Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '12

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1007
 

Batı’ya teslimiyetin 174. Yıl dönümünü de idrak ettik!

Batı’ya teslimiyetin 174. Yıl dönümünü de idrak ettik!
 

Biz sanıyoruz ki bizi yönetenler her zaman yapılması gereken en iyi işleri yaparlar. Böyle bir çaba içrisinde bulunduklarından kuşku duyulmasa bile bizim bilemeyeceğimiz değişik içerikli kaygıları (tasavvurları) nedeni bunun böyle olmadığını söyleyebiliriz. Bu bakımdan Osmanlı atalarımız gibi bugünün siyasetçileri de en iyi çözümleri bulabilmek bakımından bazı hatalara düşebilirler. Son yıllarda bu alanda onlarca hataya düşüldüğünü artık 1980’lerde doğanlar bile anlamaya başlamış bulunduğuna göre siyasetçiler kadar okumayı yazmayı sevenler de çok uyanık olmalılar diyeceğim kısaca. Bu tür olaylar içerisinde yer alan kimi devletler arası ilişkilerdeki gizli ya da açık anlaşmaların etkileri ise saymakla bitecek gibi değil.

Bu gibi konuların açığa çıkması ise ancak yerli ya da yabancı bazı tanıkların açıklamaları ile mümkün. Konuyu o günlerdeki gelişmeler açısından iredeleyen tarihçiler ile eğer var ise sosyolojik tarih yazarları da açıklamaya çalışabilir, diyebiliriz. Yanlış yorumlamaları engeleyebeilmek bakımından bu tür açıklamalar için kimi ülkelerin arşivleri ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi arşivleri de en önemli kaynakladır.

Bu anlamda 16 Ağustos 1838 Perşembe günü imzalanışının üzerinden yüz yetmiş dört (174) yıl geçmiş olan Balta Limanı Antlaşması  dün olduğu bugün de Türk toplumu için büyük bir önem taşımaktadır. ‘Bugün’ bile diye vurgulayışımın nedeni uluslararası antlaşmaların etkilerinin katlanarak süregelmekte olduğunu açıklayabilmek için öne sürdüğüm bir tepkidir. Osmanlı toplumu’nu iktisadi olarak zayıflatmaya dönük bir antlaşma nasıl olur da bugünlere etki etmez değil mi? Okumalarıma göre diyebilirim ki Osmanlı atalarımız Ruslar ile birlikte düşünülmesi gereken Avrupa devletlerinin açmış olduğu savaşlar yanında imzalamış oldukları antlaşmalar yolu ile de yavaş yavaş kendi çöküşlerine yol açmışlardır. Bu tür oluşumlar başta  Haçlı Yürüyüşleri olmak üzere Moğol Saldırıları ile birlikte Selçuklu atalarımızın da ortadan kaldırılmasına yol açmıştır.

1838 Ticaret Antlaşması olarak da bilinen Balta Limanı Antlaşması da bütün antlaşmalar gibi belirli zorunluluklar karşısında imzalanmıştır. Bir savaş sonrasında imzalanan bir barış antlaşması gibi Balta Limanı Antlaşması da yıldan yıla Osmanlı Devleti’nin başına bela olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Batılı ülkeler ile geliştirdiği siyasi ve askeri ilişkilere bağlı olarak ortaya çıkan ve Osmanlı Devletinden pek çok ‘taviz’ kopartılan bir antlaşmadır. Bilindiği gibi o süreçte Osmanlı’ya yıllık vergi ödeyen Mısır Hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa(!)’nın Mısır Ordusu Filistin üzerinden gelerek  karşısına çıkan Osmanlı Ordularını  ‘ez-Zarra, Halep ve Konya'da (Aralık 1832) bozguna uğratarak 1833'te Kütahya'ya girer.’

Osmanlı Devleti’nin zor durumda kaldığını göre dost ve müttefik görünümlü ‘Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti ile Mısır yönetiminin arasını’ bulmaya çalışırlar. Çünkü, ‘Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizler’den yardım istemek’ zorunda kalmıştır. Yapılan Kütahya Antlaşmasıyla Suriye,Filistin ve Adana, Mısır'a bırakıldı. İbrahim Paşa, Suriye genel valisi’ olur. Ancak, ‘bir süre sonra koyduğu ağır vergiler ve zorunlu askerlik uygulaması Suriye ve Lübnan'da geniş çaplı ayaklanmalara yol açtı. Ardından daha büyük bir tehlike oluşturan Dürzi ayaklanması’ patlak verir bugünkü Suriye ve Lübnan topraklarında. (Tırnak içindeki tespitler tr.wikipedia.org’dan kısaltılarak alınmıştır.)

Osmanlı Devleti’nin Bosna’dan Mısır’a kadar uzanan geniş alanlarda o yıllardaki çalkantılı durumları ile Kavalalı İbrahim Paşa’nın Halep üzerinden Kütahya’ya doğru ilerleyişi sırasında yöredeki bazı sivillerin Mısır Ordusuna yönelik saldırıları karşısında nasıl zorlandığının ilginç yönlerini Ahmet Cevdet Paşa’nın Tezakir ve Maruzat (125-127.s.) adlı eserlerinde bulmak mümkün.

Bir tespite göre, ‘Avrupa’da sanayi inkılabının neticesi olarak daha fazla ham maddeye ihtiyaç duyulmaya başlandı. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti de 1826'dan itibaren, ham maddesini dışarıya çıkararak, esnafın işsiz kalmasını önlemek maksadıyla bir nevi himaye sistemi olan yed-i vahid (tekel) usulünü uygulamaya koymuştu. Sistemin, ayrıca, yeni kurulmuş olan Asakir-i Mansure-i Muhammediyye ordusuna kaynak bulmak ve üreticinin mahsulünü ucuza satarak aldanmasını önlemek gibi gayeleri de bulunuyordu. Yed-i vahid uygulaması özellikle ingiliz tüccarlarını son derece rahatsız ediyordu.’(yenibilgiler.com’dan alıntıdır)

Ayrıca, ‘Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurtdışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı’ (tr.wikipedia.org’dan alıntıdır) açıklaması da iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl bir aşamaya geldiğini göstermesi bakımından da önemlidir. 

İçine düşülen sorunlu süreçteki yardımlarından dolayı Osmanlı Devleti, belki azalan vergi gelirlerini de arttırabilir düşüncesi ile İngiltere’ye bazı tavizleri de içeren bir anlaşma imzalamak zorunda kalır. Çünkü İngiltere’nin siyasi girişimleri ile İstanbul işgal altına alınmaktan ve dolayısıyla Osmanlı Devleti çökmekten kurtarılmıştır. O yıllarda Osmanlı maliyesinin büyük bir ‘buhran’ içerisinde bulunduğu her şeye rağmen borç para (istikraz) almaktan kaçındığı da biliyor.

İşte bu durumdaki Osmanlı yönetimi Mısır Ordusu karşısındaki yenilgilerin de etkisi ile özellikle İngiltere’ye karşı boynu bükük bir durumda olduğundan, ‘Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzalanan antlaşma önce 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından’ onaylanarak yürülüğe girer. ( tr.wikipedia.org’dan kısaltılarak alınmıştır.)

‘Bu antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır:

1. Tekel sistemi kaldırıldı. Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi.

2. İç ticarete Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra Britanyalıların de katılması öngörüldü.

3. Britanya vatandaşları Osmanlı ürünlerini Osmanlı tebâsından tâcirlerle aynı vergi koşulları altında satın alma hakkına sahip oldular.

4. Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan vergi resmi kaldırıldı.

5. Büyük Britanya gemileriyle gelen Britanya malları için bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti.

Yukarıda sıralanan maddelerin sonuncusu, Britanya vatandaşları Osmanlı Devleti sınırları içinde ticaret yaparken Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödeyecekleri anlamına geliyordu. Örnegin Selanik'ten İstanbul'a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit gümrük vergisi ödediği halde Britanyalı tüccar bu vergiden muaf olmuş ve Müslüman tüccarların bir başka Osmanlı şehrine mal göndermesine, ticaret yapmasına yüksek vergilerden dolayı fiilen imkân kalmamıştı.

1838-1841 yıllarında buna benzer antlaşmalar Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz'le de imzalandı. Bu antlaşmalar kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdı, Osmanlı sanayine büyük bir darbe vurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer devletlere borçlanmasına yol açtı ve mali çöküntüsünü hızlandırdı.’ (tr.wikipedia.org’dan alıntıdır.)

Batı’ya teslimiyetin bir belgesi olarak nitelediğim bu ticaret antlaşmasının 174. Yıl dönümünü kim bilir kimler nasıl bir seviç içinde kutlamışlardır kendi sırça köşlerinde.

Gelecek yazıda ortaya çıkan bu ilişkilerin ayrıntıları ile değişik açılardan yorumlanışını sunmak istiyorum.

Herkese sağlık esenlik içerisinde nice güzel bayramlar dilerim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

YEMİN ETMEK İSTEMEM BEN DEDEMLE VE BABAMLA 1950 Lİ YILLARDA PADİŞAHLARDAN,HÜKÜMETLERDEN,DEVLETDEN HİÇ GEÇİNMEDİKLERİNİ SÖYLEDİLER.CUMHURİYET DEVRİNDEDE HİÇ YARDIM ALMADIKLARINI ANLATTILAR.OSMANLIYI YİYENLER OSMANLIYI YIKTILAR.

Mustafa Avcı 
 24.08.2012 22:20
Cevap :
Mustafa Bey ilginç bir sonuca ulaşmışsınız.Bu da olayın bir yönü olsa gerek gerek.Neden olmasın değil mi?Ancak siyaset,iktisat,diplomasi, din,değişim ve toplum bilim sizin olayı da kapsayan nice etkenin bir bileşkesidir.Bu yüzden Osmanlı'nın çöküşü 'dahili ve harici' etkenleri de içeren uzunca bire süre sonucunda ortaya çıkar.Kapitülasyonlar, Osmanlı toprak düzeni,çok hukukluluk,yaygın eğitimden yoksunluk,İslam hukukunun geliştirilememesi,fen bilimlerinin neredeyse yadsınması,Kav. M.A.Paşa'nın Mısır'a çöreklenmesi,Rönesans ve Reformun peşinden teknolojinin gelişmesi,1838 Tic.Antlaşması,1878 Berlin AntlaŞması ve sanıırm Hamidiye Alayları dahil Osmanlı Devletimizi çökerten başlıca nedenler olarak sıralanabilir.Ne yaZık ki içine sürüklendiği nice açmazları ve gizli ya da açık antlaşmaları ile TC de bu tür bir çöküş sürecine doğru yol almaya başlamıştır.ABD,İsrail,Ermenistan,AB,K.Irak ve Yunanistan ilişkileri çok mu masum dersiniz?TR'nin ayağına dolaştırılan Batı patentli terör ne olacak?  26.08.2012 9:37
 

batıya teslimiyetimiz bilim bizim defterini kapatmamız,batılılarında aynı defteri açmasıyla başlamıştır,gerisi tefferruattır,

metin çolpan 
 24.08.2012 9:41
Cevap :
Metin Bey sorun bir defter açıp kapamak gibi iş mi sizce?Bence değil.Ki devletler her türlü kazanımlarını korumak ve yeni kazanımlar ile güçlenmek gibi özler de taşır.Eğer Osmalı Devletimizin kapitülasyonlar ile onu izleyen diğer ticari antlaşmalardır.Ne yazık ki Rusya dahil Batı gelişerek güçlenirken Osmanlı Devleti dahili ve harici nice etkenler yüzünden çoğu kazanımlarını yitirmiş ve küçültülmüştür.Ebed Müdded sıfatlı Osmanlı hukuk,iktisat,ahilik,ordu,toprak,eğitim,adalet ve sanayileşme yönlerinden ilerleyemediği için her savaşta yenilmiştir.Aradaki bir kaç zafer ile Batı'ya karşı bazı dirençler gösterilmesi bizi sevindiremez.2.Abdülhamid Han ile Gazi M. K.Atatürk dönemi bazı açmazlarına rağmen böyledir.'Teferruat' diyerek bu tür ayrıntılar ile hesaplaşmalardan kaçamayız.1838 Tic.Antl. ile peşinden gelen nice anlaşmalar Türkiye'yi AB duvarına toslatmıştır.Yeni Osmanlıcı olarak nitelenen AKP de damgalı terör duvarına çatmıştır.El Kaideyi ezen askeri-siyasi Stratejik Ortak ABD nerede?  28.08.2012 14:23
 

Tarihi bilmenin değeri kıymet biçilmez. Tarihin bir dönemine ışık tutan yazınız da değerli o yüzden. Elinize sağlık. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 22.08.2012 13:50
Cevap :
Aynur Hanım özlü değerlendirmeniz için teşekkürlerimi sunarım. Geçmişimizi öğrenmek zor da olsa araştırmalıyız.Nice ayrıntıları içinde boğulmamak için arkeoloji,antropoloji,felsefe,dil bilim,edebiyat ve tarih gibi alanlardaki bilgilerden yararlanmalıyız.Atalarımızdan öğrendiğimiz 'geçmişini bilmeyen geleceğini kuramaz' sözü gereğince yaşamak zorundayız.Dünyayı yeniden keşfetmek,aynı suda iki kere yıkanamamak,yaşananlardan dersler çıkartmak yanında Akif'in 'ibret alınsa idi hiç tekerrür eder miydi' dediği tarih de gizlenen nice bilgilerin varlığını anlatır.Bugünü yakalamamızın en büyük itici gücü o birikimlerimizdir.Bu da uygarlaşmak demektir.Ulusal olduğu kadar evrensel yönleri de bulunan uygarlaşma bilginin gerektiği gibi kullanılmasından başka ne olabilir ki?Ben de kendi çapımda o yolda ilerlemeye çalışıyorum.Bizi sömüren 1838 Tic.Antl.bize kurulan tuzaktır.AB bir tuzaktır.Cıss!K.Irak,Suriye,PKK da birer tuzaktır.Olayların özü Batı’nın kurduğu sömürü çarkıdır.İşte AKP kıprayamıyor...  22.08.2012 22:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 985
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster