Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '12

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
861
 

Avrupa'nın Korsan Kasabası St.Malo

Avrupa'nın Korsan Kasabası St.Malo
 

Nisan ayında, Bretanya‘da hava geç saatte, 21.00 gibi kararıyor, sabah geç aydınlanıyor. Sabahın 07.00 sinde, aydınlık güne uyanmaya alışkın bizler, sabah karanlığında bocalıyoruz. Araba kiralamış olmanın avantajı burada. Sabah otelden geç de çıksanız, trenler arası bekleme sürelerinde, ya da kaçırma durumunda, vakit kaybetme riski yok.

Fransa’nın kuzeybatı bölgesi Bretagna’nın başkenti Rennes şehrinden, St.Malo’ya, direkt olarak D137 yolu ile gidiliyor. St.Malo şehir merkezine kadar giden, tren seferleri de mevcut.

St.Malo şehri, Rance nehrinin ağzında, surlarla çevrili bir adada kurulmuş. Şehir, adın,ı 6.yy.da buraya Hıristiyanlığı yaymaya gelmiş keşiş Maclou’dan almış. 16.ve 19.yy.larda, denizcilerin cesareti sayesinde, güç ve servet kazanmış.

17.yy.da, Fransa’daki en büyük liman olan St.Malo, korsanları ile ünlü. ‘’ Corsair ‘’ adı verilen bu korsanlar, kraldan yabancı gemileri yağmalama izni alan, devlet destekli korsanlar. En şöhretlileri ise, 1711’de, Rio de Janeiro’yu, Portekizlilerden alan, Rene Duguay-Trouin ile, gemileri, Doğu Hindistan Şirketi’nin yük gemilerini avlayan, gözükara Robert Surcouf.

Yol, bizi direkt olarak limana götürüyor.Şehrin içine dair özel bir merak yoksa, girmenin gerekliliği yok, çünkü gezilecek korsan yerleşimi, İNTRA MURROS isimli, surlarla çevrili, Manş Denizi kenarındaki ada. Yaklaştıkça, daha uzaktan, görünümü ile özel bir yer olduğunu belli eden, çevresindeki surlarla aynı renkte 4-5 katlı taş evlerin olduğu ada, son derece karizmatik havası ile bir korsan filminin içine giriyormuşsunuz izlenimi veriyor. Korsan adının geçmesi, ürkütücü atmosferini pekiştirmek için yeterli zaten.

Biz, aman başka bulamazsak diye İstanbul’dan kalma bir alışkanlıkla gördüğümüz ilk otoparka dalmış olsak da, surların çevresi otoparklarla dolu. Ana giriş kapısı, Port St.Vincent. Belediye ( Hotel de Ville ) ve müze olarak kullanılan Chateau de St.Malo ( St.Malo şatosu ), bu kapıda bulunuyor. Müzede, şehrin ve devlet güdümlü korsanların, maceralı tarihini tanımak mümkün.

Porte St.Vincent’dan kalkan beyaz gezi trenini, öğle tatili olmadan yakalayamadığımız için yürüyerek dolaşmak durumunda kalıyoruz .

Bretagna’nın başlıca spesiyalitesi olan,pek çok krepçinin yan yana sıralandığı, Porte St.Vincent’dan, Rue Porcon de la Barbinais ve devamına çıkınca, özellikle deniz ve denizcilik ağırlıklı hediyelik eşya dükkanları karşılıyor bizi.

Cathedrale St.Vincent’in olduğu bölge ise, hemen hemen, tarihi şehrin merkezi gibi, ama, St.Malo İntra Murros’da asıl gezilmesi gereken yer, istihkam duvarlarının deniz tarafı.

Kapalı, kasvetli, rüzgarlı ve hafif yağışlı olan havanın, buraya gelmek için en uygun hava olduğunu düşünüyoruz. Havaya çok uyan kasvetli, yer yer yosun tutmuş,binlerce maceranın sırrını deliklerine gömmüş, sur duvarları üzerinde dolaşıyoruz, korsan denizciler gibi bir taraftan da ufku seyrederek. Önümüzde Manş Denizi ve irili ufaklı serpiştirilmiş adacıklar, bu adacıkların üzerinde gelen gemileri gözetlemek amaçlı, küçük kalecikler var. Manzarayı seyrederken, korsan olmaya istek duyuyor insan.

En yakındaki ada olan, ‘’Le Grand Bé ‘’ adasında, St.Malo doğumlu, ünlü Fransız yazar Chateaubriand’ın mezarı bulunuyor.Fransız romantizminin babası kabul edilen ve gerek döneminde, gerek kendisinden sonra gelen, pek çok yazarı etkilemiş olan Chateaubriand ‘ın, mezar yeri olarak seçtiği nokta, bedeni Fransız topraklarına ait olsa da ruhunun, aşkı bulduğu İngiltere’yi gözleyerek, binlerce denizcinin hayaleti ile birlikte, bu kıyılarda dolaşıp durduğunu anlatıyor.

St.Malo’da gezdiğimiz sırada, tüm Bretanya sahillerinde yoğun olarak görüldüğü şekilde, deniz çekilmiş olduğundan, yazın artık bir sayfiye kasabasının plajları olarak kullanılan sahiller, gerçeğinden büyük görünüyorlar. Çocuklar kulelere çıkarak, dar merdiven dönemeçlerinde birbirlerini korkutmaya çalışıyorlar ve her seferinde korkutuyorlar da.Haksız değiller, çünkü ortam, havanında etkisi ile ,aniden birileri saldıracak ve boğazınızı kesiverecek gibi.

Manzarayı biraz daha seyredebilmek ve biraz da ısınmak için, surların üzerindeki bir krepçiye giriyoruz. Çocuklar çikolatalı olanları tercih ediyor, ben yörenin spesiyali olan ‘’ beurre sucré ‘’ şekerli ve tereyağlı olanı deniyorum. Breton tereyağları hafif tuzlu ve ayırt edici özelliği, bu tuzlu yapısı .İncecik, hafif bir hamur olarak yapılmış, tatlı olarak da, yemek olarak da yenilebilen, son derece lezzetli krepleri, hepimiz çok beğeniyoruz.

St.Malo’nun batısında bulunan, St.Servan’da ki, üç katlı Tour Solider’da, gemici ve gemilere adanmış kapsamlı bir müze olsa da, biz vaktimizi, tamamı doğal plaj olan güzelim sahilleri görmek için 8km. uzaklıktaki, istridye yatakları ile ünlü Cancale’e giden,denize paralel olan iç yolu gezmek için kullanıyoruz.

Surlar içindeki eski şehri geçtikten sonra, Chaussé de Sillon ve özellikle devamı Avenue Pasteur , St.Malo’ya gelip, zaman ayrılarak gezilmesi gereken caddeler. Deniz ticareti ve korsanlık sayesinde zenginleşen St.Malo’lu armatörler , ‘’malouiniere’’ adı verilen büyük malikaneler yaptırmışlar ki, bunları bu caddelerde görebiliyorsunuz.

St.Malo’nun doğusunda yer alan Cancale’in aksi istikametine, yani batıya döndüğünüz ise, şehrin içine girmeden, gel-git akımlarının gücünden elektrik üreten dünyanın ilk barajı olan, Rance Nehri Barajı’nı geçerek , Dinard’a bir göz atmak mümkün olabiliyor.

Cote D’Emeraud ( Zümrüt Sahili ), olarak adlandırılan bölgenin başlangıcı sayılan Dinard, bu Zümrüt Sahillerinin kraliçesi.1850’lerde keşfedilen ve hala dünyanın en zenginlerine ev sahipliği yapan bir tatil beldesi.

Boulevard Feart’tan, yamaçta sıralanıp, karşıdaki St.Malo’ya bakan malikaneler arasından geçerek, Casino’nun bulunduğu, Plage de L’ecluse adı verilmiş sahile iniyoruz. Çocukken okuduğumuz Ayşegül kitaplarındaki ( orijinali Fransız )resimlere benzeyen, göz alabildiğine uzanan kumsalda, koşturan çocuklara, uçurtma uçuranlara, birşeyler atıştıranlara, yamaçlardaki malikanelerin güzelliğine, kısaca göz atıp, geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz.

Behiye Işın

http://www.cocuklageziyorum.com/kuzey-fransa-nisan-2011/

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 3153
Kayıt tarihi
: 01.12.11
 
 

İTÜ mezunu Yüksek Şehir Plancısıyım. Sadece gezmek ve yazmak istiyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster