Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
42
 

Bali'de Ölü Yakma Festivali

Karşıdan karşıya geçerken hatırladığı tek şey acı bir fren sesiydi. Kendine geldiğinde ise gözleri sanki renkleri unutmuştu. Bir ışık vuruyor yüzüne, güneş kadar parlak ama beyaz bir kağıt kadar da saf. Beyazdan başka hiçbir şey göremiyordu. Sağa, sola, aşağı yukarı ne yöne baksa saf bir beyazlık vardı. Sonra kulağına bir ses ilişti,

‘Benim gibi özgür ruhlu insanlara sesleniyorum. Prangalarınızdan kurtulun. Sizi kendi öz benliğinizden uzaklaştıran kapital düzenden çıkın. Size nasıl davranmanız gerektiğini söyleyen toplumdan uzaklaşın. Ne giymeniz gerektiğine karar veren insanları hayatınızdan çıkarın. Fikirlerinizi özgür bırakın. Ve eğer isterseniz avazınız çıktığı kadar bağırın. Eğer bu söylediklerimi içinde bulunduğunuz mekanda, mahallede, şehirde hatta ülkede yapamıyorsanız siz siz değilsiniz. Şimdi sesime kulak verin. İçinizdeki çocuğu da alıp Bali adasına gelin ve yılda sadece bir kere yapılan dünyanın en çılgın partisindeki yerinizi alın. Unutmayın parti yarın.’

Duydukları karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Samara’nın yüzü bir anda düştü. Sanki kendisinden bahsediyorlardı. Rutin bir hayatı olan oydu. Fikirlerini söylemekten çekinen oydu. Kılık kıyafeti sürekli eleştirilen oydu. Kendi istediği gibi değil de başkalarının istediği gibi yaşamak zorunda bırakılan da oydu. Gözlerini ovuşturdu. Kendini cimcikledi ve sonra o kocam gözleriyle etrafına baktı. Ofisteydi. Artık her şeyi daha net görebiliyordu. Sonra kulağına küpe olan o son sözleri hatırladı. ‘Madem öyle o zaman bu festivale gitmeliyim’ diye düşündü. Singapur’daki sıkıcı hayatına kısa bir mola vermenin zamanı geldiğine karar veren Samara, bavulunu aldığı gibi ilk uçakla bir saat uzaklıktaki adanın yolunu tutu. Uçaktan inen Samara, mavinin tondan tona girdiği, yeşilin göz kamaştırdığı Hint okyanusu ile Büyük okyanusun birleştiği noktadaki bu adada ıssızlığın sözlükteki anlamını bulur. Bu ıssızlığın büyüsünü bozan tek şey ise, akın akın adaya gelen insanlardı. Samara ile birlikte uçaktan inen yüzlerce kişi sırt çantaları ve rahat kıyafetleriyle festival alanına doğru hızlı adımlarla ilerledi. Kafasındaki iş yüküyle birlikte Samara da, kalabalıkla yarım saat yürüdükten sonra ormanın içindeki festival alanına ulaştı. Girişteki yazıda ‘Resmiyet yok, kurallar yok, takıntılar ve ön yargılar yok. Özgürlük var’ cümleleri içindeki çarpıntıyı daha artırdı.

Sonra hafif bir tını kulağına ulaştı. ‘Dıptıst, Dıpstıst, Dıptıst.’ Müzik Samara’yı çağırıyordu. Vücudunun müziğe eşlik etmesine engel olamıyordu. Çekingen bakışlarla sağına soluna bakındı. Herkes kendini, müziğin ritmine bırakmıştı. Kimse onun gibi çekingen davranmıyordu. Sonra aklına festival girişindeki pankart geldi. ‘Resmiyet yok, kurallar yok, takıntılar ve ön yargılar yok. Özgürlük var’ Doğru, özgür olmalıydı, takıntı yapmasına gerek yoktu. ‘Elalem ne der’ diye düşünmesine gerek yoktu. En önemlisi iş düşünmesine gerek yoktu. Tek yapması gereken çılgınlar gibi eğlenmekti. Samara’da öyle yapmaya karar verdi. Bedeninin müziğe eşlik etmesine izin verdi ve kulağına ilişen şarkıyı mırıldanmaya başladı. “Büyüleyicisin. Şeytan olabilir misin? Ya da bir melek. Özgürlüğü hisset, yüzer gibi, havayı içine çeker gibi. Sana korkmanı söylüyorlar, Korkma. Sen diğerleri gibi değilsin. Özgür olmaya hazırsın. Düşüncelerini serbest bırak, Düşüncelerini serbest bırak.’

Şarkıyı dudaklarında gezdirirken, gözlerini de gökyüzüne doğru dikti. Beton yığınları ve ihtişamlı gökdelenler yerine gökyüzüne doğru uzanan ağaçları ve gezegeni bir battaniyeyi süsleyen yıldızları görüyordu. Kafası boşaldıkça gözbebekleri daha da büyüdü. Kabalağın etrafını sardığını hissetti. Orman insanla dolmuştu. Kimi metalci, kimi hümanist, kimi siyah, kimi beyazdı. Herkesin kişiliği de, düşüncesi de farklıydı ama onları buraya toplayan tek şey çılgın ölü yakma festivaliydi. İlk defa bir ölünün yakılmasına şahit olacaktı. Sağına soluna bakınırken yanından uzunca bir stant geçti. Bu stant ölünün yakılması için özel olarak hazırlamış 25 metre uzunluğunda bir standı. Stant kalabalığı yara yara törenin yapılacağı alana götürüldü. Üstünde siyah bir boğa heykelinin olduğu standın yere konulmasıyla birlikte adaya gelen herkes ellerindeki çiçekleri ve birbirinden lezzetli yiyecekleri standa koydu. Herkes hem şarkı söylüyor hem de standın etrafından çılgınlar gibi dans ediyordu. Samara’da kalabalığa uydu. Yerde bulduğu bir kaç demet çiçeği ölü yakma standına koydu. Sonra bir sıcaklık hissetti. Stant yanmaya başlamıştı. Karanlığı delip geçen bu ışık Bali adasını ateş topu gibi sarmıştı. Alevin yükselmesiyle birlikte ölünün yakıldığı stanttan yanık et kokusu gelmeye başladı. Kokuyu bastıran ise stantla birlikte yanmaya başlayan çiçekler oldu.

Samara ateşten mi yoksa adanın büyüsünden midir bilinmez bir hafifleme hissetti. Başı dönüyor, hayal ile gerçek sanki birbirine karışıyordu. Sonra bütün prangalarından kurtulduğunu hissetti. Ayakları yerden kesildi. Yavaş yavaş yükselmeye başladı. Festivalde eğlenen herkesi ve yakılan siyah boğa heykeline tepeden baktı. ‘Bu nasıl olabilirdi’ diye düşünürken bir anda insanlar ellerindeki dilek fenerlerini yakıp gökyüzüne doğru bıraktı. Bırakırken de ‘Elveda Samara’ demelerine şahit oldu. Sonra hep bir ağızdan aynı şarkıyı söylemeye başladılar. “Büyüleyicisin. Şeytan olabilir misin? Ya da bir melek. Özgürlüğü hisset, yüzer gibi, havayı içine çeker gibi. Sana korkmanı söylüyorlar, Korkma. Sen diğerleri gibi değilsin. Özgür olmaya hazırsın. Düşüncelerini serbest bırak, Elveda Samara.’ Şimdi anlamıştı. O ölmüştü.  

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 238
Kayıt tarihi
: 04.05.10
 
 

'Dün kendime seni anlattım' adlı şiir kitabıyla 2008 yılında en iyi şiir kitabı dalında Türkiye 3..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster