Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Nisan '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
166
 

Awkward! Tuhaf!

Awkward! Tuhaf!
 

Ünlü tasarımcı Karim Rashid İnegöllü mobilyacılara tavsiyelerde bulunurken şöyle dedi:

“Eğer küresel pazarda başarılı olmak, bir marka olmak istiyorsanız, orijinal olmak zorundasınız”.

Sonra devam ediyor ve ifade ediyor bizim bir tarzımız yok diye!

Almanya’nın “Bin Göl” bölgesinde yer alan ve eyaletin başkenti olan, Schwerin Deniz Gölünün kenarındaki aynı isimli kenti gezerken gazeteci Cemal Ekentok’un yorumları oldukça çarpıcı:

“Bir kere AVM’ler bizdeki gibi devasal değiller. Hem sonra merkezlerin önünde araç otoparkından çok bisiklet park yerleri var. Unutmadan şunu belirtmek istiyorum. Kimse elindeki çöpü yere atmıyor. Özellikle koca göl etrafında gezinirken yerde çöp parçası görmemek çok hoştu. Darısı ülkemizin başına!”.

Yıllar evvel Millet parkında, Tahran’da, benzer bir hissi ben de yaşamıştım. Çöpün yanında beliren 50 metrelik “çöpe çöp atma” kuyruğunu görünce dudağım uçuklamıştı!

Öğretim görevliliğine başladığımdan itibaren en önemli iki şeyi çocuklara aktarmak istiyorum:

Birincisi YARATICI olmak, ikincisi ÖĞRENMEKTEN KORKMAMAK!

İlkokuldan başlamak üzere beni yetiştiren ÖĞRETMENLER çok kaliteliydiler. Bunun en önemli sebebi Türkiye’nin en kaliteli okullarında okumuş olmaktı. Onlardan öğrenip kendime geliştirdiğim en büyük özellik BİLİMSEL bir insan olmaktır! Bu özellik öncelikle içinizde olmalı fakat bu konuda aldığınız öğrenim her şeyden önce belirleyici oluyor. Örneğin DPT’nin akıl kurucularından Haydar Kazgan hoca size Ekonomi Tarihini anlatıyorsa ya da üç dal (Matematik, İstatistik, Ekonometri) yapmış Ümit Şenesen size dünyada kimsenin görmediği MATEMATİKSEL EKONOMİ diye tamamıyla Ekonomik Teoremlerin Matematiksel ispatıyla ilgili sizi zorluyorsa,  daha da garibi 1980’lerin sonunda Kanada İngilizcesiyle Selime Sezgin Stratejik Kurumsal Pazarlama dersi veriyorsa, mezun olduğunuzda kendinizi inanılmaz donanımlı ve EKSİKSİZ hissediyorsunuz.

Türkiye 1960 -2007 arası muhteşem insanlar yetiştirdi. Ve bunu yaparken birkaç değişimle aynı ÖĞRETİM SİSTEMİNİ kullandı. Ve bu durum EĞİTİM ve ÖĞRETİM geleneği yaratmıştı. Üniversite ve Yüksek Okullar dahil açık olan kadrolar, sınava giren öğrencilerin %15’i kadardı ve bu oran dünya çapında sağlıklı bir orandı. Ve böylelikle mezun olan gençler kendi geçimlerini sağlayacakları bir iş bulabiliyorlardı.

Bugün yepyeni bir Türkiye var karşımızda. Öğretim Sistemi resmen MANYAMIŞ, ne yaptığını bilmeyen ve daha da kötüsü ne yapacağını da PLANLAMAMIŞ, PROTOTİP GOOGLE ezberci gençliği YETİŞTİREN garip bir ülke burası!

Taksim’de, sonrasında Beyoğlu’nda gezmeye artık içim dayanmıyor. Dünyada gördüğüm 45 ülkeden sonra karşılaştığım en devasal ve boş bir meydan var karşımda; Taksim Meydanı! Harabe bir park, asfalttan bir meydan, taşları sökülmüş ve bazen de asfaltlanmış İstiklal Caddesi ve geçmişinden farklı olarak her tarafı Arapça yazan dükkanlar, İÇİ BOŞALMIŞ bir BEYOĞLU çünkü artık herkesin hayran kaldığı geleneksel SİNEMALARI ve TİYATROLARI ölmüş bir BEYOĞLU ile yüzleşiyorum. Kalbim cız etmiyor; Ersin’in dediği gibi PARAMPARÇA!

Bu yazıya başlarken türü olsun istemiyordum ve öyle de yazıyorum. Bu bir BLOG bile değil bu benim sizlere yazdığım bir MEKTUP.

2015 yılında BEYOĞLU’nun bir BROADWAY olmasını beklerdim. Oysa AVM VE SHOPPING&BEVERAGE CENTER bir yer olmuş! O tiyatrolara ve sinemalara giderken öğrenci olmamıza karşın şık giyinmeye özen gösterdiğimizi hatırlıyorum. Artık bir HAYAL KAHVESİ yok, bir KEMANCI yok, kocaman bir ATLAS sineması yok! Yüreğim yerlerde!

Yeşilköy’de dolaşırken, mazideki kadın arkadaşlarımı düşündüğümde, sahilin kusursuz güzelliği yanında onların da bütünleyici unsur olarak hayatımı tamamladıklarında, THY’da çalışan genç mühendisin HIZLI ama İstanbul’a sevdalı yaşamını düşündüğümde, her şeyin tamamıyla geçmişte kaldığını fark ediyorum. Bu değişim yaşamlarımızdan farklı bir şey, İstanbul da artık, bir-bir YOK oluyor!

1983 yılında ilk yurtdışına çıkıp İtalya’da Napoli’ye gittiğimde yaşadığım hayal kırıklığını düşündüğümde, hissettiğimin, gerçekte Amerika’ya direnen geleneksel İtalyan lezzetiyle karşılaşınca İtalya’nın Türkiye’den çok farklı görünmediğiyle ilgili bir duyguydu; bunu daha yeni anlıyorum. Bütün dünyada GELENEKSEL bir şehri bozmak yerine o şehrin yenisinin yapıldığına şahit olursunuz. Oysa biz İstanbul’u yenileştirirken İstanbul’u başkalaştırıyoruz ve her seferinde şehri yok edip yeniden inşa ediyoruz. Bu konuda kesinlikle DEVRİMCİ bir yaklaşımımız var.

ÇÜNKÜ GELECEK İÇİN BİR PLAN; BİR PROGRAMIMIZ YOK!

ÇÜNKÜ HER ŞEYE SON ANDA KARAR VERİYORUZ.

Dün çok soğuk ve boğuk bir gündü.  Nisan ayında bu kadar şiddetli soğuk, kıştan daha da fazla bizi üşüttü. Nitekim kemiklerimizi ısıtacak güneşi göremedik bile bu ilkbahar!

Yetkin, boşandığımızdan beri, iyi değil! Oğlumun hayata karşı içerlemesi hiç hoşuma gitmiyor. Onun o çocuk neşesini alacak SUÇ işlemek, ben de HÜZÜN uyandırıyor. Ama olmuş-bitmiş hayatlar-HATALAR gelecek için umut vermiyor ki!

Evet, belki Yetkin bir çocuk olarak haklı olabilir ama bir BİREY olarak ben de haklı olmak istiyorum. Öyle ki KADININ ve ERKEĞİN birbirine yıllardır uyguladığı ŞİDDET, o evliliği çekilmez kılıyor. Çünkü EVLİLİK, SÖZLEŞME ŞARTLARINI BİLMEDEN, GÖZDEN GEÇİRMEDEN, İMZA ATTIĞINIZ EN BÜYÜK SÖZLEŞME! Diyeceksiniz; Türkler zaten okumadan sözleşmelere imza basar. O yüzden HUKUKÇULAR sözleşmeyi öneren kesim için şu uyarılarda bulunuyor: “Karşı taraf her önemli sayfaya “OKUDUM, ANLADIM ve ONAYLIYORUM” yazsın!”...

Yıllar evvel 7-UP gazozunun sloganında olduğu gibi mühim olan GERÇEKLER değil artık, GERÇEKLERİN NASIL GÖSTERİLDİĞİ VE NASIL KABUL GÖRDÜĞÜ!

İşte size YEPYENİ BİR TÜRKİYE!

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

A-aaa.. Hangi ara boşandın ki Anıl? İnan şimdi ilk bu yazında haberdar olmuş oldum bundan. O yüzden de haliyle şaşırdım tabii. Zira buraya yazmaya başladığın ilk günden beri yazılarını okurum hep. Lakin MB'deki yazı hızı ve çokluğuna benim vaktim yetmediğinden, ara ara da hep birikirler ve sırası geldikçe ancak ama gecikmeli olarak da okunabiliyorlar işte maalesef. O yüzden ben daha yeni muttali olabildim demek:(( Bu havadisin ilk olarak yer aldığı bloğun da sanırım şu an e-postamda hala okunmayı bekleyen 614 MB bloğunun arasında olsa gerek. Şimdi de onu merak ettim tabii, senin geçmiş ama okunmayı bekleyen yazılarını tarıyorum bir yandan da; acaba ne zaman yazmışsın ilk olarak boşandım diye.. Hay allah, insan yaşamında önemli bir evre, önemli bir karar çünkü. Ve sen de hep mutluyum diyordun, biz aslında hiç de mutlu olmadığını gözlemlediğimiz halde. Yani işte nasıl merak etmeyeyim. Neyse hayırlı olsun diyorum ve olmuştur da mutlaka ya da olacaktır eninde sonunda. Selamlar,sevgiler..

Filiz Alev 
 22.04.2015 15:07
Cevap :
Ben ne zaman eşim için güzel bir şeyler yazsam, o gün korkunç şeyler oluyordu. Ve inanılmaz biçimde bu yıllarca böyle sürdü. Çok olmadı boşandığımız; sadece 2 ay! Ama üç yıldır düşünüyordum ve hatta ikinci kez Eric Van Buyten'e dönüşmemde bu sorgulamaların sonucuydu. Yazarken halen bile Anıl Yiğit olmaya korkuyorum. Beni farklı-farklı tanıyan o kadar çok insan var ki internette kolay bulunuyor olmak beni cidden ürkütüyor! Çünkü tüm farklı Anıl'ları bir araya getirip bir sentezle birleştirmek ancak iş hayatımdan kopmamla mümkün olacaktı ve halen bu koşullar oluşmadı ne yazık ki! Bir insan sürekli mutluyum derse mutlu değildir zaten! Mutluluk kişiseldir ve paylaşmaya çok da gerek yoktur. Ben ancak şimdi-şimdi mutlu olabileceğimi hissediyorum. Halen iş olayını tam oturtamadığım için, halen yeterince para kazanmadığım için, tam anlamıyla mutluyum diyemiyorum ama istediklerimi yaptığım konusunda hiç şüphem yok! Sevgiler   30.04.2015 7:14
 

Ülkemiz 30-40 sene sonra kesin istediğimiz gibi olacak fakat bizler göremeyeceğiz. Teknoloji geliştikçe evrim atlıyoruz. Ülkemiz heryerden daha güzel soğuk havada bile daha sıcak. İtalyada Türko diye Venedikte sandala binenleri itenleri gördüğüm gibi Fransa sokağında Türk gördüğümdeki sevinci unutamıyorum. Güzel Vatanımız Ülkemiz zihniyetlerin kıskacında yap boz yaşıyor. Bu seçim geleceğimizin seçimi ne var ki partilerin kendi çıkar sevdasından Ülkem yararına birşey çıkmayacak düşüncesindeyim inş. yanılıyorumdur. Çok konuştum sustum :) selamlarımla :)

Tülay EKER 
 09.04.2015 16:25
Cevap :
İnsanların yetiştirilmesi o kültüre ait kült eserlerle olur. Biz ne zaman bize ait psikolojik ve sosyolojik eserler, doktrinler üretmeye, yazmaya başlarız, toplumda buna bağlı olarak kendini yetiştirmeye bakar. Bir Kuran ile, dualar ile, kendine yontukları ahlak bozukluğu ile, ne ülke yönetilir, ne de insanlar! ARGE ve ÜRGE derken bunu yapmış ve bilen insanlar konuşursa TOPLUM da bunların ne anlama geldiğini anlar. Yoksa YIRTMAÇLI kadınların, karın kaslı erkeklerin işi değil bu! Toplum kendi şekilciliği altında kesinlikle eziliyor... Sevgiler  14.04.2015 5:34
 

Anıl'cığım; mektubunu okudum, anladım da uzun süre bir şeycikler yazamadım. Yazamıyorum. Çucukları, benim için de "öp" lütfen ...Bu günler de geçecek...Paris sendromu, İstanbul sendromu, t....istan sendromu derken gerçeğin alasını er geç göreceğiz... Sevgimle ...

Nil ALAZ 
 09.04.2015 16:06
Cevap :
sendrom artık bitecek ve ilim ve irfan yerine geçecek ve geçmeli! Ben şahsen bıktım artık! Sevgiler  14.04.2015 5:29
 

"e-mektubun" son derece anlamlı ve yerinde! Zamanlaması açısından da... Bizim memlekette -tarihsel olarak- ölçütleri, değerleri, estetiği belirleyen bir "Aristokrasi" hiç bir zaman olmadığı için "normsuzluk" ve "kuralsızlık",bunun yanı sıra da "yaratı eksikliği" hakim. Eğitimini tamamladın, paran da var ama hangi ölçüte göre neyi temel alıp esinleceksin ve yaratacaksın! Burada bocalama sürüp gitmekte... Tam bir 'Anomi' içinde.. Üstelik de devletin en üst kademesinden başlayarak "anomi" özendirilmekte, hayat tarzı haline getirilmekte, kuralsızlık, aklına eseni yapmak, keyfilik… Bunun herhangi bir bedeli, yaptırımı da yok, herkes keyfiliği talep etmekte… Bu yapı içinde bırak "yaratıcılığı" mevcut çağdaş sistemleri bile doğru dürüst izleyip kendine uyarlamakta zorlanırsın! Ama bu durum hep böyle gitmez! Gitmemeli! Başta "çağdaş bir eğitim sistemi" ile değiştirilmeli! Sevgi ve selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 09.04.2015 15:51
Cevap :
Evet, bu aristokrasi grubu olmadığı gibi aynı zamanda kurulan sistemlerde -mesela bakanlıklarda- yöneten müsteşarlar da dinlenmiyor. Hep kişiler üzerinden sistem yürütülmeye çalışıldıkça, sistem kişinin insafına bırakılıyor. Hal böyle olunca, bir türlü demokrasiye geçemiyoruz. Çünkü sistem insanlara mutlak güç veriyor. Kişi yürütmenin yanında yasama ve yargı gücüne ulaşıyor ve bir gün aynaya baktığında ben ne kadar önemli bir şahsiyetim deyiveriyor! Bahsettiğin "NORM" oluşturma akil insanların işi! Aklı karışmış insanların işi kesinlikle değil! Eskiden hep yeni bir Atatürk çıksın isterdim, şimdi ise kesinlikle karşıyım; artık HALK uyuduğu uykudan uyansın lütfen! Sevgiler   14.04.2015 5:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 613
Toplam yorum
: 1632
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 270
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric küllerinden doğduktan sonra dünyada büyük değişiklikler olsa da Türkiye'de çok fazla şey değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster