Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mart '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
99
 

Aysudem Naz... Deneme 7.

Evet… Gittim…
Senin dediğin gibi gittim…
Ama bir farkla…
Sen gittikten sonra...
 
Hani derler ya bir cümleyle…
Sırtımda yeleğim, gömleğimi alıp, yalınayak çıkıp gittim…
Bir gidiş bu yalın ve çıplak gidiş…
 
Nem kaldı geride…
Yılların birikimi kitaplarım ve
her kitabın ön sayfasına okunuş tarihini yazdığım ve altlarını çizdiğim cümlelerle kucak dolusu eski mektupların…
 
Hepsi içimden birer birer parçalarla yılların duyguları yazılmış mavi mürekkepli, mavi düşlerimle, mavi umutlarımdı beni uğurlayan…
 
Bir tek resmin gömleğimin ön cebimde…
Avucumda kurumuş bir siyah gül…
Ve
bir yüzük içinde bir tarihle ben, mutluluk peşinde koşan ben yalnız… Ve bir tek eskimiş ruh bedenimin içinde…
Belki de sadece yorgun bakan gözlerle ayakta kalmaya çalışan kırık bir yürekle, sahipsiz dalgınlıklarla bakan iki göz…
Bir de sabahın ilk ışıkları akşamın yorgun bir bedeni ile gonklu çalar saatin seslerini omuzlarında taşıyan bir yorulmuş can taşıyan bir ben ki sensiz…
Ne götürüyorum bu çıplak bedenin üstünde, senin ağırlığından başka…
 
Koskoca bir yaşamın hiçliğe doğru kayboluşu… 
Sevmenin ve sevilmenin hıçkırık sesleri…
 
Tozlu sandık kapağının altında kalan, anısı onlarca yıl geride kalmış giysilerin, el örgüleri ile terler akıtılarak yapılmış desenleriyle, çeyizlerim, çocukluk resimlerim, genç kızlığımın bütün gizemlerini içinde saklayan, sehpa örtülerimin geride kalmış yalnızlığı elimde sanki…
 
Annemin gözlük camları ışıltıları altında ördüğü yatak örtülerimin desenleri gözlerimin önünde kalarak çıplak ayaklarımla adımlar atışımın ardında kalan bir sen…
 
Evet gittim…
Bütün yalnızlıkları koynuma bastırarak, sahiplenerek gittim… Hem de senden sonra avuçlarım yalnızlıklarla kan çökmüş alacasında…
Gelincik tarlalarında, buğday başakları arasında, papatyaların beyaz beyaz salılımları gibi sallanarak, savrularak gittim… Hem de senden sonra…
 
Veryansın ediyorum zorlu geçen yaşamıma…
Savruluşlarımı zapt edemiyorum, aklımdan geçen binlerce cümleyi yan yana getiremiyorum, her noktadan sonra sen kıvrılıyorsun aralarına…
 
Bana güzel bir hayatı vaat edişin, geçmişi aratmayacak günleri hediye edeceğin günleri, şiirler, öykülerle beni anlatışın, her cümlenin ardına “canım” kelimeciğinin bir dünyaymış gibi bana gelen anlamıyla bırakıyorum seni tüm geçmişimizle baş başa, hem de sen gittikten sonra giderek…
 
Ne kadar giden insan varmış bu şekilde diye düşünceye daldığımda, boşvermişlikleri düşünemez oldum, gidince ben senden sonra…
Hayatın bütün zorlamaları ile uğraş veriyorum, kâbus rüyalarının sonunda doğan ışıkla birlik…        
 
Ne sana dön gel diyebilirim, ne de seni özleyip de döndüm geldim ben diyerek sana kollarımı açamam...
 
Bazen insan ne istediğini bilemez, bu gibi yalnızlıklarda ne yapacağını bilemez, ne söyleyeceğini de…
Sadece bir dost sesi ister. Sadece bir bu yalnızlıktan kurtulmak ister. Sen kurtuldun mu da demek istemez. Ve gömülür koyusundan anıların zincir vuruşlarındaki darbe seslerine…
 
Bir sen bir ben vardık sanki yalnızlığımızda bizim kalabalıklığımızda…
 
Kendimizin kendimizle kıskandığımız bir mutluluğumuz vardı sanki…
Gazlambası gibi şişesinin üstünden üfleyerek söndürdün ışığımı, karartın aynadaki gülen yüzümü, gaz kokuttun bütün aldığım nefesleri, bir senin bir de benim olduğumuz yaşamımızı yok ettin, benden önce gidişinle…
 
Evet, ben de gittim… Senden sonraki yalnızlığıma, korkmadığım zamanlarımın tam da yalnızlığımın içine…
 
Damgalanmış bir hediye aldım senden yalnızlık yazılmış mührüyle…
 
Seni, bir insanı, bir insanın sevebildiğince sevdim…
 
Ve
bir insanı boşluğa terk edilircesine senden hediyemi aldım…
 
Kalan yaşamın arda kalanları benim artık…
 
Ne kadarını neyle bıraktıysan O kadarı benim artık…
 
Bazen kalanlar da çok gelir insana ki bunlar acı ile işaret edilmiş iseler…
 
Bazen sevmeler insana mükâfattır sanki…
Bazen de mükâfat gibi görünenler acı sonlara ulaşan cezalara dönüşür…
İşte bu sevmeydi hayatıma sürgün cezası veren…
 
Unutamazlık bir yoksunluk başlangıcı mıydı çıplak ayakla yürüten? 
 
Bir sevmek bumerangı bu hayatım boyunca başımın üstünde dönüp duracak…
Ve sen, 
ben senden sonra gitmiş olsam da yalnızlıklarım sana ait…  
  
Bu bir onur saplantısıydı veya duruşuydu, sadece onu korumak için verilen uğraşlarla onuru koruma çabasıydı… Bu sadece aşkın, sevmenin içinde yalnız kalsam da dik durma çabasıydı, 
ben senden sonra gitmiş olsam da…
 
Geçen hayatımın berbat ettiğin yaşamımı, kalanla beraber ezdiğini bilmen üzer mi seni? 
 
Annemden aldığım ar duruşumu onurlu dik duruşumu çatlatmak mıydı amacın? 
Göreceksin başaramayacaksın, başaramadın da…
 
Bu benim var oluşum, insanca sevme amaçlarımda…
Görüyor musun, senli arkama bakmıyorum… Yaşayıp yaşamadığın düşüncem dışında, 
bu yüzdendir sana dön gel demeyişim… 
Bu yüzdendir acılarımla da olsa, seni sevmiş bile olsam, saygımdandır sevgiye sahiplenmek…
Bu sebeptir ki artık dönemezsin…
 
Bak şimşekler çakıyor, 
bak yağmurlar, 
tufanlar, 
gözyaşlarıma karışıyor sanma…
Korkmuyorum yalnızlığımdan…
Senin için de ağlamıyorum…
Ağlamaları gözlerim sahiplenmedi ama için için yanmalarla sen öğrettin bana özlemleri tanımayı…   
Hayatımın zincirlerle dövülmesinin acılarını sen öğrettin bana…
 
Sahi sen hani kimsesizliği yalnızlığı en iyi bilendin… 
Hani sen sevmeleri en iyi bilendin… 
Hani sen bana
durmayasıya, biteviye her cümlelerinin sonunda Aysudem diyendin… 
Hani sen hayata demlendirmek isteyenimdin… 
Hani sen annemin elleriyle tığla ördüğü masamızın üstündeki örtünün, üstünde çay içmeyi, kahve falına bakmayı sevenimdin… Bu mu senin tarzın, bu mu senin sevme anlayışın… 
Gene de canın ruhun sağ olsun… 
 
Hayat gidişlerle yalnız kalmış insanlarla dolu, ben de senin gidişinden sonra giderek yalnız kalmışsam, dünyam başıma yıkılmışsa ki ne olmuş…
 
Bak yeniden güneşler doğacak, 
yeniden şimşekler çakacak,
yeniden yağmurlar yağacak,
hayat beni yeni yeni yaşamlara sokacak,
yeni yeni yürek vurgunları,
yürek titreyişleri olacak…
 
Yeniden sevmeler çıkacak mı karşıma, bilmem ama 
alıştım ben yokluğuna anılarına sarılarak…
 
Unutamam seni…
Unut ama beni desen de ki unutulmazlıksın bende…
 
Bir can hediye etmişim sana, bir canıma bir can katmışsın benim hayat bağım olmuş…   
 
Sen bende en son açan bir çiçek gibi kaldıkça benliğime prangalısın…
Mecburum senli yaşamaya… 
Senli acılanmaya bu hayat ikimizindi… İkimizin kalacak sen benden gitmiş olsan da gidişimle…
 
Ama sevmelerin içime ilmek ilmek işlendi sevmelerimle bu geriye kalan hayatın yaşamı kaldı bende sadece tek başa…
 
Acılarıma tutunarak yalnızlığıma alıştım…
Kendi yalnızlığımla tırsmamayı öğrendim…
 
Şafaklar yalnız sökecek, şarkılar yalnız da dinlenecek ama bizim şarkımız hep çalacak, yalnızların da şarkıları var, bedenler eskiyecek hüzün şarkılarını dinlerken, bırakılanlara dahil, gözyaşı akıtamayanlara dik duranlara, sevgisine sahip çıkanlara dahil, labirentlerde şaşkınca dolaşanlara dahil olacak belki ama ben O şaşkınlıkta olmayacağım…
 
Unutmaya, unutamamaya dahil cümlelerden korkmayacağım ama seni de unutmayacağım… Sevgi bu yaşanınca yaşanır, çok yaşanır içinde sevilir, sevinilir bunun acıları ile bahçesinde açan çiçeklerden kendime bir siyah gül seçtim… En bulunmaz bir siyah renkli gül… En bulunmaz acılarıma eşit… Seni düşünüyorum, sisli bir dağın yamacında, omuzlarımızda kırağı, içimizdeki üşümüşlük, avuçlarımızdaki sıcaklıkla sen, ben gibi…
 
Ne iyi olmuş yaşamışık O güzel güneri ki şimdi acılarımla bile perdelemiyor, sislenemiyor…
Bir cana can katmaktı bu sevinçlerle dolu acılar…   
 
Mustafa Yılmaz
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 100
Kayıt tarihi
: 21.10.11
 
 

Hayat mı hırçındı yoksa yazı mı? ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster