Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
698
 

Barış süreci, engebeli, dolambaçlı ve sarp bir yoldur

Barış süreci, engebeli, dolambaçlı ve sarp bir yoldur
 

Ortalama bir açılım muhalifi


Barış süreci bitti mi?

Radikal Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, geçtiğimiz hafta yazdığı yazılarında yaşadığımız süreci Oyun Teorisi ile açıklamaya çalışmıştı;

Türkiye, ‘Oyun Teorisi’ ile bir hayli geç tanıştı, bu teorinin kurallarını özellikle siyasette ve dış politikada uygulamaya bir hayli geç başladı. Şu anda bir tarafında PKK ve bir tarafında da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin yer aldığı bir ‘oyun’ oynanıyor.

Bilinen sebeplerle iki taraf masaya oturmuyor, karşılıklı görüşmüyor. Onun yerine birbirlerinin davranışlarını tahmin etmeye çalışıyor, birbirlerinin davranışlarından, konuşmalarından anlam çıkarıp kendilerine ona göre bir yol çiziyorlar. Yani durum tam da Soğuk Savaş döneminde ABD ile SSCB’nin durumuna benziyor.”

Şu anda oyunda bekleme ve ısınan ortamı sakinleştirme aşamasına girildi. Çünkü oyunun verileri arasında, yıllar içinde oluşan nefret ve öfke, düşmanlık ve diğerini kabul etmeme hali de fazlası ile yer tutuyor. Bu, gerçeği yok sayarak oynanabilecek bir oyun değil. Bu öfke ve nefret de sürecin bir gerçeği.

DTP ve PKK, hamle sırası kendilerine geldiğinde, yanlış bir adım attılar. “Öteki”nin kendi adımlarından nasıl etkileneceğini hesaba katmadılar. Sıra kendilerine geldiğinde, attıkları adımı, yalnızca kendi gerçeklikleri üzerinden değerlendirdiler. Karşı tarafı gözetmediler, yaralarına merhem sürmeyi düşünmediler.

Oysa, eğer attıkları adımda samimi olsalardı, sınırı geçmeden önce ortaya serdikleri birkaç silahı ateşe verir ve silahı artık bir çare olarak görmediklerini, o yolu terk ettiklerini ve dönüşü olmayan bir yola girdiklerini simgesel olarak anlatmaya çalışırlardı. Ya da askeri üniformaları girişte tercih etmezlerdi. Bir diğer olasılık olarak, girdikleri anda barışa dair, akılda kalıcı, ikna edici bir beyanda, ifade de bulunabilirlerdi. Oysa bunların hiçbirisi olmadı ve atılan adımda yalnızca kendi gerçekliklerini hesaba kattılar.

Sürecin kendileri adına bir yenilgi olmadığını, hatta hatta bir kazanım olduğunu anlatmaya ve kendi topluluklarını ikna etmeye çalışan bir çizgi ve söylem yaratma çalıştılar.

Oysa karşılarında, yılardır, vatan savunmak için gönderdikleri oğullarının acısını yaşayan ve bu tablodan etkilenen son derece geniş bir kesim de var. Ve barış denilen şey bu insanlarına rağmen değil, bu insanlar da ikna edilerek kurulabilir bir şey.

Elbette, barış, bu süreçten en fazla acı çeken insanların şu an sahip oldukları ruh hali ile yaratılamaz. Bugün 34 PKK’lının Türkiye’ye gelişi üzerine oluşan tepkiler daha çok, bu acıyı en fazla duyumsamış insanların tepkisi ve bu nedenle barışa hizmet etmiyor. Ama kesinlikle göz ardı edilebilecek bir tepki değil. Hatta aksine en özen gösterilmesi, üzerinde titrenilmesi gereken tepkiler. Çünkü hayatın en gerçek acısını yaşamış olanlar bu insanlar.

Her zaman düşünmüşümdür, şu an anlamsız bulduğum ve yıllarca süren, on binlerce insanın ölümüne neden olan bu “iç savaş”ta, askerlik görevini yapan ve bana çok yakın olan birisini kaybetsem, “acaba bu gün düşündüğüm gibi düşünür müydüm?” diye. Bundan elbette şu an emin olamam. Ama büyük olasılıkla, benden başkaları da yakınlarını kaybetmesinler diye, bu çatışmalı ortamın sona ermesini talep ederdim. Fakat yakınımın katillerini, kendi adıma büyük olasılıkla hiçbir zaman affetmezdim.

DTP’nin de bu süreci organize ederken, sınırdan giriş yapan insanların, geçmişlerinde ne yapmış olurlarsa olsunlar, şiddet içeren bir yapının temsilcileri olması nedeniyle, toplumun çok geniş bir kesimince asla affedilmeyecek kişiler olduklarını bilerek hareket etmesi gerekirdi.

Bu olmadı. Ancak bunun olmaması, sürecin baltalanması için bir neden değil. Çünkü sürecin esas aktörü PKK ya da DTP değil, devletin kendisi. Bu barış sürecini başlatan, en başta devlette yaşanan değişim. Bu değişim basitçe, siyasi öznenin, statükonun hayattan kopuk algısından sıyrılıp, hayatın içindeki konjonktürel avantajları kullanmayı bilmesidir.

Bu sürece esas rengini veren, devlette ciddi bir zihniyet değişiminin yaşanmış olması. Devlet ve elbette onu temsil eden siyasal özne doğru adımlar attıkça, karşı tarafın yanlış adımları süreci baltalamaz, sadece oyunun bu tarafının elini güçlendirir. Eğer oyunun her iki tarafının da samimiyetinden şüphe duysaydık, iki taraftan birisinden gelen hatalı bir adımın, kolaylıkla süreci baltalayacağını söyleyebilirdik. Ama en azından taraflardan birisi samimi ise ve bu samimiyeti çerçevesinde ileri adım atmaktan çekinmiyorsa, bu yalnızca kısmi bir duraksamaya neden olabilir. Kaybeden süreç değil, sadece samimi olduğuna herkesi ikna edemeyen olur. Bu durumda süreç onu ezip geçer. Çünkü hayat kendisine tutunanı ve doğruya ulaşmak için çabalayanı her zaman destekler.

Son bir değini;

Peki bu barış süreci, günlerdir üzerinde konuşulan ve elbette bir gerçekliği olan gayri hukuki adımlarla mı sağlanacak? Yani caniler ve katiller, hukuki her türlü uygulamanın dışında mı tutulacak?

Türkiye’nin son yirmi beş yıl yaşadığı acıların yaratıcısı, ne yazık ki, adaletsizliğin ve hukuksuzluğun kendisiydi. Türkiye’nin bir bölgesine yıllarca adalet uğramadı. Cezaevleri koşulları, işkenceler, kontrgerilla faaliyetleri, adam kaçırmalar, herhangi bir yasaya tekabül etmeyen gözaltılar, sürgünler, köy boşaltmalar, yok saymaları düşündükten sonra, adaletsizliğin ve hukukun eksikliğinin, bu süreci başlatan olduğu kadar bitiren adım olduğunu da kabul etmek gerekiyor.

Ancak perdeyi kapatırken yaşanan hukuksuzluk, o kadar da derin değil. Devlet tarafından serbest bırakılanlar, devletin askerine karşı silah kullandığı tespit edilememiş olanlar. Örgütün önderlerinin, idari kadrosunun ve silahlı kesimin önde gelenlerinin bu muameleye tabi olmayacağı kesin.

Ancak yinede, yıllardır yaşanan adaletsizlikleri, bir bölgeye girmeyen hukuku görmezden gelenlerin, şimdi olmayan adaleti, barışın önüne engel olarak koymaya çalışmaları hiç de samimi bir söylem değil. Niyetlerinin adalet ve hukuk olmadığını da son derece açık.

Türkiye, bu sürecin sonunu ayakları yere basan ve evrensel değerlerle, toplumsal gerçeklikten beslenen bir hukuk sistemi -muhakkak yeni bir anayasayı- ile adalet mekanizmasını kesinlikle oturtmak zorunda.

BrnUzr bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

düzeltmek isterim. Gelen 34 kişiden 8 tanesi PKK li ,4 tanesi çocuk, 22 tanesi mülteci. Olaşı şekilcilik bazında ele alıp değerlendirirsek bir sonuca varmamız olanaksız. Öncelikle barış isteminde her iki taraf da ne kadar samimi. Samimiyet çok önemli. Eğer samimiyet yoksa savaş çığırtkanları pusada bekliyorlar. Ni tekim hemen harekete geçtiler. Ve ilk günü derin bir sessizlik içinde geçiren halkın beyinlerine şekilcilik ve şehitler üzerinden nifak tohumu ekmeye başladılar. Siyasal erkin bu kan emicilere teslim olmaması ve aralıksız barış sürecini sürdürmesi gerekir. DTP de şov yerine bu süreçte barışa katkı koymalıdır. Özellikle yılların birikimi kin ve nefret duygularından halkları arandırmak gerekir. Pes etmek yerine barış için ısrarcı olunmalı. Savaş kışkırtıcılarına çanak tutmamak ve fırsat vermemek gerekir. Koşulların olgunlaştığı kanısındayım. Siyasi iktidar, demokratik kitle örgütlerinin de desteğiyle barış konusunda ısrarcı olmalıdır. Anayasal ve yasal düzenlemelerle

Yapukay 
 27.10.2009 16:47
Cevap :
Sayın Yapukay, görüşlerinizin tamamına katılıyorum. Yorumunuzun giriş kısmındaki düzeltmeleriniz dahil olmak üzere. Evet, sorun samimiyette çözülüyor. Kim ne kadar samimi. Genel kanaatim her iki tarafta da samimi olan ve hala süreci kendisine yontmak isteyen kesimlerin var olduğu yönünde. Yani çatışma aslen iki taraf arasında değil, tarafların kendi içlerindeki kutuplar arasında. Ve burada işi daha zor olan biz Türkleriz. Yani bizim tarafımızdaki kutuplaşma daha derin. Ciddi ciddi bu ülkede Kürt sorunundan daha derin bir Türk sorunu olduğunu düşünmeye başladım bu nedenle. Yorumunuzda en fazla katıldığım nokta ise, pes etmek yerine barış için ısrarcı olma yönündeki fikriniz. Bu ısrar ve çaba, her iki tarafın içinde yeralan barışcı unsurların birarada sorunu çözüm yoluna sokmalarına neden olacaktır. Katkı için teşekkürler,  29.10.2009 0:26
 

Tam anlamıyla çok güzel bir yazı yazmışsınız. Hukukla ilgili biraz endişelerim vardı, onu da çok güzel anlatıp, en azından beni ikna ettiniz:)) Haklısınız. zaten bugüne geliş nedenlerimizden biri hukuksuzlukken, şimdi hukuk istemenin hem bir anlamı yok, hem de olmayan adaleti olayın önüne koymanın, bir anlamı da yok. Katıldım size. Sevgilerimle.

Melda B. 
 26.10.2009 19:45
Cevap :
Beğenin için çok teşekkür ederim sevgili mmelda. Kürt meselesinin ya da güneydoğu meselesinin denklemleri bana son derece kolay geliyor. Olaya insan ölçeğinden bakıldığı takdirde doğrulara ulaşmak hiç de zor değil. Doğruların bir kısmını değilde, tamamını göz önüne alınca, ikna etme olasılığı da artıyor. Daha doğrusu ikna demeyelim. İkna etme ifadesi, birisinin doğrusunu diğerine benimsetmesi anlamını taşıyor. Burada böyle bir durum yok. Doğrular bulaşıcıdır. İnsanın zihni ve vicdanı açıksa, havada uçusan doğruları kolaylıkla kapar. Bu nedenle ben seni ikna etmedim. Sen doğruları kolaylıkla yakaladın. Bu hiç de böyle olmayabilirdi. Yani ben aynı fikirlerle ikna edemediğim çok fazla insan var. Yani benim ikna kabiliyetim yok, senin doğruya ulaşma becerin var:-)) Evet hukuksuzluk meselesi ilginç. Sorunu var eden hukuksuzluğu görmeyen gözler, sorunun çözülme noktasında olmayan hukuku sorun ediyor. Oysa Türkiye'nin 12 Eylülle biçimlenen hukuk zihniyeti zaten bu sorunu çözemezdi, saygılar  27.10.2009 0:34
 

yazıyı ilgi ile okudum. ismet berkan' ın görüşlerinin nerde bittiğini tam ayırt edemedim. ama zaten söylemek istediğim en baştaki kısımla ilgili. bence bu "oyun " - shov, her neyse, pkk ile devlet arasında değil. çok gözden kaçtığını düşündüğüm bir husus var. bizim güney komşumuz, azalsa da fiilen hala devam ediyor üstelik, ABD ..büyük komşu. reel politika konuşacaksak eğer böyle. ve bu komşu konumunu değiştiriyor. yani bilinen şeyler, ıraktan çekiliyor. buna uygun düzenlemeler yapılıyor. olay bu. bence eğer iktidarda şu anda annelerin acısını da istismar ederek bağıran muhalefet partilerinden hangisi olsaydı bu dönüş yapılacaktı. formatı farklı olabilirdi ama yapılacaktı. nedenlerini tartışabiliriz. ayrıca. şimdi gelenler ayıp etti. tamam. fazla sevinç gösterildi tamam. ama süreç devam edecek . çünkü kandil, mahmur boşaltılacak. yeni bir dönem başlayacak. sivil ortamda politika ağırlıklı mücadele dönemi. zaten önemli olan gençlerin bu yolda artık ölüme gitmemeleri. selaml

mor lale 
 26.10.2009 17:46
Cevap :
Merhaba Sayın mor lale. Açıkcası haklısınız. Kimse bu süreçte ABD'nin etkisi olmadığını söyleyemez. En azından inanarak söylemez. Ancak ben bunun bu güne has bir durum olduğunu düşünmüyorum. 1999 yılında yine ABD kendi elleri ile PKK lideri Öcalan'ı bize teslim etti. Yine benzer bir ateşkes dönemi ve barış gruplarının ülkeye dönüşü yaşandı. Yani çözüm yönünde bir olasılık belirdi. Ama o dönemin Türkiye'si bunu başaramadı. Her zaman söylerim, dış güçlerin gelişmeler ve politikalar yönünde bir etkisi vardır. Bizim de başka ülkeler nezdinde etkimiz vardır muhtemelen. Ama bu dış etki hiçbir zaman tek başına belirleyici olmaz. İç koşullar her zaman daha belirleyicidir. Hele ki bizim ülkemizde. Bugün iç koşullarla dış koşulların paralel olduğunu söyleyebiliriz. Ama bence, en azından bu konu için, bu paralelliği sağlamak bir suç değil, aksine başarıdır. MHP ve CHP ikitdarda olsa, bu tarzda bir çaba içinde olurlar mıydı? Belki çabalarmış gibi görünür ama çözümsüz bırakırlardı, saygılarımla  29.10.2009 0:19
 

Eğer gerçekten barış ve 25 yıldır bitmek bilmeyen terörün sona ermesi isteniyorsa, Kürt halkı kendisini Türk gibi hissetmeli, Türk halkı da Kürt gibi hissedebilmelidir. İki taraf da yangına körükle gitmemeli. Ve ana muhalefet partisinin oy yatırımı uğruna yaptığı, yıkıcı muhalefete rağmen, açılımın ne olduğu bilinmeli, ve bu belirsiz gergin bekleyiş sonlanmalı diye düşünüyorum. Elinize sağlık, selamlarımla...

Ne diyor biliyor musunuz 
 26.10.2009 12:00
Cevap :
Sayın Veldet, bu, Kürtlerin kendisini Türk, Türklerin kendisini Kürt gibi hissetmesi önerisi bence son derece yerinde. Bunun örneklerine, özellikle ırkçılık damarlarının yüzeye vurduğu olaylarda, demokrat kamuoyunun eylemlerinde rastlayabiliriz. Örneğin Hrant katledildiğinde kullanılan "Hepimiz Ermeniyiz" ifadesi buna gayet güzel bir örnektir. Yurtdışında da bu tip söylemleri ve davranış kalıplarının güzel örnekleri var. Ancak ana muhalefet partisi hakkındaki görüşlerinizde sizin kadar iyimser değilim:-) Yani keşke mesele sadece oy yatırımı olsa. Onun bile bir gerçekliği olurdu. En azından güneydoğudaki oy ortalaması %2'ye düşen bir parti sırf orada oyunu arttırmak için, daha gerçekçi adımlar atardı. Çünkü batıda ulaşabileceği son oy sınırına dayandığını Baykal'da son derece iyi biliyor. Gütttüğü bu politikanın kendisinden çok MHP'ye daha fazla yarayacağını da. Ana muhalefet liderinin derdi bence daha "derin"lerde yatıyor. Bir otoriter devlet partisinin gereklerini yerine getiriyor,  26.10.2009 12:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 456
Toplam yorum
: 1881
Toplam mesaj
: 172
Ort. okunma sayısı
: 1280
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster