Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
393
 

Batıda on yıl (1)

Batıda on yıl (1)
 

Ekim ayının sonlarına doğru, yağmurların yerini soğuğa ve kar yağışına bırakacağı günlerdi. Tayinim çıkmıştı. O nedenle görev yaptığım şehirden yeni görev yerime doğru giden otobüsün içindeydim. Otobüsün hareket olanağını kısıtlayan koltuğunda saatler süren yorucu bir yolculuk ayaklarımın hissizleşmesine neden olmuştu.

Gündüz otobüsün geçtiği ve daha önce görmediğim yerleri cam kenarından seyretmiş zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştım.  Gece karanlık bastırdığında etrafı görmek olanaksızdı. Uyumak için kendimi zorlayıp göz kapaklarımı uzun süre kapamama rağmen bir türlü uyku tutmuyordu. Kafamın içinde bin bir türlü düşünce akıp gidiyordu.

Yolcular kendi aralarında yüksek sesle konuşuyorlardı. Yanımda otuz otuzbeş yaşlarında, burnu geniş ve yayvan, gözleri donuk, elmacık kemikleri çıkık, siyah kirli saçlı biri oturuyordu. Yolculuğumuz boyunca pek konuştuğumuz söylenemezdi. Nedense adamdan uzak durmam gerektiğini düşünmüştüm. Çünkü küstah bakışları ve alaycı bir konuşması vardı. İçilen sigara dumanından zehirlenmeden sabah saat altı sularında otobüs nihayet gideceğim yere yaklaşmıştı. Otobüs terminale girdiğinde derin bir oh çekmiştim. Ayak kokusundan ve duman altı olmaktan nihayet kurtuluyordum.

Şehrin yabancısıydım. Uykusuzdum, yorgundum. Yirmili yaşlarda bir delikanlı olan otobüs muavinine dinlenebileceğim iyi bir otel olup olmadığını sordum. Delikanlının yüzü sevimli, ince ve zayıf görünümlüydü. Sırtında ütüsüz bir gömlek, ayaklarında kalın pençeli ayakkabıları vardı. Siyah saçlı ve güler yüzlü biriydi. Gözleri kahverengi ve sabit bakışlıydı.

-Bakar mısın, size bir şey soracağım?

-Buyur abi, dedi.

-Otobüste uyuyamadım, yorgunum. Dinlenebileceğim bir otel biliyor musunuz, dedim.

-Evet abi.

Bir an duraksadım. Hay Allah, nasılda unutmuştum. Kendime kızdım içimden.

-Otel kalsın, sen öğretmenevinin yerini tarif edebilir misin bana dedim.

-Evet, öğretmenevini biliyom!

-Yakın mı?

-Evet, yakın, diyip gideceğim yeri tarif etmeye başladı.

-Teşekkür ederim.

Yazıhanenin az uzağında çay yazan yere doğru yürümeye başladım. Bitişiğinde poğaça satan yerden poğaça aldım. Poğaçalar dünden kalmaydı. Sertleşmişlerdi. Dişim kırılmaz inşallah diyip gazeteye sarılı poğaçalarla çay salonuna girdim. Otobüsten inen yolcuların bir kısmı ellerinde çay bardakları gezinerek çay içiyorlardı. Bir kısmı da masalara oturmuş ellerinde çay bardakları sabahın serinliğinde içlerini ısıtmanın telaşında idiler. İçerisi gürültülüydü. Birbirini pek de tanımayan insanlar koyu bir sohbete dalmışlardı. Boş bir sandalye bakındım. Az ilerde tahta bir sandalye vardı. Elime atınca ayakları ileri geri sallanmaya başladı. Bağlantı yerleri gevşemişti. Zamanın yıpratıcılığına dayanmaya çalışıyor gibiydi. Gülümsedim. İçimden umarım oturunca kırılmaz diye düşündüm.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne iyi yaptınız da burada yayınlamaya başladınız bu yazı dizinizi. Bence böyle daha iyi oldu ve inanın tekrar okumaktan zevk aldım. Saygıyla.

NURTEN DEMİREL 
 09.07.2012 20:45
Cevap :
Haklısın Nurten Hanım, burası bizim eski mekân:)Beğeninize teşekkür ederim sağolun. Saygı ve selamlarımla.  09.07.2012 23:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 901
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster