Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Haziran '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
207
 

Bilinç ve insan varlığı

Bilinç ve insan varlığı
 

benden


* “İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır” demiş Marks; bu sözün tümüyle doğru olduğu insanlık ortamları hâlâ vardır elbette. Aslında tespitler yanlış değil; günümüz dünyasında hâlâ geçerliliği olan toplumsal ortamları da mevcuttur. Ancak Marks’ın zaman penceresinden görülememiş bir gerçeklik bugün görünür durumdadır: Ben sözün ilk tespitinden kuşku duymaktayım. Artık insanların varlığını belirleyen şeyler arasına bilinçleri de katılmıştır. Bugünkü insanlık düzeyinde insan bilinci insanın toplumsal varlığıyla oluşurken aynı zamanda kendi varlığını da belirleyici bir etken olmaya başlamıştır. Özellikle ileri demokrasilerdeki insan bilinci insanın toplumsal varlığını seçimleyebilir ve kısmen de yapabilir bir etkinlik yükselişine geçmiştir. Buna bağlı olarak, insanın doğal ve toplumsal varlığı insan bilincinin oluşumunda mutlak biçimde tek nedensel unsur olmaktan çıkmıştır. Doğal ve toplumsal varlığının belirleyici dayatmasına hepten de bağlı kalmadan insan bilinçlenme yeteneği kazanmıştır. Bir başka dolaylı bakışla, insan bilinci kendini inkâr edip yeniden üretebilir olmuştur. Bilincin bilinç edinimidir bu. Kültürel ve ekonomik küreselleşmenin ve iletişim teknolojisindeki gelişimin bundaki payı büyüktür. Dünya insan bilinçleri birbirlerini etkileyip değiştirebilir olmuştur. Belki de hiçbir zaman “insanların varlığını tümüyle bilinçleri belirler” diyemeyeceğiz;  ancak bugünden itibaren, “insanların varlığını büyük ölçüde belirleyen şeyin doğal ve toplumsal koşulları tasarlayıp yönetebilir olan bilinçleridir” demeye çok yakınız…

Marks’a göre, “Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır. Gelişmelerinin belli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da, bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan, mülkiyet ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar. İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst eder”

İktisadi temeldeki değişimin başlattığı toplumsal devrim çağının“kocaman üstyapıyı”, yani toplum yönetim sistematiğinin ana unsurlarını yüksek ya da düşük hızla altüst edebileceği insan toplumları hâlâ vardır sanıyorum. Ancak bazı toplumlarda var olan insan bilinci insanlık evriminin başlatabileceği toplumsal devrim çağını toplumsal varlığın “kocaman üstyapısını” altüst etmeyecek, fakat onu “devrim çağının” ihtiyaç ve taleplerini karşılayabilecek biçimde yapılandırmak üzere yönlendirip yönetebilecek etkinliğe erişmiştir. Bu toplumlar ileri demokrasiyi kendilerine yönetilim yolu seçmiş ve bellemiş olanlardır. İleri demokrasi insan bilinciyle ilerletilen demokrasidir…

*blog konusu yapılan bilginin kaynağı: (Marks, "Ekonomi Politiğin Eleştirisi'ne Katkı") 

Muharrem Soyek 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

MErhabalar, ilk okuyan olma şerefine nail oldum :) . Yazınızın sonunda bahsettiğiniz Topluma örnek olarak İngiltereyi vermek istiyorum: İngiliz yasaları şeriat kanunları ile yaşamak isteyenlere o hakkı vermiş ve "kocaman üstyapı" bozulma riski taşımıyor. Belki bu benzetme ile çiviyi taşa vurmuş olabilirim; Şöyle ki yazıyı tamamen yanlış anlamış olabilirim ama yazınız 360 derecelik bir alanı var. MArks ın sözünü okurken bizi belirleyen çoğrafi, sosyal ve cinsel varlıklarımızın bizim bilincimize ve varlığımıza etken ettiğini düşündüm. BU etkenlere karma, kader veya ilahi takdir diyebilirim. DEdiğim gibi yazıyı okurken çok değişik perspektiflere gidebildim. Varlığımız bilincimizi belirlerken artık bilincimiz varlığımızı belirleyecek "o" noktaya ulaşmış dünyada. Emeğinize teşekkür ederek iyi günler dilerim.

Süleyman Akyürek 
 09.06.2013 0:26
Cevap :
Şeriat esasları içinde yaşamın özgür kılınması insan varlığının, temel insan haklarını ve özgür iradesini bağlamadıkça bence bir mahzuru yoktur. İngiltere nasıl yapıyorlar bilmiyorum. Fakat, şeriat esasına göre yaşama özgürlüğü gereği İngiltere'de bir şeriat yasası olabilen hırsızın elini kesme, zina yapan kadını (nedense sadece kadını) taşlayarak öldürmek gibi cezalandırmalara izin verildiğini sanmam. Bence asıl önemsenmesi gereken, oradaki demokratik ilerleyişin İngiliz hukukunun suç ve ceza ilkelerine ters düşmeyecek yaşam biçimlerini tümüyle özgür bırakabilir hoşgörü olgunluğuna eriştirilmiş olmasıdır. Yoksa, bugünkü toplumsal yaşamda çoklu hukuk uygulaması sorunludur; çünkü insan ilişkileri din ve hukuk bağlarından ileri bir örgüye yükselmiştir. Yani laik hukukun evine şeriat hukukundan bir hırsız girerse hırsızı iki mahkemede ayrı cezalara mı çarptıracağız? İleri demokrasi ayrı yaşam biçimlerini sindirebilir olmuştur; ayrı hukuka bağlı yargı sistemleriniyse henüz sindiremiyor.  09.06.2013 14:53
 

selam soyek, dunya degisiyor. Gecmis dusunenlerin dusundukleri artik kaliplara biraz olsun uymuyor. Kalkinma bu gunku sartlara gore(baskasi alternatif olana kadar) serbest pazar ekonomisi yada daha acik kapitalist yontemlerle mumkun! Ama ozgurluk ve hurriuyet dersen bu kaliplara uymasi cok zor.Acaba sol bir yontem icinde kapitalist ekonomi olmaz mi?

Newyorker sade vatandas 
 08.06.2013 23:59
Cevap :
Bence verimli ekonominin sermaye kâr payını büyüten anlamda kapitalist olması gerekmiyor. Sol bir yöntemle ekonomi olur; bu ekonomide capital sahibi sıfatıyla capitalist de olacak, emek sahibi sıfatıyla emekçi de olacaktır. Üretim araçlarını emekçinin mülküne geçirmek sorunu çözmez. Sınıfsız toplum yapısı, sınıflar arası geçiş imkân ve fırsatlarını herkese açık, eşitleyici, adil ve özgür kullanımlı yapmakla olasıdır. Mesele ekonomiyi insanlaştırmaktır; yani insan varlığını sürdürülebilir mutluluk temeli düzeyinde tutabilir olmasıdır. Zamanın ihtiyaçlarına uygun temel maddi ihtiyaçları karşılayabilirken fırsat ve rekabette adil olabilmeli. İş yaşam biçimi, düşünce ve inanç gibi soyut sosyal haklara gelince orada da şiddete meyletmeyen her hakkın kullanımı özgürleştirilebilir. Uzun vadede dünya insanlık evriminin gidişatı da benim öngürüme göre bu yöndedir. Sermaye ve emek işbirliği temelinde insanlığı yüceltmek adına örgütlenen yeni bir toplumsal yapılanma olmaktadır. sevgiyle selamlar  10.06.2013 12:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 459
Toplam yorum
: 1757
Toplam mesaj
: 231
Ort. okunma sayısı
: 729
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster