Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '09

 
Kategori
Hukuk
Okunma Sayısı
590
 

Bir 'hiç'le cezalandırılmak isteniyorum.

Bir 'hiç'le cezalandırılmak isteniyorum.
 

Adalet herkese gerekli !


Geciken adalaet adalet değildir. William A.Gladstone

Geciken adalet adaletsizliktir. William Penn

Adalet, evrenin ruhudur.ÖMER HAYYAM

Adaletin gecikmesi adaletsizliktir.W. S. LANDOR

Adaletin olmadığı yerde ahlaktan bahsedilemez. MONTAIGNE

Hiçbir fazilet adalet kadar büyük olamaz. J. ADDISON

Adaletsizliği bir yangından daha çabuk önlemeliyiz. HERAKLEITOS

İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. VICTOR HUGO

Adalet herkese hakkını vermektir. Justinian

Adalet, ulusların sürekli yiyeceğidir.CHATEUBRIAND

Hukuk her şeyin üzerinde olmalıdır. Aristo

Yasaları ilk temel amacı bireylerin mutlak haklarını korumak ve düzenlemektir. William Blackstone

Adalet bütün ahlaki görevlerin toplamıdır. William Godwin

Ey devletim! Senden dehşet derecesinde korkuyorum!"

İstanbul Bostancı'da bir emniyet amirinin şehit olması ve bir vatandaşın da ölümüyle sonuçlanan operasyonda öldürülen terör örgütü Devrimci Karargah üyesi Orhan Yılmazkaya'nın İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nden sınıf arkadaşı olan ve "terör örgütü üyesi" olduğu iddiasıyla 27 Nisan'dan bu yana Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu bulunan Sevim Öztürk Milliyet'te bir mektup gönderdi. Haksız yere tutuklandığını ve terör örgütüyle bir ilişkisinin olmadığını söyleyen Öztürk "Bu iddianame bir 'hiç' ile cezalandırılmamı istiyor. Orhan Yılmazkaya'yı tanıyor olmama, sadece bu tanışıklığıma dayanarak beni terör örgütü üyesi olmakla itham ediyor. Yani bu iddianame ile ben O. Yılmazkaya'nın terörist olduğunu tespit edemediğim için adını ilk kez evime gelen kolluk kuvvetlerinden duyduğum bir terör örgütünün üyesi kabul ediliyorum. Dahası onun silahından, bombasından da sorumlu tutuluyorum" dedi. Öztürk, daha önce de Milliyet'e bir mektup göndererek suçsuz olduğunu ve terör örgütüyle bir ilgisinin olmadığını savunmuştu.

İşte genç iş kadını Sevim Öztürk'ün mektubu:
"Hapsedilmiş olmanın ağırıma giden kısmı herşeyin bu kadar az olması değil. Hiç nefes almamak, hiç kişisel alan bulunmaması yürüyüş yerinin 9-10 adımda sonlanması, gökyüzünün 23 karış olması, kuşların sadece birkaç kanat uçuşunu görmek, şanslıysan şakırdamalarından birkaç kuple dinlemek, trafiğin uzaktan gelen uğultusu, havalimanına yakın olmanın ve üst kat ayrıcalığının sonucu bir uçağın gövdesini kare demir parmaklıkların suretiyle görebilmek de değil ağır olan... Evet... Geleceğin belirsizliğine duyulan korkular ve endişeler dışında herşey ama herşey kısıtlı. Yine de bu yoksunluklara rağmen ağırıma giden temel şey bu değil. Alıştım demiyorum, nasıl alışabilirim ama ilk günden yani 27 Nisan'dan bugüne kadar her gün, her saat, her dakika kanımdan zehir olarak akan ağırlık, uğradığımız haksızlık bu kadar açıkken hiçbirşey yapamıyor olmam...
İçinde bulunduğumuz durumu hala inandığım ve oğlumu da inandırarak büyüttüğüm anayasal, hukuki ve ahlaki ilkeleri kırıp dökmeden kendine ve oğluma anlatacak yol bulamam. Açıklanamazlar çoğaldıkça, belirsizliklerin artması ve korkunun büyümesi... Hem benim hem de ailem için...
Size daha önce yazdığımda 'Dosyanın gizlilik kararı kalktığında ne olacak, ben işte bundan korkuyorum. Çünkü bir hiçle tutuklandım ve bir hiç ile mahkum da edilecek miyim?' diye isyan ediyordum. Yürüttüğüm düz mantıktı elbette ama asırlardır itibarını yitirmeyen bir mantıktı ve nitekim öyle oldu.
Bu iddianame bir 'hiç' ile cezalandırılmamı istiyor. Orhan Yılmazkaya'yı tanıyor olmama sadece bu tanışıklığıma dayanarak beni terör örgütü üyesi olmakla itham ediyor. Yani bu iddianame ile ben O. Yılmazkaya'nın terörist olduğunu tespit edemediğim için adını ilk kez evime gelen kolluk kuvvetlerinden duyduğum bir terör örgütünün üyesi kabul ediliyorum. Dahası onun silahından, bombasından da sorumlu tutuluyorum.
'Hiç' derken mübalağa ettiğim sanılmasın, bu iddia ve ithamlara esas olan deliller şöyle: Boşandığım eşimin evinde bulunan bilgisayar içindeki üç dört adet tamamı ailece geçirdiğimiz ortamlarda çekilmiş doğum günü, brunch fotoğrafları ile oğlumun matematik ödevinde geçen ismim bir de 'Mister no' kitabının üzerindeki bir adet parmak izim...
İşte benim terörist ilan edilmemin, eli kanlı cani olarak 7 aydır hapsedilmiş olmamın ve 23 Şubat'ta verilen ilk mahkeme gününe kadar hapsedilmeye devam edecek olmamın delilleri bunlar.
Sakın hafife aldığımı zannetmeyiniz, çok ama çok ciddiye alıyorum. Siz de benim gibi bir sabah evinizden alınıp teröristlikle suçlanarak ismini bilmediğiniz bir terör örgütünün dosyasına monte edilseydiniz ve evine ne zaman dönebileceğinizi bilmeseydiniz çok ama çok ciddiye alırdınız.
Düşünen aklım bana bu saçmalıklar zincirinin boş yere kurulmayacağını söylüyor ve yaşayan bedenim 7 aydır tutuklu ve mahkeme edilmeden uzun aylar önce daha böyle kalmaya devam edecek ve ben bunun nedenini bilmiyorum.
Niye sıradan bir vatandaş olan, evi, oğlunun okulu ve işi üçgeninde yaşayan Sevim Öztürk'ten bir terörist yapılmaya çalışılıyor. Bu kısmını anlayamıyorum ve anlayamadığım için de ciddiye alıyor ve inanılmaz ölçüde korkuyorum. Ey devletim! Açık beyanımdır ki senden dehşet derecesinde korkuyorum!
Başıma gelen bu elim hadisede gerçek olan tek şey var. Orhan Yıkmazkaya'yı "insan" olarak tanıyor olmam. Kendisini bana ve aileme tanıttığı kadarı ile. Hiç inkar etmediğim bu tanışıklık yani onun terörist olduğunu tespit edememiş olmam vasıtası ile bir kanaate konu oluyorum. Tanıyorsan terörist olduğunu bilirsin demek ki suçlusun. Ben ve ailem kanaaten teröristleriz.
Bir teröristin ailemizin hayatına kastetmiş olması, bu durumun kolluk kuvvetlerince aylar önce tespit edilmesine rağmen 'ailemizin uyarılmamış ve korunmamış olması' hususu, ne hakla devletin bazı görevlilerin beni ve ailemi vatandaş saymadığının sorulması lüzumunu doğuruyorsa ki bunu evime geldikleri dakikadan itibaren kolluk kuvvetlerine ben soruyorsam ama benden başka kimse sormuyor.
Devletimin silinmez belleği ben ve ailem için ne diyor da biz gerek kolluk kuvvetleri gerekse savcılık makamı için potansiyel tehlike kabul ediliyoruz ve vatandaşlık mertebesinden sürgün ediliyoruz. Bu var olması bile tüm devlet sistemimizi intikamcı devlet statüsüne taşıyan bellek ise bizler için 'hiç' diyor. Arşiv ve GBT kayıtlarında hiçbir biçimde yer almıyoruz.
Artık aklımın durduğu yerdeyim. Aklım bir adım daha atmak istemiyor, çok zorlanıyorum. Çoğu zaman kafamı duvara vurup ikiye ayırmak ve beynimi elime alıp farklı farklı açılardan bakarak ne olduğu ve neden olduğunu anlayabileceğim hiç olmazsa bir ip ucuna kavuşmayı hayal ediyorum.
Tüm öğrendiklerim, bildiklerim artık muğlak. Değer yitimi denilen şeyi kapatıldığım bu yerde 218 gündür saatleri, dakikaları sayarken yaşıyorum. Ahlakın, etiğin, adaletin, hakkın, hukukun anlam kaybını ve yeniden anlam bulmasını dehşetle ve deneğinin ben olduğum, Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun bir hücresinde her türlü yardımdan uzak bir laboratuarda test ediyorum.
Niye burada olduğumu/olduğumuzu bilmediğim, buna neden lüzum göründüğünü çözemediğim için Aku Eren /Basan birilerinin yardımı için yazmaya devam ediyorum. Acaba içinizden yaşadıklarımızın nedenini anlayan biri olabilir mi? Mahkeme heyetlerine, milletvekillerine, İçişleri, Adalet bakanlarına, televizyonculara yazdım ve yazmaya devam ediyorum. Ama hepsi nafile çabalar olarak kalıyor, sanki olmayan kulaklara sesleniyorum.
Silahın ve şiddetin her türlüsüne karşıyken 'terörist' kabul ediliyorum. Hukukun üstünlüğüne inanırken hukuksuzluğunun altında eziliyorum. Kırk yıllık hayatım hiç yaşanmamış gibi çöp muamelesi görüyor ve oğlumun bunalan - karışan aklına cevap veremiyorum.
Beni kırk yaşında olduğum halde üstelik normatif açıdan sağlam temellere sahipken, bazı günler üzerinde duracak zemin bulamadığım düşünsel çaresizliğe düşüren bu süreci aslen çağa giren oğluma, onun adalet duyusunu kalıcı biçimde tahrip etmeden nasıl açıklayacağımı bilemiyorum. İşte her şeyden çok bu ağırıma gidiyor..."

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Ey İman Edenler!Allah için adil olan hakimler,şahitler olunuz ve sakın bir topluluğa kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.Adalet Edin!..Takvaya en yakın olan odur!.."Maide:8 Dinlerini dünyalığa alet edenler ancak mezara kadar kendilerini kandırılar...Selamlar...

selma alp 
 19.12.2009 14:11
 

...''birey'' değil ''devlet'' asıl olan...böyle bir mantığın egmenen olduğu ülkemde ''adalet''kimsenin umurunda mı ki...''adalete dayanmayan kuvvet zalimdir'' diyor Pascal...asıl berbatı haksızlık karşısında insanların susması...saygılar...selamlar...

nedim üstün 
 19.12.2009 9:59
 

Bizim mecliste de "mülkün temelidir" yazar... Ey adalet "senden değil, insanların seni uygulamasından" korkuyorum.

Ahmets 
 17.12.2009 14:37
 

Söyleyecek söz bulamıyorum... Adalet gecikmemiş, kaybolmuş!! Sevgimle.

Olgun Ekinci 
 17.12.2009 10:18
Cevap :
Tutukluluk tahrip edici bir eğreti yaşamdır.Bu eğreti yaşam ne kadar sürer ve sağlıklı bir insan bu eğretiliğe ne kadar süre sağlığı (ruh ve akıl sağlığından söz ediyorum) bozulmadan katlanabilir?  17.12.2009 13:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 221
Toplam yorum
: 1772
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1777
Kayıt tarihi
: 27.09.06
 
 

Evli bir kız çocuğu babasıyım. Yüksekokul mezunuyum. Bir kamu kurumunda çalışıyorum.16.03.2017 ta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster