Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '20

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
65
 

BEN KİM MİYİM?

Üzerine çok düşündüğüm bir konudur kendimi sorgulamak. Aslında çoğu zamanda geçmişte kalmışlığımı farkettiğimde kaçarım yüzleşmekten. Aynaya bile bakmam mesela. Çocukluğumdan beri gerçeklerle yüzleşmekten korkan biri oldum. Büyüdükçe bunun üzerine bir de toplum baskısı gelince, herkes kişiye kendisine bakmadan nasıl olması gerektiğini dikte etmeye çalışınca dedim ki Aynur kapan kabuğuna gitsin. Bir gün bir yerde bir şeyler kırıldı. Buna sebep hastalanmam mı, sevdiklerimi kaybetmek mi yoksa keşke diyen insanları dinlemek mi sebep oldu bilmiyorum. Ama artık bu böyle olmayacak dedim. Çok büyük bir yaşım yok halbuki ama benim de kendime göre bana ağır gelen yaşanmışlıklarım keşkelerim var. Ve belki buradan bir nebze olsun aklı karışık olan varsa netleştirmenin zamanı geldiğini söylemek için yazmaya karar verdim.

90'ların son sokak çocuklarındandım bende. Mutlu olduğu hiç belli olmayan belki de mutlu olmayan ebeveynler tarafından büyütüldüm. Zira hiç sevgi sözcükleri duymadık, görmedik. Ama huzursuz hır gürlü evimiz vardı. Saygı en önemsenen şeydi. Tutucu bir aileydik, katı kurallarımızda vardı çünkü iki kız kardeştik. Evdeki hır gür sebebi ile şiddet ve yüksek sesten korkan, bazen banyolara bazen yorgan altlarına saklanıp sinen bir çocukluğum oldu. Evim böyleyse dünya kesinlikle korkunç geliyordu. Hep konuşunca azarlanırım korkusundan susmayı tercih ettim, bazen yalan söyledim takdir edilmek için. Çünkü ben bunu  böyle yaptım diyemedim biz de takdir edilmezdi özgünlük. Ya gülünür, ya yadırganırdı. ondandır ki kısa konuşamam ben, bana bir soru sorulduğunda 100 cümle ile cevap veririm. Yanlış anlaşılmaktan, kendimi anlatamamaktan dem vurdum yıllarca. Hatta şu an yazdıklarımdan da anlaşılır ki sadede gelemiyorum ben. Kısa ve net değilim. Böyle de gider heralde.

Biz ilk internet nesiliyiz aynı zamanda, ayağı sokaktan kesilen bilgisayar başındaydı hele ki bir de msn var ise mükemmel !  Ergenlikti yeni heyecanlar beğenilme duyguları ve çekinceleri başladı. Sonra bir çocukla tanıştım. Yaklaşık 12 yıl önce. Bu kısmı kısa keseceğim ama bugün anladım ki o çocuk beni hiç değiştirmeye çalışmadı o yaşında bile. Kızdığımda, küstüğümde hatta gittiğimde bile dönüp arkamda durdu. Ne zaman başım sıkışsa gocunmadan yanımda oldu. Hep hayat arkadaşı olmak istedi ama ben arkadaşlığımız bozulmasın diye istemedim. Ve bugünlerde yeni anladığım bir şey daha var. İnsan çocukken kafasına kodlanan şeyler yani evinde gördüğü insan profillerine daha çok kapılıyor. Ben birbirini olduğu gibi seven değiştirmeye çalışmayan insanlar görmedim küçükken. Bundan sebep ki en olmayacak insanlar nerede varsa beni çekti. Nerede beni anlamayan, değer vermeyecek kıracak insan varsa onlar çekici geldi, peşlerinden gittim. Hoş bir tabir olmasa da sevgi dilendim ben öylelerinden çünkü hep kötü birini iyileştirmek hayalim vardı. Çok romantik film etkisi de diyebiliriz. O yüzden ben yaptım siz yapmayın. Hayat hiç bir zaman o filmlerdeki gibi değil. Bir gün çekip gitmeye kalktığınız da kimse otobüsünüzün önünü ksmeyecek ya da garda treninizin arkasından koşmayacak. Sizi seven zaten gitmemeniz için sizin kıymetinizi bilecek. Ben gittim beni sevmeyen, aldatan biriyle evlendim, şiddet gördüm hatta az daha başka insanlara meze olacaktım. Hep sırtım sıvazlandı sabret kızım geçer diye yanlış anlamayın kendi ailem bunları bilmedi yoksa asla tutmazlardı beni orda ama zoru sevmek sandığım aptallığım varya bir de toplum baskısı aman ayrılmakta neymiş diye. Evliyken de aldatıldım üzerine bir de hamile kaldım son çareymiş gibi ama yine de ailemden uzak düşürüldüm, aç kaldım, soğukta kaldım hatta bunları hamileyken yaşadım. O günden bugüne ışınlanınca size bir şey diyeyim mi? 5 buçuk yaşındaki oğlum anne karnında o sesleri duyması sebebiyle yüksek ses duyduğunda kulaklarını kapatıyor ve korkuyor. Bunu kendinize yapmayın hele ki evladınız olacaksa asla. Neyse. Çocuğumu doğurdum ve 3 aylıkken ailemin yanına geri döndüm. Müthiş dibe vurmuştum. Ömür boyu kendini sevememiş, beğenmemiş, özgüven yoksunu bir kadını lohusa kafasıyla 3 yıl aşağılanıp kucağında bebekle baba evine döndüğünü düşünün. Yer yarılsada içine girseydim dedim aylarca. Ben hayatı erken yaşayıp yoldan dönerken lise ya da ünivesite arkadaşlarım mesleklerini eline almış yeni nişanlanıyordu. Beni çok cahil görmeyin. Gerçi ben hayat cahiliydim de az çok üniversite okumuş, başarılı bir geleceği olabilecek bir kızdım. Yıllar önce tanıdığım o çocuk ablamın da arkadaşıyıd ve iletişimleri benim evlenmeme rağmen bitmemişti. Bir gün yolumuz bir şekilde kesişti, onca uyarısına yapma etme demesine karşın yaptığım evliliğin sonucunda burda olduğumu nasıl ağlayıp anlattım bilemem. Onun sevgi anlamında bana ne demek istediğini ben o gün anladım, ondan utandığımda, yüzüne bakamadığımda.

Ben bugün 28 yaşında, universite mezunu, bekar daha doğrusu yaşadığımız ülke krtierlerine göre dul ve çocuklu bir kadınım. 5 buçuk yaşında aslanlar gibi ay parçası bir oğlum var. 5 yıl oldu boşanalı, dibi gördüm. Hastalık hastası, depresyon delisi oldum. Bu süreçte yine aynı tip insanlar tanıdım ama artık ben utanmıyorum bu halimden. Ben buyum, ben kadınım, ben bir anneyim ve bu benim gerçeğim. Ben oğlumdan vazgeçemem ve kendi yaşam kriterlerimden ödün veremem. Hala kendini bişey sanıp beni dulum diye yollu gören, sanan insanlara inat dimdik ayaktayım çünkü biliyorum bu benim hakkımda kötü düşünen insanların kendi kötülüğünden. Çünkü ben kendimi biliyorum artık. Kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum aileme bakabiliyorum ve bundan çok mutluyum. Evet 18 yaşımdaki hayallerimin hiç biri olmadı ama buna üzülmüyorum. Beni bastırmaya sessiz kalmaya, utanmaya zorlayan her ne varsa tam karşısındayım artık. Ben buyum diyebiliyorum. Yavaşta olsa hakkımı aramak için konuşmaya çabalıyorum. Oldum diyemeyeceğim zira daha çok zaman var ama olacağım. Önce mutlu bir kadın olup sonra mutlu bir anne olup düzgün bir erkek yetiştirmek için bunu yapacağım.

Herkesin hayatındaki dönüm noktaları farklıdır. Benimkide o arkadaşım oldu işte. Ben onun sayesinde kendime güvendim. O benim masaya parmağım sıkıştığında dahi acımı hissetti, uykusuzluğumu bildi destek oldu. En acı geçmişimi dinleyen sırdaşım, dostum oldu. Evladımı büyütürken ona vermeye çalıştığım baba sevgisi için çabalamamam gerektiğini öğretti çünkü ben sadece anneyim ve baba olmaya çalışıp bunu mahvedebilirdim. O bana beni sevdirdi. Hem ne demişler sen, seni anlayana mucizesin. Anlamak dünyanın en huzurlu hissiydi onunla öğrendim. Çocukluk yaralarım bile yaraladı onu, bir of demeden günlerce dinledi beni. Şimdi, bugün bu kadın olduysam sevgisi ve güveni sayesinde işte.

Bu yıl ameliyat olduktan sonra kendime demiştim ki bundan sonra böyle gitmeyecek. Bir şeylerin bana gelmesini beklemeyeceğim. Çünkü mutluluk kovaladıkça kaçan ateş böceği belki de. Ama bazen seni öyle ummadık yerden kendisi gelip yakalıyor ki ne duyduğuna, ne gördüğüne ne de hissettiğine tepki veremeyip donup kalıyorsun. Gerçek mutluluk çabalamamakmış bunu  nereden mi biliyorum? Hani sevdiğiniz mesleği yaparsanız o işiniz olmuyor çalışmış hissetmiyorsunuz ya, sevincede sevdiğiniz için yaptığınız şey çabalamak olmuyor. Çünkü bir oluyorsunuz. Ben artık çabalamıyorum. İstediğimi giyip, istediğim yere gidiyorum, istediğim gibi konuşup kırıldığımı dile getirip kızgınlığımda sesimi yükseltebiliyorum çünkü hayatımda beni yadırgamayan bir adam var. Ben bu yıl ilk defa ''iyi ki ben olmuşum , iyi ki zaman ve kötü insanlar beni değiştirememiş '' dedim. Bu cümlenin samimiliğini düşünün bir de. Sizi sizden iyi tanıyan, ağzınızdan çıkanla kalbinizden geçenin ayrılığını görebilen insanları kırmayın. Onları sakın ama sakın bırakıp gitmeyin. Birbirini gerçekten seven insanlar er ya da geç bir gün birlikte olurlar ben buna inanıyorum. Ben daha çok mutlu olacağım. Daha çok kahkaha atacağım. Ben bir daha anne olacağım. Küçük bir kız çocuğu iken hayal ettiğim o minik yuvayı kuracağım. Çocuklarım sevgi dolu bir ailede büyüyecek. İnsanı insan olduğu için sevmeyi, değer vermeyi, sürprizler yapmayı, karşındaki insanın gülüşünden çok mutlu olmayı bilecekler.

Bugün bu yazıyı okuyorsanız küçük kardeşinizden bir tavsiye, insanları deneyin.

sizin önemsediğiniz şeyleri umursamayan, gülüşünüzün arkasındaki gölgeyi görmeyen, hasta olduğunuzda sormayan, değerlerinizi sorun eden, ailenize , size saygı duymayan, size kendinizi kötü hissettiren kimseyi yol arkadaşı olarak hayatınıza almayın. Hayat çok ama çok kısa. Nedendir bilmem ama artık zaman çok kısa hissediyorum. Çabuk yaşlanıyor gibiyim sanki çünkü herşey çabuk tükeniyor. Sevginizi o an da yaşayın ve kimseyle paylaşmayın o sizin olsun, sizinle olsun. Ve eğer bir gün karşınıza çıkan insan tüm zıtlıklarına rağmen karşılıklı fedakarlıklarla değişmeden orta yolu bulmayı teklif ederse, sizden vazgeçmezse ve kalbiniz onun doğru insan olduğunu düşünürse elinden sımsıkı tutun hiç bırakmayın. Bol bol sevin, sürekli sevdiğini söylemek ve hissettirmek emin olun değerini düşürmez. Bunu diyenlere de sadece dönüp gülümseyin. Huzur hep benimle, mutluluk sizinle olsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 116
Kayıt tarihi
: 30.11.17
 
 

Geç kaldım.. Her şeye biraz, Kendime çok.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster