Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
3436
 

Bedelli askerlik: 'askerimiz fakirdendir'

Bedelli askerlik: 'askerimiz fakirdendir'
 

“Yemen yolu çukurdandır/Karavanam bakırdandır/Zenginimiz bedel verir/Askerimiz fakirdendir”. Bedelli askerliğin konuşulduğu bugünlerde insan ister istemez bu ağıtı hatırlıyor. Osmanlı döneminde Birinci Dünya Savaşı günlerinde söylenmiş bu ağıttan anlıyoruz ki, o zaman da ordunun insan kaynağı yoksul çocuklarıymış. Bu öyle sadece bize özgü bir şey de değildir. Bu dünyada politikayı ve savaşı güçlüler ve zenginler yapar, rantından onlar faydalanır, ceremesini de yoksullar çeker. Erler savaşır ölür, generaller kahraman olur.

Bedelli askerlik insanda ilk anda bir adaletsizlik hissi uyandırıyor. Parası olanın bedelini ödeyip bu görevden ve bir çatışmada muhtemel bir ölümden kurtulması, bu imkânı olmayanın ise 15 ay boyunca eziyet çekmeye, her an ölüm tehlikesiyle yüz yüze yaşamaya terk edilmesi gibi bir adaletsizliğe yol açıldığı anlamına geliyor. Bu nedenle bedelli askerliği savunmak pek kolay değil.

Tabii görünüşte böyle, ancak işin üzerinde fazla düşünülmeyen bir başka boyutu daha var. Şu anda bedelli askerlik uygulaması yok da bu yükümlülük adil biçimde paylaşılıyor mu? Herkes ayrımsız şekilde, eşit koşullarda askerlik yapıyor mu?

Askere alma uygulaması nasıl işliyor bir bakalım: Türkiye’de askerlik görevi zorunludur. Halen er ve erbaşlar için askerlik süresi 15 aydır. Okumayan gençler 20 yaşına girdiklerinde askere alınırlar. Üniversite mezunları ise askerlik yükümlülüğünü 30 yaşına kadar erteletebilir, bunların içinde lisans eğitimi görmüş olanlar askerliğini yedek subay ya da kısa dönem olarak yapar. Kısa dönem askerlik süresi 6 ay, yedek subaylık 12 aydır. Er ve erbaşlara yaptıkları hizmet karşılığında sembolik bir ücret ödenir ki, aslında “ödenmez” demek daha doğrudur. Yedek subaylar er ve erbaşlardan daha kısa süre askerlik yaptığı gibi Türkiye ölçülerinde iyi sayılabilecek bir maaş da alırlar.

Yani, okuyamayanlar hem ömürlerinden uzunca bir süreyi askerlik görevinde geçirir hem de yaptıkları bu görevin maliyetini üstlenirler. Askerlik görevi nüfusa kayıtlı olunan yerin uzağında bir yerde yapılır. Görev yerine ulaşma, izne gidip gelme ve teskere alıp dönme yolculuklarının masraflarını askerler kendi ceplerinden karşılar. Askerde kullandıkları birçok kişisel tüketim malzemesini ücretle satın alırlar. Sabah kahvaltısı haricinde çay kahve gibi içecekler ücretle satılır.

Fakat onlar için asıl maliyeti bu tip harcamalar oluşturmaz. Bu gençler 15 ay boyunca işlerinden uzak kalır ve bu işten kazanabilecekleri paradan mahrum olurlar. Bugün bir tekstil işçisinin aylık geliri ortalama 1.000 liradır; yani askerlik görevi onun için sadece bu bakımdan 15 bin liralık bir kayıp demektir. Bir askerin aylık kişisel tüketim harcaması asgari 100 liradır. Bu da askerlik süresi toplamı için 1.500 lira yapar. Bu asker görev yapacağı birliğe gidiş dönüş için en az 150 lira yol parası harcamak zorundadır; bir defa da izne gelip gittiğini varsayıp 150 lira da onun için ekleyelim, eder 300 lira… Bu gençler bu süre içinde emeklilik sigortalarından da olurlar. Bugün askerlik süresini borçlanarak sigortalılık sürenizi uzatmak istediğinizde SGK sizden yaklaşık 4.500 lira para ister. Hepsini topladığımızda 21 bin liranın üzerinde bir maliyet çıkar. Yani askerliğini er ya da erbaş olarak yapan bir gencin bu görev süresince toplam maddi kaybı en az 21.000 liradır.

Şimdi aynı hesabı askerliğini kısa dönem olarak yapan bir üniversite mezununa uygulayalım: 6x1000=6000 + 600 + 300 = 6900 TL. Buna 2.000 lira da emeklilik sigortası kaybını ekleyelim, 9 bin lira yapar. Yani askerlik görevi, üniversite mezunu olmayan bir gence ötekinden iki kattan daha yüksek bir maliyete patlamaktadır. Yedek subay olarak yapanları hiç hesaba katmıyorum, çünkü onlar askerlik boyunca belki de sivil hayatta kazanamayacakları kadar iyi bir para almaktadırlar. Denebilir ki, “bir üniversite mezununun kazanabileceği para bir ilkokul mezunundan fazladır; dolayısıyla, kısa süreli askerlik yapmasına rağmen onun kaybı daha fazladır.” Bu itiraz şeklen olarak doğru olabilir ancak gerçekte yanlıştır. Çünkü miktarlar görecelidir. Yoksul bir aile 21 bin lirayla bir buçuk yıl geçinebilirken orta sınıftan bir aile bu parayla ancak 3-5 ay geçinebilir. Yani yoksulun kaybı hem reel hem de nominal olarak daha büyüktür.

Görüldüğü üzere eğitimli olanlarla olmayanlar arasında (dolayısıyla zenginlerle yoksullar arasında) askerlik yükümlülüğünün maliyeti konusunda açık bir adaletsizlik ve eşitsizlik vardır. Özetle, bu ülkede halihazırda askerlik görevinin her anlamda yükü okumamış veya okuyamamışların omuzlarındadır. Bir başka deyişle, Türkiye'de hem savunma harcamalarını hem de ordunun insan kaynağı maliyetini en alt sınıflar, en yoksullar üstlenmiş durumdadır..

Kimler okur, kimler okuyamaz?

Cevabı çok basit: Yoksulun çocuğu okumak istese de okuyamaz, zenginin çocuğu bir şekilde okur, sınav kazanamazsa gider özel üniversitede okur. Zengin derken ille de en zenginleri kast etmiyorum; gelir düzeyi yükseldikçe öğrenim görme şansı ve süresi artar. Buna karşılık bir yoksul çocuğu büyüdükçe öğrenim görme şansı azalır. Yaşıtları anaokuluna giderken o kendi halinde büyür. En yetersiz okullarda, olmayan öğretmenlerle, boş geçen derslerle öğrenim görür. Mali açıdan nispeten daha şanslı yaşıtları özel öğretmenlerle, kurslarla, dershanelerle ilave eğitim görürken o okulunda bile doğru dürüst ders göremez. Ve bu iki öğrenci aynı şartlarda üniversite sınavına girer. Bu sınavda hangi öğrencinin başarılı olacağı, yarışı kimin kazanacağı önceden belli değil mi? Elbette istisnalar vardır. En kötü şartlarda yetişip, azmiyle, zekâsıyla başarılı olan yoksul öğrenciler de vardır (örnek kendim), kendisine en iyi şartlar sağlandığı halde başarılı olamayan çocuklar da vardır; ancak bunlar istisnai durumlardı, kaideyi bozmaz.

Bir de daha zenginler vardır ki, bunlar kısa dönem falan da askerlik yapmaz, bir yolunu bulup dövizli askerlik yapar, 21 günlük eğitimle teskere alırlar.

Ancak bu adaletsizlik sadece askeri yükümlülüğü üstlenmekte ortaya çıkmaz. Asıl vahim adaletsizlik görevin yerine getirilmesi sırasında yaşanır. Er ve erbaşlar ordunun en alt kademesinde yer alır. En ağır işleri bunlar üstlenir, en tehlikeli yerlerde bunlar görev yapar, çatışmalarda en öne bunlar sürülür, sınır boylarında, dağ başlarında nöbeti bunlar tutar. Mutfakta en fazla patates soyan, en uzun süre nöbet tutan, en fazla dayak ve küfür yiyen, tuvalet temizleyen, yer paspaslayan, garsonluk, hamallık, kuaförlük, şoförlük yapan, en kötü beslenen ve en çok şehit olan bunlardır.

Zengin ya da nüfuzlu kimselerin çocukları askere alınsa da askerlik yapmaz. Asker argosuyla en “kebap” yerlerde görev yapar. Riskli bölgelere gönderilmez. Doğru dürüst nöbet tutmaz, tuvalet temizlemez. Türkiye 25 yıldır sıcak çatışma ortamında; bu çatışmada 6.000’e yakın güvenlik görevlisi şehit oldu. Siz şimdiye kadar bir tane olsun, işadamının, yüksek bürokratın, generalin, profesörün, siyasetçinin, yüksek yargıcın, savaş kışkırtıcısı gazetecinin çocuğunun şehit olduğunu gördünüz mü? Bu kişilerin hiç mi erkek evladı yok? Var da askerlik mi yapmıyorlar? Yapıyorlar da şans eseri hep iyi kuralar çekip en rahat birliklere mi düşüyorlar? Tehlikeli yerlere düşüyorlar da hiç mi yaralanmıyorlar? Bunlar efsunlu mu?

Yani şu anda bedelli askerliğin olmayışı kesinlikle toplumda askerlik yükümlülüğünün adil bir şekilde yerine getirildiği anlamına gelmiyor. Eşitsizlik, adaletsizlik, haksızlık şimdi de ziyadesiyle mevcut. Bu bakımdan bedelli askerlik bir adaletsizlik yaratmaz. Aksine, bu adaletsizliği bir nebze olsun giderme imkânı sağlayabilir. Halihazırda bedel ödeyerek askerlikten kurtulabilecek olanların bir kısmı zaten askerlik yaparken de yapmıyorlar. Bir şekilde yolunu bulup askerliği zorunlu bir tatil dönemi olarak geçiriyorlar.

Dolayısıyla bu iş böyle ikiyüzlü biçimde yapılacağına bırakın bari bu kişiler hiç askerlik yapmasınlar ama bedelini ödesinler. Askerlik görev süresi kısaltılıp, okuyan okumayan herkes için eşit olsun. Askerlik yapanların yaşlılık sigortası primlerini devlet ödesin; er ve erbaşlara hiç değilse asgari ücretin yarısı düzeyinde maaş ödensin. Bunun için bedelli askerlikten gelecek kaynak kullanılabilir. Askerler sadece askerlik yapsın; garsonluk, kuaförlük, hizmetçilik yapmasın. Orta vadede zorunlu askerlik kaldırılsın. Askerlik gönüllü ve profesyonel olsun.

Bedelli askerliğe bir de bu açıdan bakmak lazım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

askerliğin bu kadar uzun olması aynı zamanda da devletin işsizlikle müdadedeki gizli politikasıdır. ha ne kadar akıllıca bir politika olduğu elbette tartışılır. tam bir şark kurnazlığı ve kısa vadecilik işte.

Kerem Oğuz 
 28.04.2010 9:52
Cevap :
Benim aklıma da o geliyor ama bence esas amaç o değil. Askerlik aynı zamanda bu halkı devlet ideolojisinin tornasından geçirme aracıdır. Orada milletin burnu sürtülür, esas efendinin kim olduğu öğretilir. Kısaca vatandaşa denir ki, "sen devletin karşısında bir hiçsin; devlet icabında senin donunun kirine, etek traşına, koltuk altı kılına bile karışır"  28.04.2010 12:00
 

Bir de zenginleşmenin nasıl sağlandığını bir düşünecek olursak durumun vahametini daha iyi anlamış oluruz. Geri kalmış fakir bir ülke olmamıza rağmen nasıl oluyor da bizim zenginlerimiz Rus zenginleriyle beraber zengin Batı ülkelerinin zenginlerini sollayıp Forbes listelerinin başlarında yer bulabiliyorlar! Bunun cevabı gelir dağılımı istatistiklerinde açık olarak görülmektedir; Türkiye toplam gelirinin % 80'i % 17'ye ait bulunmaktadır. Geçenlerde bir istatistik daha okudum ve çok şaşırdım. Yanlış hatırlamıyorsam, toplam Kurumlar vergisinin % 80 küsürünü TÜSİAD üyeleri ödüyormuş! Bir de özel uçaklarla gezip hiç vergi ödemeyenler var tabii! Demem o ki; askerlikten kurtaran zenginlik yine fakirin hakkı, onun parası! Dört dörtlük bir analizdi, tebrik ediyorum. İzninizle ufak bir eklenti yapacağım; belki istisna ama, yine çarpık düzenin bir göstergesi ve yine parayla çürüğe çıkarılanlar var. Selamlar...

Hasan Basri Özgen 
 24.04.2010 10:59
 

Yazınızın başındaki ağıdı okuyunca aklıma, ayaklarında ayakkabları dahi olmayan Sarıkamış faciası geldi. Hiç savaşmadan donarak şehit olanlar... Ha Yemen, ha Sarıkamış, hepsi aynı değil mi? Hep fakir fukara çocukları. Şehit ailelerine bende dikkat ediyorum hep çok fakir aile çocukları. Hatta Güneş Bebek vardı anımsarsanız, kış günü amcasının kucağında, ayağında bir çorabı var diğeri yoktu. Yazık. Bedelli hakkındaki düşüncelerim ise sizinle aynı hatta bir adım ileriye giderek askerliğin profesyonellere bırakılması daha doğru olur diye düşünüyorum. 3 aylık askeri eğitimden geçtikten sonra dağ başına giden bir er, ne yapabilir? Bu bazı şeyleri baştan kabullenmek değil mi? Sizin yaptığınız bi erin maliyeti ise bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiş. Çok teşekkürler, selamlar...

n. 
 22.04.2010 14:59
 

Özellikle ilk paragrafı ve genel olarak yazının bütünü, "fiiler tepişir, çimenler ezilir" die bir söz var onu hatırlattı bana.Hep böyle olmuş hepde böyle olacak sanırım Celal Hocam...Sevgiler.

Nuray Ors 
 22.04.2010 14:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3733
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster