Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '16

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
458
 

Ben aslında kimim, biliyor musunuz? (İtiraf ediyorum efendim.)

Ben aslında kimim, biliyor musunuz? (İtiraf ediyorum efendim.)
 

Üsküdar. Sabiha Sultan, Ahmet Balcı ve ben fakir! Deklanşöre basan ise Sema Şener Hanımefendi.


Milliyet Blog Sitesi'ni aylarca didik didik etmiş, Sabah ve Hürriyet gazetelerinin Avrupa baskılarında çıkan yazılarımı bir çırpıda keserek siteye üye olmuştum.


Birincisi; gazetelerde yazdıklarımı (Genellikle politik yazılardı.) blogta yazamazdım, ikincisi; hem gazeteye hem de siteye zaman ayıramazdım.


İnce eleyip sık dokumama rağmen siteye hızlı bir giriş yaptım. Üyeliğimin ilk ayında "tanınır" olmuştum.

Şiirlerimi, deneme ve öykülerimi kendime saklamalıydım. Üç bin kilometre uzaktan "siyaset" ve "güncel" yazamazdım. İnsanı yazmak istiyordum ben! Milliyet Blog Sitesi de bunun için biçilmiş kaftandı!


Google'dan veya "com.tr'den" gelebilecek binlerce "tık" umurumda bile değildi. 300, bilemediniz 200 üyeden gelebilecek "tepkiler" ise daha anlamlıydı benim için. Site içinde gösterdikleri "duruş" ilgimi çekiyordu. Kantarın topuzunu kaçırmamak şartıyla biraz "provakatif", biraz da "agresif" olmam gerekiyordu. "Kim bu yahu?" dedirtmenin başka bir yolu yoktu zira.

YANLIŞ HESAP BAĞDAT'TAN DÖNER.


Ben böyle hoplayıp zıplarken bir şeyleri hesap edememiştim! Öyle ya! Kimdim ben?


Sayfamda ismim vardı, resmim vardı ama bu yetmiyordu işte diğer üyelere. Sık sık blog toplantılarına katılan ablamın (Alev Meisel) varlığı bile tatmin etmiyordu bazılarını. Üyeliğimin ilk yıllarında Türkiye'ye gitmiştim ama hiçbir üye ile görüşmemiştim. Ondan sonra da iş yoğunluğundan ülkeme gidememiştim.


Eskilerden "Pirmete" ve şürekası bir yandan, sevgili Sabiha Rana Hanım öte yandan, değerli devrem Erol Işık Bey dört bir yandan üzerime üzerime geliyorlardı. Ve tabii diğerleri.


Ümit Culduz diye biri yoktu! O aslında "Ayda" rumuzuyla yazan üyeydi kimilerine göre. Öte yandan "Madamex" olma ihtimalim oldukça yüksekti. Ve daha neler neler.

ÖYLE ZOR Kİ KENDİNİ İFADE ETMEK.


Ben de saf saf profil yeniliyordum. Askerlik ve hatta "sünnet" resimlerimi bile kullanmak zorunda kaldım, hani yani milleti inandırayım diye. İmalı yazılar, kinayeli yorumlar, cinaslı mesajlar bir biri ardına sekün ediyordu! Bizim millet gözüyle görmeden, eliyle mıncıklamadan bir şeye inanmıyordu işte. Belki de haklıydılar, sıradan bir üye değildim ben ve kabul etmek gerekirse biraz "sivriydim". Söylentilere bir son vermek bana düşerdi.

BEN BENİ TAŞIYAMAZKEN.


2 hafta süren İzmir ve İstanbul ziyaretleri, kısıtlı sayıdaki üyelerle yaptığım görüşmeler hakkımdaki söylentileri ister istemez kesti. Sabiha Hanım'ın melekleri (Üsküdar'daki köftecide) yüreğimden öptüler beni. Yanağımdan kesme alarak " Culduz dedikleri sensin demek," deyişini hiç unutamam. Hakkımda bir yazı yazmasını beklerdim ama nedense eli gitmedi klavyesine.


İşin aslına gelince...


Müsteara, maslaha ve rumuza karşı değildim ben ve bugün de karşı değilim. Sanal bir âlemdeydik ve bazı tedbirler almak gerekiyordu. Milliyet Blog, memur sitesiydi ve zebellah gibi bir "657" vardı! Ve biraz da "modaydı" müstear ve rumuz kullanmak.


Değerli Hocam Fatma Köse Hanım, "Yolun diğer yarısı" rumuzuyla yazıyordu mesela... "Ayrıntıda gezinmek" rumuzuyla yazan "Aynur Hanım" (Pek de alımlıdır kendisi.) bizim için muamma değildi. Ama bir şekilde tanıtmışlardı kendilerini.


"Pirmete" rumuzuyla yazan İbrahim Bey'in bir de "Peygamber Devesi" rumuzuyla kullandığı bir "sayfası" vardı ama yaptığı işin çok "kaka bir iş" olduğunu kısa zamanda anlayarak bu işten vaz geçmişti! (Hakkını yemeyelim şimdi.)


Değerli üye "Haluk Seki" Bey, aslında "Haluk Zeki'ydi"... Devrem "Erol Özışık" Bey de ufak bir rütuş ile "Erol Işık" ismini kullanıyordu. Zamanla bir "itiraf" yapma gereğini duydular. Sizleri bilemem ama ben tatmin oldum şahsen.

VİCDAN NEREDE?


Ama bir de flu bir ortam olan sanalda "maskeli baloya" yeltenen üyeler vardı. Birden fazla "sayfa" edinerek emellerini gerçekleştiriyorlardı. Kapı zillerine basıp kaçan sümüklü veletler gibi hareket ediyorlardı. Aslında tek kişiydiler ama 5 kişi oluveriyorlardı bir anda. Ve 5 kişi birden yükleniyorlardı "hasımlarına" ve bundan müthiş bir zevk alıyorlardı. Beğeni açlığı had safhadaydı onlarda ve kendi kendilerine "beğeni" yorumu yazıyorlardı.


Elini vicdanına koyan (Başka yerine değil, vicdanına) her aklı başında üye gayet iyi bilir ki bu sapıklıkları tek tek - öyle imalı bir şekilde değil- isim vererek ve adlı adınca"teşhir" eden, Culduz'dur! (Varsa çıksın aksini iddia eden. Arşivler yalan söylemez.)


Haaa! Tam yerine rast geldi ve manzara koymak gerekir şimdi!


E peki, Culduz denen bu nam şaki... Kendi sayfasının yanısıra, ek bir sayfa kullanmış mıydı? Bu ek sayfalar aracılığı ile tetik indirmiş miydi? Bu aşağılık işe tevessül etmiş miydi? Bu kadar "şerefsiz" ve "haysiyetsiz" miydi? Hayatını bir nebze olsun anlamlı kılan ve onu yaşama bağlayan şu güzel siteye "ihanet" edebilir miydi? Bu "maskeli baloya" iştirak edebilir miydi?


Vereceğiniz her türlü yanıt kabulümdür efendim, yeter ki siz elinizi vicdanınıza koyun, hüküm verirken!

YA FERHUNDE HANIM?


E Peki, "Ferhunde Hanım" kimdi? (Hani benimle söyleşi yapan hayali kişi.)


Röportaj, oldukça zor bir yazı türü ve sitede pek denendiği söylenemez. Kendi kendine "söyleşi" yapmak ise oldukça zor. Bana aklı başında biri gerekliydi, bu tür söyleşiler yaparken. İşinin erbabı olmalı ve beni zorlayacak sorular sorabilmeliydi. Seçimimi çoktan yapmıştım ama onun ismini veremezdim. İster istemez "Ferhunde Hanım" oluverdi ve ben ona "hayrandım" ve bugün bile hayranım. Onun bu sitede "sayfası" olmadığı gibi "Ferhunde Hanım" olduğundan haberi bile yok. Kilometrelerce uzaktan nasıl bir "elektrik" yaymışsa artık, ister istemez "Ferhunde Hanım" oluvermişti işte, benim gözümde. Hayranlık, söylemini nasıl algılarsınız bilemem ama ben ona bugün bile hayranım. Varsın bilmesin "Ferhunde Hanım" olduğunu, ben biliyorum ya, yetmez mi?

SADEDE GELİRSEK.


Bazen "paylaşmamak" ve saklamak bazı şeyleri...


Belki de "paylaşımın" ta kendisidir, dostlar. Üzer insanı ama katlanmak  gerekir.


Beni anlıyorsunuz, değil mi?


 

Latif bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bana ne! :))

Selda Çakmak 
 07.03.2016 0:29
 

Yazarız yazmaya da Culduz...Bunların hepsi aynı tezgahtan çıkma, farklı karakter oluşturmak mümkün değil..:)

ali açıköz 
 27.02.2016 23:48
Cevap :
Farklı karakter yaratmak gerekmiyor zaten. Biraz çaba göstermek gerekiyor. Denemekte yarar var.  28.02.2016 16:24
 

Vicdan olsaydı ellerini vicdanlarına koyarlardı zaten.Ama yok işte maalesef.Üstelik vicdan olmadığı gibi başka faziletler de,anlaşılan o ki,pek kalmamış.Bir riyakar şeytan hırslı ve hayatının rolünü burada oynayan baş maskeli ibrahimin peşine takılıp bütün insanlıklarını, hatta utançlarını dahi kaybetmişler.Hepsi o zatın kullandığı maşa konumundadırlar zaten.Başta bana da el attı,siz bana sataşırken beni kullanabileceğini sandı.Size karşı ne dolduruşlara getirmeye çalıştı.Yaya kaldı.Beni kullanamayacağını, aksine sağlam bir karakter olduğum için ona engel teşkil edebileceğim hesabıyla da bütün şürekasını üstüme saldı.Yoksa nedim mi beni tanırdı, burakgazi mi tanır,erol mu,serhat mı,yşehirli,ata,selek mi,emine,ayşen,sema vs.hiçbiri ne bilir ne bişey,onlara yapılmış tek yanlışım bile yoktur ama beni hedef alan tonlarca rezil yazı yorum yazılabilmiş-entrika çevrilebilmiş-kulisler yapılabilmiştir.Bunu yapabilmişler midir? Yap-a-bilmişlerdir! Orada bırakın vicdanı karakter sıfırlanır zaten.

Filiz Alev 
 27.02.2016 19:57
 

Öncelikle isim konusunda geçmişte bir blogumda geniş bir şekilde açıklama yapmıştım Ümit bey. Bu açıklamayı yaparken de Celal Çelik örneğini vermiştim.
Blogunuzun bir bölümünde geçmişte üzerinize gelenler arasında benim de adım geçiyor. Onu da açıklayayım. Aslında başlangıçta karşılıklı gayet iyi yorumlaşıyorduk. Sizin bana bir sataşmanız yoktu. Ancak sitede başta İbrahim bey olmak üzere yorum ve yorum cevaplarınızda kişilere karşı ağır sözler kullanıyordunuz. Bu yüzden siteden kaçanlar oluyordu. Bakın son örneği de Sevim hanım. Siteden gitmek üzereyken özür dileyip, bu sitede kalmasını sağladınız. Yoksa o da gidiyordu. Bu siteden sizin yüzünüzden kaçanlar olduğunu herhalde inkar edemezsiniz. Üzerime geldiniz derken, ben sadece duruma müdahale ettim. Tabii bundan sonra aramız bozuldu. Hatırlarsanız bana blog zaptiyesi adını takmıştınız. Bu konuda Arif bey de çok mücadele etti. Onun da hakkını zaten bir yazınızda verdiniz. Neyse ziyaretin kısası makbuldür. Selamlar..syg.

Erol Özışık 
 27.02.2016 8:07
Cevap :
Bugüne kadar bu siteden 10 bin üye kaçmış, Erol Bey! Acaba neden kaçmışlar, merak ettiniz mi? Bıkar kaçarsın, tad vermez kaçarsın, TÜKENİRSİN, söyleyecek sözün kalmamıştır kaçarsın. Uzatmayayım, binlerce nedeni vardır bunun. Merak etmeyin, Culduz yüzünden kimse kaçmaz ve kaçmamıştır da zaten. Gidin, bakın, hepsi de Face'de .
O Ibrahim Bey dediğiniz resmen "Seni S....m" diye yorum yazmıştır bir hanım üyeye (A. Meisel) ve üyeliği iptal edilmemiştir. Ne yapsaydık? Sineye mi çekseydik. Aha! Bakın lütfen Yücel Evren'in sayfasına, yazı ve yorumlarına. 10 senedir peşimde. Ala verem de yok üstelik. Son olay sizin sayfanızda gerçekleşti. Benim sözlerim kullanılarak Nahide Hocama sataşıldı. Orada hedef N. Hocam değil, bendim. Çok ince bir provokasyon yani. Hata yapabiliyoruz, önemli olan o hatayı telafi edebilmektir. Sevim Hanım konusuna böyle bakmak gerekir. Size gelince... En civcivli bir zamanda "Almanya'da aranıyor musunuz?" demiştiniz bana. Ve bu söyleminiz çok kullanıldı. Olay budur. S  27.02.2016 17:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1582
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster