Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
332
 

Az Okunacak Bir Yazı Daha: Yapabiliriz!

Bir birliğin veya kooperatifin amacına göre çalışmadığı nasıl anlaşılır? Bence cevabı gayet basit; eğer bir kişi A malını veya hizmetini şahsi olarak, kooperatif veya birlikten çok daha ucuza mal edebiliyorsa aslında orada birlikten, adil yönetimden birlikte olmanın gücünden söz edilemez. Aynı durum devlet organizasyonu için de geçerlidir. Kişiler bir hizmeti devletten daha ucuza yaptırabiliyorsa ve bu devlet binlerce aldığı halde daha pahalıya alıyorsa ortada çok büyük bir sorun vardır veya olmalıdır. Birlik veya organizasyon bu durumda sorgulanmalıdır. Çünkü hiç kimse çok daha ucuza alabileceği bir hizmeti veya malı yüz, bin, on bin, yüz bin, milyon kişi bir araya gelerek çok daha fazla sayıda alarak hem de pahalıya mal etmek istemez, değil mi?

Türkiye’de uzun yıllardır denenen ancak adı hep kötüye çıkan, kooperatif, birlik, sendika, yardımlaşma kurumu, Organize Sanayi Örgütü, Esnaf Odaları hatta apartman yönetimlerini dahi konuya dâhil edebiliriz. Bu tip birliklerin amacı; tek başına yapamayacağı işi birlik maharetiyle yapmaktır. Tek başına yaptığında daha pahalıya mal edeceği işi daha ekonomik olarak yapmak, üyelerine kar sağlamaktır. Bu da birliklerin ve birliğe dâhil olanların seçtikleri yönetimlerinin, denetimlerinin, şeffaf olarak yapılanması ve işi şansa bırakmaksızın profesyonel düşünmelerine bağlıdır. Bu yazı esasında küçük sayılarla büyük başarılara imza atılacağını kanıtlamaya yönelik bir çalışmadır. Bendeniz kayda değer bir yazar olmadığımdan, beklenen etkiyi yapacağını hatta çok okunacağını düşünmemekle birlikte “içimde kalmasın”, “ ben önerimi yapayım belki, olur da uygulayan olur” düşüncesiyle kaleme alınmıştır.

Atalarımız, birlik ve beraberliğin önemini anlatmak için birlikten kuvvet doğar” veya “bir elin nesi var iki elin sesi var” demiştir. Orhun Yazıtlarının töreye, yasaya saygıyla beraber, birlik mesajı da boşuna olmasa gerek. Birliğin ve kavganın nelere mal olduğunu göstermek için iki tane yaşanmış hikâye anlatmak isterim: Birinci hikâyede altı erkek kardeş vardı. En küçüğü benim yaşımda hatta benimle aynı sınıfa devam ediyordu. Benimle mezun olamadı, çünkü birinci sınıfta kaldı. Ben ilkokuldan mezun olduktan sonra sırasıyla okunması gereken okulları okuyup, üniversiteyi de bitirdikten sonra devlet memuru oldum. Sanırım benimle okuyan ve ailenin en küçük bireyi olan kardeş ise liseye kadar okudu. Altı kardeş ticarete başladılar. Çok çalışıp, tüm masraflarını minimuma indirip, yemekleri dahi birlikte yapıp birlikte yediler. Çok kısa zamanda; tekstilden, petrol istasyonlarından, sanayiye, özel okuldan turizme kadar birçok sektörde milyonlarca dolarlık servetin sahibi oldular. Bu bir ailenin akıl çerçevesinde bir araya geldiğinde neler yapabileceğini gösteren önemli bir örnekti. Diğer hikâyede ise; beş kardeş aynı işyerinde çalışıyor ve en büyükleri de şirketi yönetiyordu. Normalde burada da benzer bir zafer öyküsü doğabilirdi ancak tam olarak zafer olmadığı gibi hezimet oldu. Kişiler işi öğrenince söz konusu işletmeden ayrılarak kendi işyerlerini kurdular. Aynı işi yaptıklarından muhasebe, kira, vergi, vb konularda masrafları bir iken beşe çıkaran bu beş kardeşten bazıları işyerlerini tasfiye edip başkalarının yanında maaşlı çalışmaya başladılar. Buradan çıkarılacak sonuç; aynı hedefe birlikte ve inanarak yürüyebilen insanlar başarılı olur. Altı kardeşin durumunun ne olduğunu belirtmeye gerek var mı? Bu insanlar siyasette de etkin oldular ve işlerini hızla büyütmeye devam ediyorlar. Allah yollarını açık etsin.

Ülkemizde geçenlerde bir liste yayınlandı. Bu listede Ford ortaklığı (Ford Amerika patentli ve General Motors olarak tüm dünyada başka isimlerle birçok otomobil firmasının gerçek sahibi veya ortağıdır), Fiat Ortaklığı, Mercedes Ortaklığı, Renault ortaklığı, Toyota ortaklığı gibi aslında uluslararası firmaların bu listenin en başlarında yer aldığı görüldü. Diğer taraftan; Türkiye’nin bir hayali var ve mutlaka Türk patentli otomobil, silah, gemi, uçak, tren, vagon sahibi olmak. Bu markalar ülkemizde üretim yaptıklarına göre gerekli kültürün oluştuğunu düşünen ve inanan biri olarak bu tip hedeflerin bu ölçekte bir ülke için gerçekleştirilebilir hatta gerçekleştirilmesi zorunlu hedefler olduğuna inanıyorum. Görüldüğü gibi bacasız sanayi turizm beş altı canlı bomba ile harap olabiliyorsa Türkiye turizmin ekonomik alternatiflerini tüm zorluklara rağmen başarmak zorundadır. Türk ulusal televizyonlarında neden yapalım ki tartışması yerine (Merak edenler; Fatih Altaylı’nın geçmiş programlarına bakabilir) neden yapmayalım ki diye tartışmak zorundadır.

Görevim gereği yıllardır Organize Sanayi Bölgelerine yakın oturdum. Halen de Ankara’da OSTİM ve İVOGSAN sanayi bölgelerine yakın oturuyorum. Bu zamana kadar hatırı sayılır işyerini ziyaret etmiş birisi olarak bu tip sanayi bölgelerinin bu tip işleri yapabileceğine inanıyorum. Hâlihazırda yüz veya iki yüz metre karelik iş yerlerinde KOBİ’ler Mercedes, Ford, Aselsan, Türk Traktör gibi firmalara parça üretiyorlar. Söz konusu sanayi sitelerine fırsat ve imkân tanınır ve işler düzenli olarak dağıtılırsa yerli otomobil veya yerli uçak neden yapmasınlar? Sanayi geleneği olan birçok şehrimiz var. Bu şehirlerden bazıları gerçekten de harikulade işler ortaya çıkarabiliyorlar. Bu şehirlere örnek vermek gerekirse, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kayseri, Eskişehir, İzmit, Adana, İzmir, Bursa, Tekirdağ, Konya hatta Çorum dahi sayılabilir. Ahi geleneği olan bu topraklar son derece yetkin ve etkin sistemler kurabilir, dünyaya parmak ısırtabilir. Belki de bir kuruş kredi almadan bunu yapmaya muktedirdir. Kredi malum ki faizdir, faiz ki kişilerin iyi niyet çerçevesinde bir araya geldiklerinde aslında vermeden (hatta vermemeleri gerekir) yürütebilecekleri kalıcı sistemler inşa etmelerini sağlayabilir. Yerlisi varken asla ithalini almayan, yurtdışına gidince Türkiye’deki esnafa olan saygımdan asla alışveriş yapmayan, yaparsam da ciddi meblağlar tutmamasına özen gösteren ben Türk sanayicisine inanıyorum.

Bundan yedi hatta sekiz asır önce dünya çapında teşkilatlanma örneği ortaya koymuş Anadolu yeni teşkilatlanmaları gerçekleştirecek güce, akıla sahiptir ve sahip olmalıdır diye düşünüyorum. Ahilik teşkilatı bilmeyenler için: AhilikAhi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. Ahi Evran'a Ahi Baba da denir.

Orta Asya'da hüküm süren Oğuz Yabguluğu yıkılınca 1040 Oğuz Türkleri yavaş yavaş Selçuklu egemenliği altına girerek Anadolu'ya göç etmeye başladı. Ekseriyeti göçebe olan Oğuzlar, kopup geldikleri Orta Asya steplerine benzediği için daha çok Orta Anadolu kırsalını mesken olarak tercih ediyorlardı. Dolayısıyla Orta Anadolu'nun Türkleşip İslamlaşması hızlı olurken, şehirlerde bu dönüşüm yavaştı. İslam dini de, yerleşik hayatı gerekli kılıyordu. İşte bu sebeple, göçebe Türkmenlerin İslâmlaşma sürecini hızlandırmak, Anadolu'yu Türk yurdu haline getirmek, şehirlerde yaşayan Rum ve Ermeni tacirleriyle rekabet edebilmek amacıyla ve Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle Ahi teşkilâtı Anadolu'da kuruldu. Kısacası Anadolu'da Ahiliğin şekillenmesi ve köylere kadar teşkilatlanması politik ve sosyo- ekonomik bir mecburiyetin ürünüdür.

Bazı araştırmalar Ahiliğin Kırşehir'de ortaya çıktığını ileri sürer. Diğer bir görüşe göre, Bağdat'ta büyük üstatlardan ders alan Ahi Evran, Arapların kurduğu Fütüvvet Teşkilatı'ndan etkilenerek, 1205'te Anadolu'ya gelmesinden kısa bir süre sonra ilk olarak Kayseri'de Ahilik Teşkilatını kurmuştur.[3]

Tarihi kaynaklardan, Ahi Evran zamanında Anadolu'nun şehir ve kasabalarında ortaya çıkan Ahi kurumlarının, Ahi Evran'a bağlı merkezi bir teşkilat olabileceği imajı çıkıyor. En azından bu kurumlar, onun koyduğu ilkelere bağlı kalmış olmakla, manen Ahi Evran'in liderliğindeki geniş bir teşkilatın şubeleri gibidir. Fakat onun ölümünden sonra, bağlı olunan ilkelerde büyük benzerlikler mevcut olmakla beraber, İbn-i Batuta'nın belirttiği gibi, Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar yayılan bu kurumlar arasında organik bir bağ bulunmamaktadır.

Ahilik Teşkilâtı'nın sonuçları

1. Ahilik, Anadolu'da köylere kadar yayılarak Anadolu'nun daha kısa sürede Türkleşip İslamlaşmasını sağlamıştır.

2. Göçebe Türkmenler yerleşik hayata geçirilerek hem İslami uyum kolaylaşmış, hem de Türk şehirciliği hız kazanmıştır.

3. 13. yy.’ın ikinci yarısına kadar çoğunlukla gayrimüslimlerin Türk olmayan yerli halkın elindeki sanat ve ticaret işlerine Müslüman Türkler de katılmış ve hızlanma kazandırmıştır.

4. Türk esnaf ve sanatkârları arasında sağlanan dayanışma ve yardımlaşma sayesinde Ahilik önemli bir güç haline gelmiş, hız kazanmış, asayişin bozulduğu zamanlarda (örneğin Moğol İstilası) kendi otoritesini yürütmüştür.

5. Dini ve ahlaki yapı korunmuştur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1694
Toplam yorum
: 268
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 179
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ihti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster