Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
358
 

Bir diktatörün sonu

Bir diktatörün sonu
 

Hitler ve Stalin, yanyana ve çok uzak.


1920 yılında Kazan'da doğup, 2007 yılında da Moskova'da ölen Lev Aleksandroviç Bezımenskiy; tarihçi, yazar, gazeteci, Germanist, Askeri Bilimler Akademisi profesörü olup, aynı zamanda da şair Aleksandr İliç Bezımenskiy'in oğludur.
 
Lev Bezımenskiy ismine, 1 Mayıs 1945'te Berlin'e ilk giren Sovyet orduları komutanı Mareşal Georgiy Konstantinoviç Jukov'a gönderilmiş bir mektubun, Almancadan Rusçaya tercümesi sırasında resmi yazışma ve belgelerde rastlanır.
 
Joseph Goebbels (ki kendisi Hitler rejiminin meşhur 'Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanıdır, Hitlerin 30 Nisan  1945 tarihindeki ölümünün ardından, çok kısa bir süreliğine de olsa 3. Reich- Alman Devleti'nde Şansölye-Hükümet Başkanı olarak görev almıştır) ve Martin Bormann (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi Sözcüsü'dür ve o da Gobbels'in ölümünün ertesi günü 2 Mayıs 1945 tarihinde cephede ölü bulunmuştur) birlikte Mareşal Jukov'a yazdıkları mektupta Adolf Hitler'in öldüğünü duyurmuşlar, ancak bu bilgi o zaman için 'yönlendirici' olarak değerlendirilerek, Hitler'in Berlin'den kaçabilmesi için Sovyet komutanlarını yanıltmak amacıyla yazıldığı düşünülmüştür.
 
Fürüzan Tekil, İstanbul Saint Benoît Fransız Lisesi mezunudur. 9. ve 10. Dönem milletvekili seçimlerinde, İstanbul'danDemokrat Parti milletvekili olarak seçilerek TBMM'ne girmiştir.
 
1950-1957 yılları arasında iki dönem milletvekili olarak görev yaptığı meclise, İstanbul'dan 1954 yılı seçimlerinde aynı listeden seçildiği arkadaşları arasında; Adnan Menderes, Celal Bayar, Ali Fuat Cebesoy, Faruk Nafız Çamlıbel, Lütfi Kırdar, Mehmet Fuat Köprülü, Mükerrem Sarol ve Zeki Rıza Sporel de vardır.
 
Fürüzan Ferdi Tekil 1970 yılında, piyasadaki diğer bir çok batılı kaynaktan olduğu gibi Sovyetler Birliği vatandaşı Lev Bezımenskiy'in 1968 yılında yayımladığı kitabından da yararlanarak, ''Führer'in Ölüşü'' adı ile Hitler'in son anlarına dair bir kitap yazmıştır.
 
Kitabın ana çerçevesi, ''Adolf Hitler öldü mü ve eğer öldü ise ne şekilde ve nerede?'' sorusuna yanıt aramaktır. Kitabın yayınlandığı tarihte, 'olay'ın üzerinden sadece 25 yıl geçmiştir ve SSCB henüz ellerindeki bilgileri diğer devletlerle paylaşmakta çok da cömert davranmamaktadır.
 
Bu konu ile ilgili yine yanıt bekleyen sorulardan bir başkası da şudur, ''Sovyetler Birliği Politikası, acaba hangi sebeple Hitler'i, bir zaman için de olsa yaşıyor gibi göstermek istemiştir?''
 
Bir çok güçlü delile rağmen ve son noktayı koyabilecek kanıtların da ellerinde olduğunu düşündüğü Sovyetler Birliği'nin, o gün için (1970 yılı) hala net bir açıklama yapmaması, yazarı bu soruyu sormaya da yöneltmiştir.
 
 ''Moskova değirmenleri çok yavaş öğütür'' deyimini kullanan kaynaklardan bir tanesi (Erich Kuby), bu sözün Rusların her işte yavaş hareket etmelerini değil, her şeyi hemen söylemediklerini kastetmek amacıyla kullandığını yazar.
 
Söylenmemiş ya da söylenemeyen gizemlerin peşine düşer yazar da, tıpkı kendisinden öncekilerin yaptıkları gibi.
 
Başta Stalin olmak üzere Sovyetler Birliği'nin; Adolf Hitler'in öldüğünün ve cesedinin kısmen yanmış bir halde bulunduğunun açıklanmasından kaygı duymalarının nedeni muhtemelen, Hitler'den kalanların bir tapınma objesi olmaları ihtimali yüzündendir.
 
Hitler, Ruslar daha Berlin'i kuşattığının ilk günlerinden itibaren, Başkent'ten ayrılmayı reddederek 'İmparatorluk Yüksek Mahkemesi'nin altında hazırlanan özel sığınağa yerleşmiştir.
 
Hitler'in ölümündeki gizem, farklı tarihlerde değişik boyutlar da almıştır. 1953 yılında Stalin ölene kadar farklı bir açıklama, 1960'ların ortalarına kadar kısmen değişikliklerle yeni bir 'senaryo' ve son olarak da Sovyetler Birliği dağılıp KGB'nin sakladığı bilgilere erişilebilene kadar da yine yeni bir 'durum'.
 
İlk başlarda Sovyetlerin, Hitler'i yaşıyor göstermek suretiyle başvurdukları aldatma ve yanıltma oyununu bir dereceye kadar anlamak mümkündür.
 
Stalin 1945 yılında faşizm ile savaşa devam etme taraftarıydı ve müttefiklerin de kendisini izlemelerini istiyordu. Hitler'i sağ göstermek suretiyle, tehlikenin henüz geçmediğini anlatmış oluyor bu arada da alarm düdüklerinin ötmeye devam etmesini istiyordu.
 
Rusların ilk başlardaki bu bilinçli 'yanılgı'ları, ister istemez savaştan Hitler'in canlı kurtulduğuna dair söylentilerin hızla yayılmasına neden olmuştu.
 
'Gemisini terkeden kaptan' rolünün Hitler için söylenmesi, Ruslar açısından oldukça olumlu bir propagandaydı. Bu durum, hem Hitler'e halkın gözünde değer kaybettiriyor hem de her an ortaya çıkabilme olasılığına karşılık alınan tedbirleri geçerli gösteriyordu.
 
Bunun yanısıra, öldüğünü kabul edenler arasında yapılan 'ölüm şekli' üzerine tartışmalar da olaya tamamen başka bir boyut veriyordu. Tüm bu değerlendirmelerin, Ruslar için ayrı bir anlam ve önemi vardı.
 
Hitler'in otopsi raporunda vücudunda kesinlikle siyanür bulunduğu ilan edildiğinde bile, kısmen yanmış bir beden ve kafatasında tespit edilen kurşun deliği, yine de kafaları karıştırıyordu.
 
O günlerdeki tartışmalara bakıldığında siyanür, korkakların tercih edeceği bir ölüm şekliydi, kafasına kurşun sıkmak ise daha asil bir davranış olarak değerlendiriliyordu.
 
Siyanür ile kendini zehirleyen birisinin, ardından da kendi kafasına kurşun sıkma 'olasılığı' uzun yıllar boyunca tartışılageldi.
 
Büyük bir kesim tarafından bunun imkansızlığı vurgulandı ve sonunda kendisine talimat verilmiş bir kişinin Hitler'in siyanür zehirlenmesine bağlı olarak gerçekleşen ölümünün ardından sığınaktaki odasına girip, kafasına bir kurşun sıkarak olaya silahlı bir intihar süsü vermesi olasılığı ağırlık kazandı.
 
Yine aynı görevliler aldıkları talimat çerçevesinde Hitler ve Eva Braun'u bahçede üzerlerine gaz döküp yakacaklar ve kül haline getireceklerdi. Ancak ne var ki bu kişiler emri yerine getirmek üzere dışarı çıktıkları zaman, Sovyet topçularının şiddetli top atışı altında bahçede çok fazla kalamayınca, cesetler yarı yanmış bir halde sığınağın hemen yakınında bulunan bir yere gömülebilmişti.
 
Otopsi neticesinde, sonradan aslında hiç de dillendirilmeyen bir durum olduğu da kayıtlara geçer; Adolf Hitler'de monorşizm sözkonusudur.
 
Lev Bezımenskiy'in yazdığı bu fiziksel kusur da Hitler'in ölümünün ardından yakılmayı istemesi için tek başına bile yeterli ve geçerli bir neden olabilir.O gün doktorlar tarafından verilen bu mediko-legal hüküm, daha sonraları neredeyse hiç gündeme gelmez.
 
Şekerin, siyanürün tesirini yokedebilme özelliği taşıdığı bilinir. Hatta tarihte Rasputin'in düşmanları tarafından, pastaların içine konan siyanürle zehirlenmeye çalışıldığı ancak pastanın şeker içeriğinden dolayı bunun gerçekleşmediği, sonrasında ise bu durumun Rasputin'e özgü bir ilahi güç olarak görüldüğü de anlatılır.
 
Hitler de o günlerde doktorunun kendisine verdiği çeşitli ilaçları kullanmaktaydı ve işte bu sebepten dolayı kimileri de Hitler'in dişlerinin arasında siyanür tüpü kalıntıları bulunmasına rağmen tabanca ile intihar etme olasılığını da bu duruma bağlamışlardır.
 
Goebbels, karısı ve altı çocuğu da aynı şekilde siyanür hapı yutarak intihar etmişler ve sonradan şahitler tarafından da cesetleri kolayca tespit edilmiştir. Bormann ise cepheye gidip düşman hatlarını yarmayı denemiş ancak başaramayınca yine siyanür hapı içerek intihar etmeyi tercih etmiştir.
 
Şimdi artık hayatta olmayan Bezımenskiy, kitabına yazım ve basım sırasında KGB'nin müdahale ederek o günler için henüz kesinleşmemiş olmakla beraber Hitler'in siyanür hapı içerek intihar ettiğini açıklamasını istediğini anlatır yıllar sonra verdiği bir ropörtajında.
 
1993 yılında Rusya Devlet Arşivi çalışanları merkezde bulunan bir kutunun içindeki kafatası ve dişlere 'tesadüfen' rastlarlar. Kafatasının yanındaki notta, bunun Hitler'e ait olduğu yazılıdır.
 
Kafatasında iki kurşun deliği ve o anda olay yerinde bulunduğu düşünülen kimi materyallere bulaşmış kuru kan izleri vardır. 180 litre benzin ve yoğun topçu ateşinden sonra Adolf Hitler'den kalanlar bunlardır. Yabancı araştırmacılar kendilerine verilen izin çerçevesinde, tüm bunların fotoğraflarını çekerler ancak sonradan, dişler ve kafatasından DNA tespiti yapılmasına Rusya Federasyonu yetkilileri sıcak bakmaz ve konu da yine kesin olarak bir sonuca ulaşamadan kalır.
 
Hitler; bir an bile teslim olma, geri adım atma fikrini aklına dahi getirmiyordu. Düşüncesi, ''Ya dünyaya hükmetmek yahut da mevcut olmamak'' üzerineydi. ''Ya zafer ya ölüm.''
 
Kitabından ve sözlüğünden 'teslim olma' tabirini sildiği için de savaşı, Hitler gençliğinin son ferdi yokolana kadar götürecekti.Bu durum ne yazık ki Hitler'in milletini şahsi felaketine kıyasıya sürükleme emelini terketmediğinin de kanıtıdır.
 
Prusya'yı zamanında Avrupa'da zirveye taşıyan Friedrich'in tam da büyük bir umutsuzluğa düştüğü 'Yedi yıl Savaşları'nda, Çariçe'nin beklenmedik ölümüyle dönen şansının bir benzerini, sonuna kadar o da 'umut etmiştir'.
 
Tanrının kendisini bir misyon ile görevlendirdiği inancı ile sonuna kadar gitmeye çalışmıştır ancak Sovyetlere karşı İngiltere'yi ve Amerika'yı yanına alma amacı için artık çok geç kaldığını kendisi de çok iyi bilmekteydi. Liderliğine karşı kurulmuş olan cepheyi komünizme karşı fikirle parçalamak artık olası değildi.
 
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından bir süre geçtikten ve 'Soğuk Savaş' dönemine girilip de NATO kurulduğunda ise Hitler yandaşları, bu durumu hep gündeme taşıyacaklar ve Hitler'in Sovyetler'e karşı bir batı ittifakını önerdiğini, NATO'nun da aslında Hitler'in bir fikri olduğunu iddia edeceklerdir.
 
Tarih ve özellikle de 2. Dünya Savaşı ile ilgilenenlerin okumasında fayda olduğunu düşündüğüm güzel bir çalışma.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 344
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1076
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster