Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
56
 

Avrupa’nın korsanı, Danimarka

Avrupa’nın korsanı, Danimarka
 

Göçmek, hele başka kıtalara, ülkelere ulaşmaya çalışmak yaşamsal bir zorunluluk sonucu kendini dayatan bir gerçeklik. Avrupa kıtası ve Kuzey Amerika ülkeleri yaşamsal zorunluluğun dışında daha iyi bir yaşam umuduyla da mültecilerin ilgi gösterdikleri ülkeler arasında yer alıyor.

Daha iyi bir yaşam umuduyla başka ülkelere göçme fikri elbette ki tartışmaya açıktır. Bu konuyla ilişkili olarak olumlu ya da olumsuz pek çok şey söylemek mümkün.  Ancak yaşamsal zorunluluk veya ciddi özgürlük ihlalleri tehlikesinin gündemde olduğu durumlarda göç son derece insani bir gerçekliktir. Özellikle Avrupa kıtası bu gerçekliğe dayalı olarak son üç yüzyıldır kesintisiz olarak kalıcı ya da geçici bir mülteci akınına uğramaktadır. Bu mülteciler arsında her din, dil ve politik görüşten insana rastlamak mümkün. İçlerinde çok iyi eğitim görmüş insanlar olduğu gibi yığınla eğitimsiz insan da var.

Bence işin en ilginç yanı sığınmacıların büyük bir bölümünün Avrupa’nın sosyal, siyasal, ekonomik, dinsel değerleriyle çatışıyor olması. Örneğin politik nedenlerle göç eden insanların önemli bir kesimi Marksist veya İslamcı… Bizde belki de Osmanlı döneminden kalma bir alışkanlık olacak; yetmişli, seksenli yıllarda yurt dışına kaçmak zorunda kalan insanların neredeyse tamamı soluğu Avrupa’nın farklı ülkelerinde aldılar. Bu insanların nerdeyse tamamının sol görüşlü kişiler olduğunu hatırladığımızda dönemin Sosyalist ülkelerinin neden tercih edilmediği konusunda sorgulayıcı düşünceler geliştirmesi gerekiyor insanın. Aynı durum İslamcılar için de söz konusu. Sıkıştıkları zaman, her laflarının başında kafir olarak niteledikleri bu ülkelere kapağı atmalarının tartışılır pek çok yanı olsa gerek. Genel anlamda politik İslam düşüncesi tercihleri olmasa da şu an ülkelerinden kaçmak zorunda olan Suriyelilerin ölüm riskini de göze alarak gavur memleketlerine ulaşmaya çalışmaları üzerinde ciddi incelemeler yapılması gereken bir konu olsa gerek!.. Nihayetinde Müslümanların zulmünden kaçan Müslümanlar, Müslüman ülkelere sığınmaktan çok gavur memleketlerine ulaşabilmek için ölüm yolculuklarına çıkıyorlar ne de olsa!

Kitlesel olarak sığınmacı akınına uğramış olan Avrupa ülkeleri ise şaşkın. Çoktan üretmiş oldukları insani değerleri bir kenara bırakarak, nasıl daha az sığınmacı ile muhatap olacaklarıyla ilgili arayışlar içine girmiş bulunuyorlar. Kendilerini Avrupalı sanan yeni yetme balkan ülkelerinin mültecilere karşı geliştirdikleri çirkin uygulamalar bir ölçüde anlaşılabilir. Ne de olsa bu sonradan görme ülkelerin hem siyasal hem de kültürel anlamda dünyaya verdikleri bir mesajları yok, katkıları da. Ancak Orta ve Kuzey Avrupa ülkelerinin insanlığa karşı çok daha fazla sorumlu olduklarını varsaymak zorundayız. Demokrasi, eşitlik, özgürlük, insan onuruna yakışır yaşam hakkı düşüncesinin uluslar arsı savunucu ve teorik alt yapısının üreticisi olan bu ülkelerin daha sorumlu davranmaları gerektiği açık. Kuşkusuz bu yoğun mülteci akını onların yaşam konforunu bir ölçüde geri çekecektir. Özellikle de İslamcı terör tehlikesi kuşkulu adımlar atılmasını tetikleyebilir de. Ancak bu hiçbir zaman gerçekten uygar olduğunu savunan bir ülkenin insanlığa karşı sorumluluk üstlenmesine engel olamaz.

Ne yazık ki gelişmeler bu doğrultuda değil. Birey ve toplumsal özgürlüklerin düşünsel ve pratik evriminin kalesi durumunda bulunan Fransa yaşadığı terör saldırıları nedeniyle çoktan sığınmacı karşıtı düşüncelere teslim olmuş görüntüsü vermekte. İşin ilginci, bunun özgürlüklerden yana tavrıyla bilinen Fransız halkının desteğini topluyor olması ve sağcı, mülteci karşıtı tavır sergileyen partilerin oy yüzdelerinin artıyor olması. Fransız karikatüristlerinin denizde boğulan mülteci çocukları, yaşasalardı Fransız kadınlarını taciz eden kişiler olurlardı, biçiminde çizmesi oldukça çirkin bir değerlendirme olsa gerek…  Şimdilik Almanya şaşırtıcı bir biçimde pozitif bir tavır sergiliyor. Oldukça ciddi rakamlara varan mülteci sayısına insani yaşam koşullarının sağlanması için olumlu çaba sergilendiği ortada.

Beklenmeyen bir biçimde oldukça sorunlu bir yaklaşım sergileyen Danimarka’nın mülteci konusunda nereye varmaya çalıştığını anlamak güç. Avrupa’nın bu küçük ülkesi, mültecilerle ilgili olarak çıkardığı yeni yasayla, deyim yerindeyse mültecilerin ellerinde avuçlarında ne varsa almayı amaçlıyor. Bunun karşılığında vermeyi amaçladığı şeyse barınma ve yaşamını sürdürmeye yetecek kadar gıda. Bin bir türlü tehlikeyi atlatıp, kendisini nihayet güvende hissetmeyi uman insanların elinden para, ziynet eşyası, hatta telefonlarını almayı düşünmek kimse kusura bakmasın medeni bir ülkeye yakışan davranışlar olarak kabul edilemez. Mafyavari olarak değerlendirilebilecek bu davranış olsa olsa Danimarka’yı gelişmiş Avrupa’nın korsanı yapar!..

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 108
Kayıt tarihi
: 14.08.15
 
 

1959 yılında Siverek'te doğdum. yüksek öğrenimimi Konya'da tamamladım. 1982 yılından beri ülkenin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster