Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '10

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1066
 

Babam ve Oğlum..

Babam ve Oğlum..
 

Bir çocuğumuz olmalı, adı Deniz olmalı..


Ne kadar çok tartıştırdı kendini 78’ liler..

Aşklarıyla, hayalleriyle, yitip giden özlemleriyle, pişmanlıklarıyla, bunalımlarıyla, yılgınlıklarıyla, yaralarıyla, birey olamamanın yarattığı acılarıyla..

12 Eylül gören bir memleketin insanları olarak izledik Çağan Irmak ’ın filmini. 12 Eylül ’ün kobayı bir kuşağın insanı olarak izledik. En azından bize ayrılan koltuklarda biz bu kimliğimizle oturuyorduk. Kim hangi koltukta oturursa otursun, bunun bir 12 Eylül yarası olduğuna da emindik..

Belki bir mahkeme salonuydu sinema ve tanık olarak dinlenecektik birazdan. Ekranda gördüğümüz işkencenin görüntüleri akıyordu mahkemeye delil olarak. Öyle hissettik belki bir an, belki de hissetmek istedik..

Kafanıza yediğiniz ağır bir darbenin ardından geçici bir bellek kaybı ve “ Ne oldu bana? ” dan sonra anlatmaya başladığınız kareler gibi geldi biraz Çağan Irmak’ın dili..

O dönemin çocuğudur Çağan Irmak. Yıllar sonra belleğinde kalan izleri aratıyor filmin kahramanı küçük Deniz ’e..

Bir hayatı olmayan Deniz.. Okuduğu kitaplarda yarattığı hayal aleminde yaşayan Deniz.. Büyüklerinin suskunluğunu, telaşını, durgunluğunu, huzursuzluğunu, mutsuzluğunu kavrayamayan Deniz..

Ve kilit soruyu soran Deniz: “ İnsan büyüdükçe, hayalleri küçülür mü ?.. ”

Ne kadar çok iz bıraktı belleğimizde 12 Eylül.. Parçalanmış kişilikler, çelişkiler, yalnızlıklar, korkular, kaygılar.. Ülkemizde ne kadar çok şey değiştirdi..

Kimileri başı dik çıkmasını bildi, kimileri parçalandı. Kimileri açıkça “ yenildik ” dedi, kimileri “ Aslında her şey tatlı bir rüyaymış ” dedi, “ Devrim güzel bir hayaldi ” dedi. Hayatlarındaki derin izlerin teorisini kendi gerçekliği dışında arayarak yapanlar, acınacak duruma düşenler, birey olmanın heyecanı ve sınırsız özgürlüğüne kendini kaptıranlar ve bunu kutsayarak cuntacıların ekmeğine yağ sürenler..

Ne çok şey götürdün ve getirdin 12 Eylül!..

Filmde de 12 Eylül ’ün getirdikleri ve götürdüklerine ilişkin bir kesit izledik..
Filmin esas karakteri Sadık ( Fikret Kuşkan ) 70 ’li yılların devrimcilerindendir. Babasının kendisinden beklentisi ziraat fakültesinde okuması ve bir mühendis olarak çiftliğin başına geçmesidir. Sadık, okumak amacıyla gittiği İstanbul ’da devrimci mücadeleye katılır.. Babasının deyimiyle “ anarşik olaylara ” Babası bu nedenle Sadık’ı evlatlıktan reddedecek, o ise yoluna devam edecektir..

Evlidir ve bir bebek beklemektedirler eşiyle birlikte. Bebeğin doğumunu müjdeleyen sancıların geldiği gece gelir 12 Eylül cuntası. İşte o gece eşini kaybeder Sadık. Oğlu Deniz o gece dünyaya gelir..

12 Eylül 1980 tarihinde doğmuş olmak Deniz ’in bütün kaderini çizecektir. 12 Eylül, Deniz ’e ilk darbeyi annesini öldürerek vurur. Daha sonra Deniz’in gözünden izlediğimiz o günler, yani 12 Eylül sonrası yıllar, filmdeki en objektif sahnelerdir bir çocuk saflığıyla, masumluğuyla..

Geçirdiği acı dolu yıllar, eşinden daha fazlasını da kaybettirecektir Sadık ’a. Kucağında bebeği ile kalakalır.. Hayal kırıklıklarından örülmüş bir hayat, işkence ve hapislik dolu yıllar başlayacaktır. Artık finale doğru yaklaşmaktadır..

12 Eylül’ün yenik devrimcilerinden biridir Sadık ve oğlu Deniz ile birlikte baba evine doğru bir yolculuğa çıkar. Baba evine gitmesinin bir nedeni vardır. Ailesiyle ve kendiyle yüzleşecek, oğlunu babasına emanet edecektir. .

Yeniktir Sadık. Bir türlü netleşememiş bilinci, korkuları, kaygıları ve bu eksikleriyle birlikte devrimciliğe devam edememenin yarattığı psikolojiyle boğuşan, bütün bunları aşamayıp “ benden bu kadar ” diyen birini izledik Sadık ’ta..

Bir dönemin devrimcisi olan ancak düzene angaje olmuş, tabiri caizse köşeyi dönmüş, yozlaşmış, alçaklaşmış yol arkadaşlarından bahseder, babasıyla aralarında geçen konuşmada. Ancak böyle olmayan arkadaşları da vardır muhakkak. Örneğin katledilmiş, idam edilmiş, işkencede sakat kalmış.. Devrimciliğin bedelini en ağır haliyle ödemiş yoldaşları vardır belki de. Bunlardan bahsetmez. Bunlardan bahsetmesi pek mümkün de değildir çünkü idealleri de dahil her şeyini yitirmiştir. Çocuğuyla trende konuşurken söylediği “ ben bir zamanlar çok heyecanlıydım ” sözünde bunu açıkça ifade etmektedir..

Bu durumuyla Sadık, o dönemin bütün yükünü sırtlayanların, her türlü bedeli çekinmeden ödeyenlerin de içinde olmamış, olamamıştr. Ki bu bir filmdir, yönetmen böyle bir karakter de izletebilir bize. Hiç yenilmeyen başı dik bir karakteri de izletebilirdi. Tercih meselesidir, bunu tercih etmiştir. Ancak ne kadar objektiftir ?..

Karakterin hayat öyküsünde ülkemiz solunun gerçekliğini, 12 Eylül sonrası yılların bunaltan havasını, korkunun ve yorgunluğun izlerini gördük. Doğru ve gerçekti hepsi..

12 Eylül sonrası yıllarda, sadece bunlar yoktu elbette. Yönetmen, hikayesini böyle kurmuş. Ancak gerçeklikler fonda dahi verilmezse bu durumda objektiflikten de bahsedilmesi mümkün değildir..

Aile bağları, bizim gibi feodal değer yargılarının hala etkin olduğu ülkelerde çok güçlü bir bağ olarak karşımızda duruyor. Sadık ’ın evi terkettiği dönemi dış seslerle verirken yönetmen, Sadık üzerinden o dönem devrimcilerini karikatür tipler olarak yansıtıyor. “ Sen sermayenin kölesi olmuşsun! ” diyor babasına Sadık mesela. “ Ne alakası var? ” diyor insan duyunca..

Devrimcilerin, onların ailelerinin birbirleriyle ilişkilerinin üzerinden master yaptığını, bu konularda bir duayen olduğunu sanmıyorum. Irmak ’ın devrimcilerden kastı 68’ liler, 78’ liler gibi çokça vakit geçirdiği tiplerse, o çevreden çıkıp biraz etrafına bakmasını, bu mücadeleyi hala sürdürenlerle tanışmasını, gazete - dergi - kitap okumasını şiddetle tavsiye etmek ihtiyacı hissediyorum. “ Değil ” diyorsa da o zaman “ bugünü de, bugünün devrimcilerini de anlat ” diyeceğim. Anlatabilmesinin yolunun da, bugünün devrimcilerini tanımasından geçtiğini söyleyeceğim..

Politik film yapmak, politik bir birikim gerektirir ve hayatın içindeki duruşuyla ilgilidir insanın. Devrimci bir bakış açısına sahip olmak gerekir. Çağan Irmak, devrimci bir bakış açısına sahip değildir muhakkak. Ama devrimcileri anlatan filmler yapmak istiyorsa devrimcileri de tanımak zorundadır..

Kendisine “ solcuyum ” diyen birinin çektiği - yönettiği hemen her dizide - filmde yılgınlığın, mutsuzluğun, boşvermişliğin teorisinin yapılması ilginç, ilginçten öte çelişkidir. Ya da Çağan Irmak’ın amacı bu mudur bilemiyorum. Bunu, bundan sonraki pratikleri gösterecek..

Bir röportajında “ Herhalde ben de biraz kendi ruhumu tedavi etmek istedim ” diyor Tedavi edebildi mi bilinmez. Ama dedim ya, bu ülkede 12 Eylül ’ün ruhunu yaralamadığı kaç kişi vardır ki? Ve kaç kişi bu yaraları iyileştirebilmiştir ? Bunun cevabını vermek çok zor, ancak tedavi olmak isteyenin, bunun yollarını pekala bulacağını söyleyebilirim rahatlıkla. Bu tedavi sinemada da mümkündür ve buna Çağan Irmak ’lar da dahildir..

Kendisi, o bahsettiği tedavinin nereden geçtiğine ikna olursa, bugünün gerçekliğinin de filmini yapacaktır. Yani dünün Deniz ’leri, bugün de yaşıyor aynı acıları. Sorun, bakmasını bilmekte.. Yani Deniz’ in sorusunu cevaplayamak gerekirse; İnsan büyüdükçe, hayalleri de büyür, büyümelidir, hayallerini büyütenlerin filmi de yapılmalıdır.. Bence solcu birisi, insana-kavgaya dair daha güzel değerlerin filmini yapmalıdır..

Başarılı oyunculuklar, iyi kurgulanmış bir senaryo, sürükleyici bir hikaye bizi bir duygudan diğerine sürüklüyor. Gözlerimizin dolmasına engel olamadığımız sahnelerden, kahkaha attığımız sahnelere geçişimiz çok hızlı oluyor. Hüznü, acıyı ve sevinci iç içe anlatıyor film. Duygularımıza hitap etmeyi iyi başarıyor. Bu noktada oyuncuların ve bu projede çalışanların başarısını takdir etmek gerekiyor. Film başarılı bir melodram olarak karşımızda duruyor..

Son olarak bir gerçeği de vurgulamak gerekir ki, uğruna ölünesi idealleri olanlar yıkıp geçti 12 Eylül ’ü. Onlar olmasaydı, belki 12 Eylül, ruhumuzu tarumar edip geçecekti. Ruhumuzda onulmaz yaralar açacaktı. O günlerin Deniz 'leri olan bizler başımızı bugün dik tutamayacaktık. Ve bu satırlar ortaya çıkmayacaktı belki de..

Bir şeyi hayal etmek güzeldir. Bazı şeyler vardır ki hayalden öte idealdir, uğruna ölünür. Uğruna ölünmesi gereken ideallerdir bizimkiler. Yüzlerce kez, binlerce kez ölmenin de yetmediği görülmüştür. Bu gerçekler filmde yoktur ama hayatın içinde vardır. İsteyen herkes görebilir bu gerçekleri, sorun bakmasını bilmektedir..


16.Haziran.2010
Kerem Porazan

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 97
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 12846
Kayıt tarihi
: 17.12.09
 
 

İmgelemelik 'ten düştüğü 6.Mayıs.Bindokuzyüz... ~ fi tarihinden bu yana; Sonsuzluk 'da insan.. Yüre..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster