Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Aşk Yazarı Mustafa Çifci

http://blog.milliyet.com.tr/mustafacifci

25 Eylül '13

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
235
 

Belki bu son mektubum sana sevgili.

Belki bu son mektubum sana sevgili.
 

Belki bu son mektubum sana sevgili.


Artık yazmam belki de…

Ne kadar yazsam da ulaşamıyorum zaten sana. Belki de bir okuyup atıyorsun çöp kutusuna. Belki de hiç okumadan öylesine değersiz bir kâğıt gibi avuçlarında buruşturuyorsun. Belki de her satırın, her kelimenin hırcını alırcasına boş veriyorsun böyle uzak kalarak. Bense senin aramalarını bekliyorum. Oysa mektubum yerlerde, ayaklar altında sürünüyor, sevdam can çekişiyor. Boş yere mi bekliyorum yoksa?

Belki yazamam artık sana.

Ve kurtulurum yerlerde sürüklenmekten bu acı verici olsa da.

İlk mektuplarını hatırlıyor musun sevgili?

Zarfın içine gül koyup gönderdiğin ve boyalı dudaklarınla öptüğün mektupları.

Sen bu kentte değil misin sevgilim?

Gittin mi yolsa?

Hüzün dolacak içime gittiysen eğer bu kentten. Yolcu ettiysen beni yüreğinden ve bir daha geri dönmeyeceksen... Bir daha mektupların olmayacaksa posta kutumda… Ve gecenin en karanlık saatinde mesajların gelmeyecekse ne kadar üzüleceğim bilemezsin. Bilemezsin nasıl yanacak sensizliğimde yüreğim. 

Çünkü ben her şeyimde seni görüyorum. İçimi dolduran sevgin bütün hayatımı kaplıyor biliyor musun? Tüm endişelerimi bitirmiş olarak huzuru seninle buluyorum. Suskun olan her yanım sevince boğuluyor. Şimdi neden bana sevdam hüzün versin ki? Neden sevinçlerimi değil ayrılıklarımı yazayım hep? Neden yorgun bir bedenim olsun taşıdığım. Şimdi koşarak gittiğim dağ yamaçlarına ulaşamadan geri mi döneceğim?

Şimdi gürül gürül akan çağlayanın suyu kuruyacak mı?

Oysa bir avuç gökyüzü yeterdi bize balkondan gördüğümüz, tüm gökyüzünü istemiyorduk. Bir yıldız yeterdi masamızı aydınlatmaya, bir tek mum gibi. Bir bardak çayımızla en mutlu anlarımızı yaratabilirdik. Hiçbir şeyin daha fazlasını istemiyorduk. Yan yana olmamız yeterdi mutlu olmaya. Bir tek karanfilin içindeydi bütün renklerimiz. Şimdi bütün gökyüzünü çalıp gitme benden.

Artık bekleme deme sakın sadece gidişe almışsan biletini. Geleceğim, biraz zaman daha ver deme sakın. Belli olmaz ne zaman döneceğin. Günler hızla geçer, bu gün yarın derken mevsim döner. Ertelediğin her hafta bir yıl zaman alır.

Ve beklemek ertelemektir yaşamı.

Zaten bu günün bekleyişi dünden kalan yarım günler değil mi?

Biz dünde yarımdık bu günde…

Hep geç kaldım yaşamın o ince ayarına.

Hep geç kaldı sevdam ya da erken vardı beklenen yere.

Bir türlü tutmadı ortadaki zaman, ya vardığımda gelmemiştin ya da bekleyip gitmiştin.

Aradığımda ya sen yerinde yoktun ya da benim telefonum kapalıydı gün boyu. Sende inat ettiğini yazmışsın bir şiirinde, okudum yalan deme. Kızmışsın bana. Bir boşluk yaratarak içinde en güzel anlarını vermişsin bir başkasına. Sarhoş gecelerin güzelliklerini anılarında anlatmışsın. Benimle birlikte olduğunda, ben, geç oldu hadi kalkalım dedikçe, sen bu anlarımızın inadına kalmışsın onunla gece yarılarında.

Neden derin sevdaların sonu böyle acı veriyor? Neden sonsuza doğru hiçbir engele takılmadan yaşanan sevgi yok? Neden insanın duyguları değişiyor zamanın bir yerlerinde? İlk başladığında aldığımız tadı neden sürekli alamıyoruz? Nedir zamanın içinde eskiyen? Nedir yok olan? Neydi, bulduğumuzu sandığımız ama hep kaybettiğimiz şey? Nedir yanıldığımız şey? İçimizin derinliklerinde boşlukta kalan şey nedir? Neden aldatıyorduk? Kimi aldatıyorduk? Her yalanımız aslında kendimize değil miydi? Bu düzeni böyle biz kurmuştuk ama yolunda gitmeyen o kadar çok şey vardı ki. Mutluluk hep günlüktü sanki. Yarın için bilmediğimiz milyonlarca sorunumuz vardı irili ufaklı. Oysa özlem duyduğumuz ve hep beklediğimiz huzurdan başka ne var ki? Neden ırmakların önüne engeller çıkıyor? Ne kadar büyükte olsa sevda, bir gün bir aldanışa kurban gidebiliyor? Neden üst kayalıklardan düşen taş engel oluyor ırmakların akışına?

Yoksa bütün hayat düzenimiz yanlış mı bizim?

Yanlış yollarda mı yürüyorduk bilmeden?

Yanlış bir zamanda mı karşılaşmıştık seninle?

Neden doludizgin başlayan dostluğumuz şimdi haftalara yayılmıştı böyle?

Neden bir zamanlar her akşam buluşurken seninle, şimdi görmem için aylarca beklemem gerekiyor?

Neden şimdi her tatlı sözüne hasret kalıyorum?

Suskunluğun bile acı vermeye başladığı, bak bu saatlerde ben tek başına yanıyorum?

Yoksa bu kentlerin sokakları mı karışıktı biz mi yolumuzu bulamıyorduk. 

Şimdi de sessizce kaçıyorsun benden.

Hiç olmazsa bileyim, gittin mi bu kentten?

Kestin mi biletini tek başına yolculuklara?

Yüreğinden sürgün mü ettin beni?

Sen mi bu kentte değilsin, ben mi? 

Artık yenildim hayata.

Yendin beni sevgilim.

Bıktın belki de böyle sana hep seslenmekten.

Bu son mektubum belki de sana.

Sen bu kentte değil misin?

Neredesin sen?

Bu kent dediğim yüreğimdi sevgili…

Yazar: Mustafa Çifci- Aşk Yazarı www.mustafacifci.com

facebook.com/askyazarimustafacifci

t@mustafacifci

İnstagram:mustafa_cifci

 Not: Bu eser Mustafa Çifci’nin kitabından alınmıştır. Telif hakkı yazarına ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında her hakkı saklıdır. Yazarın yazılı izni alınmadan kopya edilmesi, çoğaltılması, dağıtılması, özet olarak belli bir bölümün başka yerlerde yayınlanması yasaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 279
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 531
Kayıt tarihi
: 16.04.13
 
 

Yazılarında insanı derinden etkileyen yoğun bir duygusallık, hüzün, karamsarlık ve yalnızlık vard..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster