocuğun doğumundan  sonra oluşmuyor. Akıl ve zeka ana karnında yani çocuk daha dünyaya gelmeden gelişen ve oluşan bir donanım. İnsanın doğumdan sonra edindiklerini başarıya ulaştırması ise doğumdan önce kazanılan kapasiteye bağlı.

Çocuğun ana karnında gelişimini sağlayan önemli vitamin ve mineraller vardır. Her donanımın sağlıklı olabilmesi anne denen kutsal taşıyıcının bilinçli olmasına bağlıdır. Karnında büyüttüğü bebeğin sağlıklı olması tamamen annenin bilinçli beslenmesi ile ilgilidir. Yani eğitim doğduktan sonra değil daha ana karnında anne ile başladığını günümüz modern tıbbı en iyi şekilde açıklamaktadır.

Anne karnındaki bebeğin akıl ve zeka gelişimi de tamamen anneye bağlıdır. Mesela her insanda gırtlak hizasında bulunan TROİD bezi İYOT elementini üretir. Her normal insannın vücudunda minumum 150 mg , hamilelik ve emzirme dönemlerinde bu oranın 250 mg olması gerektiğini yine bilim insanları söylemektedir.

Peki “İYOT” elementi ne işe yarar?

En önemli özelliği anne karnındaki çocuğun beyin yani akıl ve zeka gelişimini sağlar. Yeterli iyodu alamayan çocukların zeka düzeyinin yani algı ve bilgi toplama, depolama, toplanan bu verileri ayıklama ve yorumlama yeteneğinin gelişmediği bilinmektedir.

Nitekim çocuk doğduktan sonra ne kadar iyot yüklerseniz yükleyin çocuğun akıl ve zeka kapasitesine hiçbir fayda sağlamadığı da bilinmektedir.

Yine tıp bilim adamlarının araştırmalarına göre anne karnında yeterli iyodu alamayan çocukların gelecek hayatlarında “EĞİTİLEMEYECEĞİ” üstüne basılarak söylenmektedir.

Ülkemizde Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ve UNICEF' in işbirliğinde 1994 yılında, "İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı” başlatılmıştır.

Yani biz bu eksikliği asırlar sonra keşfetmişiz. Kaybettiğimiz zaman korkunçtur.

“ANNE ADAYLARINA ÇOK ÖNEMLİ TAVSİYEM BU KONUYU ARAŞTIRIN, GEREKTİĞİNDE DOKTORUNUZLA VEYA AİLE HEKİMİNİZLE İRTİBAT HALİNEDE OLUN. BELİRLİ ZAMAN ARALIKLARINDA KAN TAHLİLERİ YAPTIRARAK TESPİT EDİLEN EKSİKLİKLERİ GİDERMEYE ÇALIŞIN. ÇÜNKÜ BU HEM SİZİN HEMDE DOĞACAK ÇOCUĞUNUZ İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR.”

----

Ülkemizde yıllardır kan ağlayan bir eğitim sistemi var. Her iktidar değiştiğinde kendilerince plan ve proramlar uygularlar. Sonra kalıcı iktidarlar geldi. Eğitim, eğitimden anlamayanların azizliğine uğradı. Eğitim sistemi ne yazık ki yap boz tahtasına döndü. Sorunlu olan insan yapısı ve eğitim düzeyimizle ilgilenmek yerine kendilerince geliştirdikleri karma sistemle ne yüksek zekalı, ne zekalı, nede eğitime yatkın olmayan insanlar eğitilebildi. Geldiğimiz nokta ortadır.

Bir ülkenin eğitim düzeyi “EĞİTİLEBİLİR İNSAN YAPISI İLE İLGİLİDİR”

Siz ne kadar büyük, ne kadar güzel binalar yaparsanız yapın eğer “Eğitilebilir insan yapınızı keşfedemedinizse, bu konuda yeterli adımlar ve önlemler almadıysanız yerinizde debelenip durursunuz.” Nitekim günümüze kadar gelen eğitim sistemimizden de bu durun net olarak anlaşılmaktadır.

Peki eğitilebilir insan yapısı nasıl belirlenir?

Bu  ilk okul çağındaki çocuklardan başlayarak liselere geçiş düzeyine kadar giden bir süreçtir. İlk okul çağındaki bir çocuğun eğitilebirliğini keşfetmek hem anne babaya hem de okuldaki eğitmenin gözetimine bağlıdır. Eğitmenin çocuğun durumunu keşfetmesi yeterli olmuyor. Asıl mesele çocuğun durumunu anne babaya anlatma ve kabul ettirme meselesidir. Bu da ayrı bir eğitim süreci istemektedir. Elbette hiçbir anne baba çocuğuna toz kondurmaz. Her kesin çocuğu en iyisidir. Ama ortada bir gerçek vardır. Bu gerçekte çocuğun kapasitesidir.

***Çocuklar Orta veya liseye başladıklarında, bazı okullarda çocuğun seviyesini tespit etmek için sınavlar düzenlenir. Bu sınavlar çoğu zaman birkaç kez tekrarlanır. Bunun nedeni çocuğun eğitilebilirlik seviyesini tespit etmektir. Öğrenciler sınıflara bu sınav sonuçlarına göre yerleştirilir. Bir çok anne baba çocuğunun alt sınıflarda okumasını asla kabul etmez. Rehberlik öğretmenlerinin çocuğun durumunu inceden inceye anlatmasına rağmen anne ısrarlıdır “Benim çocuğumun diğerlerinden farkı ne?” evet farkı çocuğun eğitilebilirlik düzeyi ile ilgilidir. Her çocuğun üniversite okumasının şart olmadığı, çocuğun hayatını kazanması için zaman kaybetmeden bir mesleğe yönlendirilmesi ve eğitimini de bu yönde alması gerektiği anlatılmasına rağmen bu durum hiçbir koşulda kabul edilmediği yaşanan gerçeklerdir.***

Liselere geçiş sınavı dediğimiz teok ülke insanı için bir şanstı. Yani Anadolu liseleri son yılların en iyi sistemi idi. Bu sistemin getirdiğin en önemli etki. Eğitime elverişli bilgi ve zeka düzeyi yüksek çocukların buluştuğu sınıflar oluştu. Anadolu lisesini kazanamayan çocuklar ise meslek liselerine ve ya açık liselere yönlendirilerek meslek edinmelerinin yolları sağlandı. Bu sayede eğitimde gerçekten yüksek iğme kazanıldı. Bir birine yakın düzeydeki çocukların başarı ortalaması artı. Daha önce liselerde yaşanan bir çok olaylar silinip süpürüldü. Dövüşsüz kavgasız okulların olması gelecek için umut oldu. Ve bu okulların üniversitelere öğrenci vereceği bir dönemde yine eskiye dönülerek eğitim siyasetin azizliğine uğradı.”

---

Ülkemiz insanı bir çok konuda yeni yeni aydınlanmaya çalışıyor. 1990 lı yıllara kadar iyot maddesinin insan üzerindeki etkisini bile keşfedememişiz. Veya etmişiz de bilinçli olarak tedbirler almamışız. Dünya yıllar önce bu sorunu çözmesine rağmen biz 1999 yılından sonra sofra tuzuna iyot ekleyerek bu sorunu çözmeye çalışmışız.

Araştırmalar gösteriyor ki. Ülke insanımızın büyük çoğunluğu eğitilebilir düzeyde değildir. Bu çoğunluğun yine büyük bir kısmı özgür iradenin, temel hak ve hürriyetlerin, bağımsız yargının, hukukun üstünlüğünün, medeni haklarının bilincinde değil. Bilinçli olarak teslimiyetçi, kaderci mukadderatçı toplum üretilmektedir. Bu tür toplumların gelişmesi ve huzurlu yaşaması mümkün değildir.

Sevgili anneler , anne adayları gelecek sizlerin omuzlarınızda. Lütfen bilinçli olun. Lütfen karnınızda büyüttüğünüz bebeğin gelişimini anne karnında sağlayın. Ona doğurmadan önce vereceğiniz 9 aylık bilinçli emek, doğurduktan sonra yıllarca süren gelişim ve eğitim sürecinde size daha çok kolaylıklar sağlayacaktır. Çocuk eğitiminde sizin çabanız olmadan kendi isteğiyle hareket edecek gerekli başarıyı gösterecektir .

Unutmayın, “Eğitim verilmez alınır, Siz çaba göstermeden kimse size bir şey vermez.”

“Dünyada  emek harcamadan iki şeye ulaşılamaz. 1-Ekmek 2-Bilgi”

Fikret Bayrak

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 315
Kayıt tarihi
: 27.11.14
 
 

1967 yılında Giresunda doğdu, Bulancak Ticaret Meslek lisesinde okudu ve Anadolu Universitesi İşl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster