Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
409
 

AKP mi yoksa anarşi mi

AKP mi yoksa anarşi mi
 

AKP mi yoksa Anarşi mi?


Cumhuriyet tarihinde ilk değil ama "bu kadarına pes" dedirtecek baskı yaşanmamıştı. Özellikle "Tek Parti"li yaşamdan çok partili yaşama geçişte de benzer çalışmalar görülmüştü ama basın kuralları bu kadar çiğnenmemişti. İzleyebildiğim kadarıyla Taraf Gazetesi ve Samanyolu TV bu konuda başı çekiyorlar ve bir mücahit olarak savaşlarını sürdürüyorlar.

Basındaki duruma baktığımızda, iş artık soğuk savaşı geçti, sıcak savaş haline geldi. Hedef, mevcut hükümete karşı olan her kişi, kurum ve kuruluş olarak tanımlanmış. Bu konuda haklarını yememek gerekiyor, halkın beynini karıştırarak, hem AKP'ye karşı olanları yargılıyorlar, hem de herkese gözdağı veriyorlar. Bu da yetmiyor, karşı olanları attıkları çamurlar ile "hukuk"a teslim ediyorlar. Yani hem yasama, hem yürütme, hem de yargı görevini yapıyorlar.

Kendi dünya düzenlerini kurmak için sürdürdükleri mücadelelerini, bütün yaptıklarına rağmen demokratik bir mücadele olarak saygıyla karşılayabilirdim. Ancak basına amatör olarak emek vermiş bir kişi olarak yaptıkları haberleri ve yorumları okumak ve dinlemek işkence haline geldi. Yaptıklarını yanlı, taraflı ve Anayasa'ya aykırı buluyorum ve Cumhuriyetin temel ilkelerine dinamit sokan bu insanlara baktıkça gazetecilik adına üzülüyorum.

Buldukları(!) henüz kanıtlanmamış belgeleri doğruymuş gibi halka anlatarak ordu ve anayasal düzene karşı söylemediklerini, yazmadıklarını bırakmıyorlar. Orduyu "camiyi bombalayacak din düşmanları" olarak gösterecek kadar ileri gidebiliyorlar. Direkt olarak bir hakim ve savcı gibi hüküm vererek haberleri yayınlamaktan çekinmiyorlar. Sanki ülke onlara teslim edilmiş ve onlar da bu kanlı savaşta gereken mücadeleyi sürdürüyorlarmış gibi davranıyorlar. Sürekli "din adına" yaptıkları mücadeleyi Allah'tan korkmadan, Kur'andan çekinmeden, vatanına ve milletine bağlı ve henüz yargılanmamış insanları yargılıyorlar. TSK'da onur intiharları yaşanıyor!

Artık Türkiye'de iktidar yanlısı basından ve hükümetten midem bulanıyor. Bir savaş bu kadar iğrenç hale getirilemezdi. Dünya görüşleri doğrultusunda Türkiye'nin tüm dirençlerini yıkmak üzere gereken her yere bomba ve dinamitlerini koyuyorlar.

"GEÇMİŞ DARBE" söylentileriyle gündem yaratarak, orduyu yıpratarak yaptıklarına bir yenisini daha ekliyorlar; 1978 yılında "askeri okullara sızmak" için Fettullahçıların yaptığı harekatı şimdi Deniz Lisesi'nde Doğu Perinçek ve ÇYDD'nin yaptığını söyleyerek yine ordunun üzerine oynuyorlar ve bunun adına da "Deniz Yıldızı" diyorlar. Yani şu anda yapılan yıldırma hareketlerinin temeli 1970'li yıllarda atılmıştı. Şu anda geldikleri noktanın raslantı olmadığını çok net bir şekilde görüyoruz.

Hükümetin Savcılarını fazla yormadan söyleyeyim, 1994 yılında 2000 yılına kadar Özgür Kocaeli gazetesinde yazdığım köşenin adı "Deniz Yıldızı" idi. "Taraf"lı, tarafsız herkese, benim için de savcılığa suç duyurusunda bulunsunlar. Üstelik yedi yıl boyunca yazdığım haftalık yazılardan "üç beş tane darbe planı" çıkarırlar!!!

Tayyip Erdoğan, bu ülkede yargılanmış ve hüküm giyip hapiste yatmış, yani suçu sabitleşmiştir. Böyle bir kişinin "ben değiştim" diyerek laik ülkenin tüm temellerini yıkmak üzere çalıştığını görmemek ve değiştiğini düşünmek mümkün değildir. Kendisinin ve partisinin bu çalışmalarından dolayı iktidarda iken kapatılma tehlikesi geçirirken "değiştim" demesi geri çekilmesinden değil, yara almadan hamleleri yapmak için henüz zamanın hazır olmadığını görmesinden (ve gösterilmesinden) kaynaklanmaktadır.

AKP'nin kapatılması tehlikesine karşı, yeni kurulmuş bir partiyle Edirne'de görüştüğünü basından öğrenmiştik. Yani kendini, yaptıklarından hiç bir şekilde dönmeyi düşünmeyen bir "savaşçı" olarak görüyor. Aslında demokkrasiye inanan bir vatandaş olarak bunları da saygıyla karşılayabilirdim ama Erdoğan ve partisi ne demokrat kelimesinin anlamını biliyor, ne de savaşını demokratik düzen içinde yapıyor.

Şu anda net görünen bir sonuç var, devlet kendi bünyesi içindeki Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı savaş açmış durumdadır. "Efendim bunu hükümet yapmıyor" demek için saf olmak bile yetmez, "Taraf" olmak gerekir. Birçok kişi, kurum ve kuruluşu Ergenekon ve benzeri iddialariyla susturmuşlardır. Şu anda hedeflerine giderken önlerinde engel olarak gördükleri tek kurum TSK kalmıştır ve onunla savaşlarını da basın yoluyla yaptırmaktadırlar.

Demokratik olarak halkın AKP'ye karşı gereken cevabı vermesi de zor görünüyor, çünkü basını ve medyayı kullanarak sürekli "mazlum"u oynayıp "kendini acındırma politikası" ile halk tarafından hala destek görüyor. Böyle bir durumda demokratik teamül gereği seçimlerle gelmiş iktidarın yine aynı yolla iktidardan çekilmesi için çok daha güçlü bir muhalefet ve sade vatandaşın da siyasetin içine aktif olarak girmesi gerekiyor.

Ekşi Sözlük tanımına göre Anarşizm, Yunanca <ı>archos (yönetici)'dan türetilmiştir, <ı>yönetcisiz anlamına gelir. Toplumsal otoriteinin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir.

"Gaflet, delalet ve hatta hıyanet" içinde bununanların şu andaki yönetim şekli anarşidir ve bu otoritesizliğin ardından her türlü devrim, müdahele ve ihtilal çok daha kolay bir şekilde gelecektir. İşlenen oyun da budur!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sinancigim. Aslinda söyleyecek fazla birsey yok. Sen cok güzel özetlemissin. Bütün bu olaylarin bir sonraki asamasi, ülkenin, polis ve korku ülkesi haline gelmesi. Polis askerin yerini alacak, özgürlük ve demokrasi (ne kadar oldugu tartisilir tabii) tamamen zayiflatilacak, türban, cübbe vs. resmi yerlerde ve okullarda serbest hale gelecek, mollalar kirmizi ceylan derisi koltuklari isgal edecek. Allah sonumuzu hayr etsin. Sevgiler

Güner Cakiroglu 
 03.03.2010 12:53
Cevap :
Sevgili Güner; Açıkçası nereye gittiğimizi bu kadar net görebilmemize rağmen toplumdaki umursamazlık beni fazlasıyla üzüyor. Demokrasi sadece halkın kendini yönetmesi adına seçimde bir kerelik oy verme sistemi değildir. Bunun adı tembelliktir, sorumluluktan ve işten kaçmaktır. Sonucu ise rejimin tehlikeye girmesidir. Halkın kendini yönetecek idarecileri de sorgulaması, yöneticilerin de "kendi başlarına" değil, geleceği görerek halkın yararına ülkeyi yönlendirebilmesidir. Henüz demokrasi kültürüne ulaşamamış, üçüncü sınıf bir ülkeyiz ve demokrasinin her aşamasına sahip çıkmadıkça sadece oy vererek DEMOKRAT olunmayacağını öğrenmemiz gerekiyor. Demokrasideki güçler dengesi olan YASAMA (Meclis) YÜRÜTME (Hükümet) ve YARGI (Mahkemeler), görevlerini yapmaz, veya yapamaz hale getirilirse ve en kötüsü halkın sesi olan BASIN tarafsızlığını yitirirse DEMOKRASİ çarkı işlemez. Maalesef, bu durumda fatura hepimize kesilecek ve sonucu hep birlikte göreceğiz.  08.03.2010 9:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 935
Kayıt tarihi
: 28.10.07
 
 

Mülkiye İşletme mezunuyum ve aynı zamanda Sakarya Üniversitesi Maliye Bömlümünde doktora öğrencis..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster