Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
3282
 

Bir genç kızın günlüğünü okumak

Bir genç kızın günlüğünü okumak
 

İnsan, anlaşılması zor bir varlıktır. Çözmeye ömür yetmeyecek bir yumak. Hangi yaş, cinsiyet ve sosyal konumda olursa olsun içinde öyle esrarlı, öyle karanlık bir dünya saklar ki o dünya kendisi dışında biri tarafından asla tam olarak keşfedilemez. İki dünya birlikte gömülür mezara... İnsanların tümü için geçerli olan bu kural bir genç kız/kadın sözonusu olduğunda çok daha kesin ve katı bir hal alır. Bir genç kız, insan ortalamasının birkaç katı daha anlaşılmaz bir yaratıktır. Bırakın onu başka birinin anlamasını, kendi kendisini anlaması bile güçtür.

Hiç okudunuz mu bilmiyorum. O günlüğe nerden, nasıl erişeceksiniz; erişseniz bile okumanız ahlaki bir davranış mıdır orası ayrı bir tartışma konusu. Bir yerlerden elinize tesadüfen ulaştığını ya da okumanıza izin verildiğini varsayalım. Ben bir ara sahibinin izniyle okumuştum da. Okumaya karar verdiyseniz o güne kadar bildiğiniz herşeyi unutup başka bir aleme geçmeye hazır olun. Ayrıca birkaç sayfa okuduktan sonra başınızın dönüp düşme ve sivri kenarlı bir yerlere çarpma riskine karşı, yatarken ya da kanepede uzanırken okuyun.

O güne dek hiç olmadığı kadar kafanız karışacaktır herşeyden önce. Olaylara bakışına, kişileri kategorilendirişine, özlemlerine, arzularına şaşıracaksınız. Eğer günlük sahibinin yakını ya da tanıdığıysanız ister istemez kendinizi aramaya başlayacaksınız o kategorilerde. Belki sizi antipatik bir yaklaşımla değerlendirdiğini görüp hayalkırıklığına uğrayacak, belki de sevdiğini belli ettiği ama kimliğini gizlediği birinin profilinde kendinizi bulup gururlanacaksınız. Bazen hayata bakışındaki derinliğe inanamayacak, bazen en yakınlarına karşı beslediği duyguların korkunçluğuna şaşıracaksınız. O yaşta ölümü ne kadar da çok düşündüğünü görüp üzüleceksiniz. Ölüme bazen korku, bazen nefret, bazen de belli belirsiz bir arzuyla baktığını ama zihninin hep onunla meşgul olduğunu göreceksiniz eğri büğrü satırlarda. İlle de o günlerde bir yakınını kaybetmişse...

Terimleri çoğu zaman abartıyla kullanmaktadır. Her konuya olduğu gibi aşka bakışı da enteresan, abartılı, karmaşık ve kaygandır. Bir sayfada ölesiye âşık olduğu oğlanı iki sayfa sonra kendisine yüz vermedi diye yerin dibine batırmaktadır. Acemice şiirler, akrostişler, öylesine çiziktirilmiş desenlerle aşkı görsel hale getirmeye çalışmıştır kendince. Aklındaki aşk kavramının içinde cinsellik hemen hemen hiç yoktur. Sevdiğine kavuşsa bile ne yapacağını bilmez gerçekte. Belki el ele tutuşup gezmek; ama o kadar. Aynı anda hem bakire, hem hamile, hem anne, hem evli hem de özgür olmak gibi güç bir işin peşindedir. Aşık yelpazesi de geniş ve dinamiktir. En başta öğretmenine olmak üzere çoğu yaşça kendinden büyüklere platonik bir aşkla bağlıdır.

Kıskançlık insanın en derin içgüdülerinden biridir. Daha bebekken o içgüdünün zorlamasıyla hareket etmeye başlarız; ömür boyu da terk etmez bizi. Kıskançlık genç kızın günlüğünde epeyce bir yer tutar. Anne babasını kardeşlerinden, sevdiği oğlanı öbür kızlardan, öğretmenini sınıf arkadaşlarından, bir arkadaşını bir başka arkadaşından nasıl da kıskandığını bazen açık bazen üstü kapalı biçimde yazar. Her yaşta vardır ama o yaşlarda biraz daha belirgindir bu içgüdünün izleri. Gorki’nin dediği gibi, “her tabutun içindeki cenaze, her düğündeki gelin” olmak ister.

Geniş bir idol listesi vardır. Şarkıcı, aktör, futbolcu, yakışıklı yazar... Posterlerin üzerine, sırt çantalarına çiziktirilmiş oklu kalp ve “seni seviyorum....”ların benzeri günlüğün orasına burasına da serpiştirilmiştir.

O yaşlarda hem hayat onun için çok vaatkâr, gelecek parlak, dünya güzeldir hem de sık sık intiharı düşündürecek kadar karanlık. Günden güne, hatta saate göre değişebilen ruh hali yansımıştır günlüğüne. Cesaret, korku, umursamazlık, umut, sevinç, acı, kıskançlık, sevgi hepsi bir aradadır. Okurken biraz da bu hızlı değişim iç içe geçmiş çelişkili duygular nedeniyle döner başınız.

Dedim ya anlaşılması en zor yaratıktır genç kız ve onun günlüğü. Anlamaya da çalışmayın, çünkü ne istediğini kendisi bile bilemez. O yüzden anlaşılmaya değil, anlayışa ihtiyacı vardır zaten onların da...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok eski yıllardan kalma yazdıklarıma bakıyorum. Çok az var çünkü çoğu ilerki yıllarda saçma sapan oluşuna karar verilişinden olsa gerek yok edilmiştir. Keşke yok etmeseydim diyorum...Dediğiniz gibi o yaşlarda anlaşılmaya değil anlayışa ihtiyacı oluyor insanın. Nasıl bir ruh haline bürünüyoruz o yaşlarda , nasıl bir bakış açısıyla bakıyoruz hayata. Karmaşık ama o kadar BEN dolu o sayfalar...svegiler

guguk kuşu 
 13.02.2007 20:55
Cevap :
Keşke o günlüğü yırtmasaydın da şimdi okuyup gülseydin sevgili Hatice. Katkıların için çok teşekkür ederim. Çok selam  13.02.2007 22:13
 

günlük degilde benimki bir hırsla yazılmış yazılar gibi...yazıyorum ama nasıl bır hırsla.. kavga edıyorum.. küsüyorum.. sürekli bir kendimi öldürme psikolojisine girmişim öldürmüşüm hatta:) ertesi gün nasıl güzel gelmiş hayat bana günüm bitmesin demişim:)) terk edılmısım aglamısım dünya yerle bir olmuş:) okudukça gülüyorum yazdıklarımdan utanıyorum birde arada kahkaha dahi atıyorum (arada birde birini öldürme planı yapmışım:) ) iyi ki kımse bunları okumuyor...ben bile kendı hakkım da yanlış düşünebılıyorum:)) yazın benı defterlerıme götürdü...yüreğine saglık...

Selime 
 10.02.2007 12:50
Cevap :
Günlüklerinizi artık buraya da yazın bence:) Yorumunuzun bu blogu zenginleştirici bir yönü var, tıpkı öteki yorumlar gibi. Bu bakımdan hep birlikte yazmış gibi olduk. Sizin de elinize ve yüreğinize sağlık... Çok selam.  10.02.2007 17:21
 

Günlükte (kendi günlüklerimden biliyorum) dikkati en çok çeken noktalardan biri de şudur: Yazının sayfada duruş hali...Mesela kızgınsa çok bastırarak diken gibi harflerle yazar, aşk sarhoşuysa kelimeler kelebek gibi uçuşurlar sayfanın üzerinde, bezginse ve yaşamdan tad almıyorsa kelimeler kesik dağınık ve belirsizdir. Aslında o ruhu içerikten çok yazının hali ele verir.Sevgiler...

Fulya 
 09.02.2007 10:34
Cevap :
Bak bu da çok güzel bir ayrıntı! Ben unutmuşum, iyi oldu hatırlattığın. Tabii ki ruh halini direkt ele veren belirtilerden biridir o da. Sevgili Fulya, katkın ve yorumun için çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere, çok selam.  09.02.2007 14:37
 

Ahh ah neler yazmadıkki.. Platonik aşlarımı, onlarla biraraya gelmek için yapmadığımız oyunları, başka kızları seviyor diye hüzün gözyaşlarımızımı.. ailevi konularımızı.. aslında bir genç kız hep uçlarda yaşar.. Anlamak o kadar zordur ki.. Herşey mükemmel giderken hayatını bir anda zehredebilir.. Söylediğiniz gibi anlaşılmaya değil anlayışa ihtiyacı vardır.. Bu yazıdan sonra günlüğümü çıkardım.. Okudum biraz.. ama devam edermiyim bilmiyorum... O masumluğu, saflılığı bulamamak belki korkutan..Sevgiler

Hoşsada 
 08.02.2007 22:32
Cevap :
Sevgili Seda, seninkini okumamış olsam da tahmin edebiliyorum:) "Aslında bir genç kız hep uçlarda yaşar" lafın çok doğru. Desteksiz sallamamışım demek ki! Yazımın, bir çekmedecede unutulmuş günlüğüne dönüp bakmanı sağlamasına sevindim. Belki ekleyecek yeni bir şeyler gelir aklına. O masumiyete ve saflığa o günün koşulları içinde bakmak lazım tabii. Yorumun ve katkıların için çok teşekür ederim. Sevgiler, selamlar..  09.02.2007 10:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3804
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster