Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '07

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
1119
 

Bir İstanbul düşlemesi

Bir İstanbul düşlemesi
 

2005 ve 2006 yaz dönemlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiğim Liderlik ve Yönetim Becerileri dersini ve sevgili öğrencilerimi halen unutamıyorum. Yüzde yüz proje bazlı, takım çalışmalı, performans değerlendirmeli bu derste öğrencilerim mezuniyet sonrası gerçekleştirmek istedikleri idealleri somutlaştırıp harika sosyal sorumluluk projelerine dönüştürdüler. Bugün sizlerle değerli öğrencim Hamza Çobanoğlu'nun dersimiz için yaptığı projeyi paylaşmak istiyorum.

İSTANBUL'DAN KAYBOLAN ZERAFET, LETAFET VE NEZAKET

Derste "İstanbul için ne yapabiliriz?" diye bir sorgulamaya yer vermiştik. "Bir zamanlar "istanbul beyefendisi ve hanımefendisi" ifadelerine kaynaklık yapan şey bu kentin kültürü, inceliği ve nezaketi değil miydi? Biz bu inceliğimizi, görgümüzü, hassasiyetimizi, insan sevgimizi, saygımızı, efendiliğimizi nasıl ve ne zaman kaybettik?" sorularını sormuştuk. Bu konuda sevgili Hamza'nın da idealleri varmış. Hamza'nın sunduğu projeyi paylaşmak istiyorum. Bu projeyi buradan İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin ve tüm İstanbulluların dikkatine sunmak istiyorum.

İstanbul için gelecekte büyük hayallerim var. İleride Hamza gibi idealist öğrencilerimle bu kent için çok güzel projeler üretmek istiyorum. Uygun zamanı gelinceye dek bunları sürpriz olarak saklıyorum. Size sözüm olsun: Bunları ilerleyen zamanlarda daha da geliştireceğim ve sizinle paylaşacağım dostlar.

Şimdi lafı uzatmadan sözü Hamza'ya, onun projesine ve güçlü kalemine bırakıyorum. Tavsiyem, satır satır okuyun. Sabredin ve sonuna kadar okuyun. Kendinizi müthiş bir fikir fırtınasının ve idealizmin ortasında bulacaksınız. Projenin sonunda Hamza'nın kendi yazdığı muhteşem İstanbul şiirine dikkat! Ellerine, yüreğine, aklına, vicdanına sağlık Hamzacım.

BİR İSTANBUL DÜŞLEMESİ

HAMZA ÇOBANOĞLU

“Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan, aşıp geçmiş sevgilim.”

Bir özlemle, bir bekleyişle, yoğun bir duygu yoğunluğu ile, gurbette memleket özlemi çeken bir kalp edası ile, yeni sürüncemelere gebe bir Türkiyeli sesiyle, hayallerindekileri hayal olmaktan kurtarıp gerçekleştirmeye can atan bir yürekle, dünyanın siyah yüzünden ziyade beyaz yüzünü görebilmeyi başarabilen bir ruhla, saçlarını vatan ve milletinin geleceği uğruna ağartmaktan hiç çekinmeyen bir beyinle, kim ne derse desin kendisine çatlak denilmesine aldırış etmeksizin idealleri, hayalleri, hedefleri peşinde durmaksızın koşan ve koşacak olan bir iradeyle atılmıştır bu projenin temelleri. Ömrü pahasına olsun Marmara’nın ılık sularının üzerinden her akşam, güneşi yakalamaya çalışan martılar misali yılmadan ve usanmadan, asla ve asla vazgeçmeyi aklının ucundan biran için dahi olsa geçirmeyen bir haleti ruhiye ile kaleme alınmıştır bu proje…

“Balık baştan kokarmış.” Bu yüzden Türkiye’yi bir balığa benzetmek istedim. Baş tarafı neresi diye soracak olursanız şüphesiz büyük bir çoğunluk size İstanbul yanıtını verecektir. Güzel Türkiye’mi o kadar güzel bir kokuyla markalaştırmak istiyorum ki; İstanbul’u dünyanın sekinzinci harikası yapmak için küçük de olsa atacağım adımların “kelebek etkisi” yaratacağından bir nebze bile şüphesi olmayan bir umut abidesiyim.

“Ben Türkiye'nin umuduyum. Başarmaya mecburum. Başka alternatifim yok. Sıradan ve sürüden olmayacağım. Yaptığım işin kalitesiyle kişisel bir marka oluşturacağım. Dünya standartlarıyla yarışacağım. Bilimin aydınlığını rehber olarak alacak, az uyuyacak ve çok çalışacağım...” (Fahri Karakaş)
“Bir Türkiye hayal ediyorum…” (Fahri Karakaş)

Ben ki bir umut abidesi, yukarıdaki ve benzeri sözlerin sahibi insanların varlığını bildikçe daha bir şevkle, daha bir istekle, daha bir azimle, daha fazla bir sevinçle düşünüyor ve yaşıyorum. Bu sebepten dolayıdır ki artık tabuları yıkmanın, artık geleceği kendi ellerimizle yaratmanın, artık dünyaya bambaşka bir şekilde-21. yüzyıl insanı gözüyle bakmanın zamanı geldi de geçiyor. Dünyanın dört bir bucağından milyarlarca insan bir gün gelecek ve bizim sayemizde Güzel İstanbul’umuzu tanıyacaklar. Öyle bir İstanbul ki; dünya şehri olmaya aday bütün şehirlere prototip oluşturacak.

İstanbul sadece Türk kültür tarihi açısından değil, dünya kültür tarihi açısından da korunmalı, anlaşılması ve itina ile muhafaza edilerek gelecek nesillere aktarılması gereken bir kültür hazinesidir. İstanbul, tarihi derinliği olan ve geleceğe de hitap eden bir hafıza gibidir. Oradan sökülen her taş, yerinden oynatılan her değer, onun hafızasında sarsılmaya ve unutkanlığa sebep olur. Bu unutkanlık, dünya uygarlık tarihinin geçmişini unutmasıyla eşdeğerdir. İşte bu noktada İstanbul gibi bir dünya harikasını korumanın, onu daha da kıymetli kılmanın temel yolu İstanbul’da yaşayan insanlara İstanbullu olma, İstanbul’u kendi evleri gibi benimsetebilme yoluyla gerçekleşebilir.

Bazı şehirler vardır ki, medeniyetlerin iniş çıkışlarına gore yeniden şekillenir, dönüşür ve dönüştürülürler. Yani bunlar, başlangıçları itibarı ile bir medeniyete, gelişmesi itibarı ile başka bir medeniyete ait görebileceğimiz şehirlerdir; aktiftirler, özeldirler, hem dönüşürler hem de dönüştürülürler. Sadece birileri tarafından belirlenmezler. Şekillendikten sonar, kendileri belirlemeye başlarlar. İstanbul, insanlık tarihinde muhteşem bir eser olmayı başarabilmiş, müthiş bir tutarlılık, insanların katılımı ile gerçekleşmiş muhteşem bir düzen ve eşsiz bir oluşumdur. Gerek geçmişte olsun, gerekse günümüzde İstanbul sahip olduğu bütün özellikleriyle tam bir dünya şehri örneği oluşturmaktadır.

İnsanların başka özelliklerine bakılmaksızın ve doğuştan gelen veya sonradan elde edinilen herhangi karakter, kabiliyet veya mensubiyete gore bir ayrım yapılmaksızın, sadece insan olma vasfına binaen aynı toplumda barış içerisinde ve eşit haklara sahip kişiler olarak birarada yaşama hedefi, günümüzde gelişen insan hakları öğretisi ve demokratik hukuk sistemlerinin sağlamayı hedeflediği bir amaç haline gelmiştir. İşte bu noktada insan odaklı bir kültür çerçevesinde tamamen insanlara hizmet veren “Bir İstanbul Düşlemesi Topluluğu” İstanbul’dan Dünya’ya başlığı altında bütüncül bir merhamet, hoşgörü ve sevgi yumağı oluşturmayı hedeflemektedir.

İstanbul; nüfus yapısı, ekonomik aktiviteler ve sosyal-kültürel faaliyetlerle küresel kent olma potansiyeli taşımaktadır. Kentin sahip olduğu bu kapasite yeteneği; gerek yerel, gerek uluslararası alanlardan gelebilecek fırsatları değerlendirebileceğini ve olası engelleri ortadan kaldırabileceğini göstermektedir. Diğer bir anlamda, İstanbul kentinin organizasyon kapasitesi, ekonomik akımın yönlendirilmesinde zaman ve konumsal açılardan kente yardımcı olan unsurdur. Türkiye; Asya ve Avrupa kıtaları arasındaki kilit konumunun yanı sıra, Balkanlar, Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu’nun kesiştiği bir noktada önemli jeostratejik konuma sahip bir ülkedir. İki büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir şehir olan İstanbul; günümüzde gerek finansal gerekse siyasi şekillenmelerle sahip olması gereken o büyüleyici etkisinden biraz uzak durmaktadır. Bu perspektiften hareketle küresel kent olmaya çabalayan veya kapitalist kentler hiyerarşisinde yer kapma mücadelesi veren bir İstanbul asla ve asla “Gerçek İstanbul” olamaz. “Gerçek İstanbul” ancak ve ancak bünyesinde bulundurduğu milyonlarca insana huzurlu bir yaşama ortamı sağladığı zaman küresel anlamda bir dünya kenti olabilir. Çünkü 21. yüzyılın hemen başlarında fark edilebilecek olan temel dünya görüşlerinden bir tanesi de bütüncül insan yaklaşımıyla “fikri hür vicdanı hür”, huzur içerisinde yaşayan bir topluluk yaratabilmektir. Bir İstanbul Düşlemesi adlı bu projemizin temel amacını oluşturan insan odaklılık ve bireyden topluma genişleyen bir İstanbulluluk ruhu önümüzdeki 15-20 yılın dünya başkentini yaratmaya doğru atılmış en önemli projelerden bir tanesi, belki de bu alanda gerçekleştirilen tek projedir.

Eğer 21. yüzyılın en belirgin vasfı “küresel vizyon” ise İstanbul, bu vizyona kentsel doğasıyla en uygun düşen kent konumundadır. Küresel vizyon, sadece sermaye hareketleri, çok uluslu şirket ve tüketim alışkanlıklarında yaşanan hızlı değişim ve çeşitlilik değildir. Bunlardan daha önemli olanı, “İstanbullu olma bilincinin” İstanbul’da yaşayan bireylere aktarılması, böylelikle sosyal sorumluluğu ön planda tutan bir yaklaşımla huzurlu bir şekilde yaşanabilen bir dünya kenti yaratılmalıdır.

Bu bağlamda, özellikle bir çok kültürün aynı çatı altında toplandığı İstanbul, özellikle son yıllarda bünyesine katttığı milyonlarca kişi malesef İstanbul’un kültürel ve estetik güzelliğine sürülmüş kara bir leke gibidir. Çünkü gelen milyonların büyük bir bölümünün İstanbul’u sadece maddi bir kent olarak görmeleri, hayat gailesi içinde “taşı toprağı altın” bu şehirde kendilerini kurtarabileceklerine inanmaları İstanbul’un çehresini, sahip olduğu gizemli yüzü saklamakta, İstanbul beyfendiliği ve İstanbul hanımefendiliği kavramlarının yavaş yavaş geçmişte kalmasına sebebiyet vermektedir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; İstanbul’da yaşayanların sadece üçte biri kendilerini İstanbullu olarak tanımlarken, geriye kalan üçte ikilik kısım kendisini İstanbullu olarak tanımlamıyor. Kişi yıllardır İstanbul’da yaşamasına rağmen, kendisini değil diğerlerini İstanbullu olarak tanımlıyor. Yine yapılan araştırmalar neticesinde İstanbul’da yaşayanların yaklaşık dörtte birine yakını sadece çalıştığı ve ikamet ettiği semtleri tanıyor ve şehrin sahip olduğu kültürel ve tarihi değerlerden haberi olmuyor. Bu ve benzeri örnekler bir yığın şeklinde birbiri üstüne her geçen gün biraz daha çoğalmaktadır.

Öncelikle bu noktada atılacak en önemli adım; İstanbul’da yaşayan büyük bir kitlenin neden kendini bir İstanbullu ruhu ile besleyemediği sorusuna cevap bulmaktır. Çünkü Anadolu’dan gelen insanlar İstanbul’a iş bulmak, aş bulmak umutlarıyla gelmekteler. Ancak umduklarını bulamayan önemli bir kesim hüsrana uğramaktadır. Bu yüzden şehre uyum sağlamak yerine İstanbul Beyfendiliği ve İstanbul Hanımefendiliği kavramlarına tamamen aykırı hareket etmektedirler. İstanbullu olma bilincine sahip olduğunu düşündüğümüz önemli bir kesim ise dışardan gelenlere örnek olacakları yerde, kolay yolu seçmekte ve onlara sevgisiz ve hoyratça davranmaktadırlar. Bu ise uçurumu daha da derinleştirmekte ve böylelikle sosyal yapılanma gecikmektedir. İstanbul’a Anadolu’dan göç eden insanların taşıdıkları Anadolu’nun mis kokusu ve gelenekleri ne yazık ki Anadolu ve günümüz İstanbul’unun sosyal yapısındaki farklılıklardan dolayı yozlaşmaktadır. Böylelikle sevgi ve saygıdan mahrum genç nesiller yetişmekte ve sahip olduğumuz yüce değerler maalesef yavaş yavaş kaybolmaktadır. Ancak artık bazı şeylerin değişme vakti gelmiştir ve bunun için varını yoğunu ortaya koymaktan hiç çekinmeyecek gencecik beyinlerimiz de kendilerini göstermeye başlamışlardır.


Artık İstanbul gibi bir dünya hazinesinin, İstanbul gibi bir saklı kalmış cennetin gerçek kimliğine kavuşmasının zamanı gelmiş ve geçmektedir. Bu bağlamda “Bir İstanbul Düşlemesi” adı altında ele aldığım bu yeniden canlandırma projesinin temel dayanağı insan odaklılıktır. Yani İstanbul’da yaşayan milyonlara dolaylı veya dolaysız bir şekilde ulaşmak ve İstanbulluluk bilincini canlandırmaktır. Gönüllülük esasına dayanan, kendisini İstanbul’a adayabilecek, kendisini Türk kültürüne adayabilecek, Anadolu değerlerini özümsemiş, İstanbul’un tarihi ve kültürel değerlerinin farkında olan, kendisini İstanbul gibi hissedebilen, yaratacı ve yapıcı bir şekilde düşünebilen, ekolojik bilince sahip, sosyal yenilik anlayışı geniş, toplumsal faydayı önemseyen insanlardan oluşan bir sivil toplum kuruluşu kurarak İstanbulluluk kavramını İstanbul’un içinde yaşayan ama bu kavramdan mahrum olan milyonlara benimsetebilmek gayemiz olacaktır.

Bilindiği üzere İstanbulluluk ve İstanbul odaklı halihazırda birçok sivil toplum kuruluşu bulunmasına rağmen neden aynı nitelikli bir kuruluş daha olsun sorusu gelebilir insanların aklına. Çünkü bu kuruluşun en önemli özelliği İstanbul’un içinde yaşayan kitylelere sosyal sorumluluk bilincini yerleştirmek ve böylelikle İstanbulluluk bilincini gerçekleştirebilmek odaklı olacaktır. Bunu başarabilmek için de 21. yüzyılın değişen paradigmalarından yararlanarak, sosyal erdemin ve refahın yaratılması, insan olma bilincinin canlandırılması, hoşgörü, gönüllülük ve sosyal sorumluluk gibi kavramlardan yararlanarak bireylerin içlerindeki aslanları uyandırmak ve böylelikle holistik bir insan anlayışı modeli ortaya çıkarmak gerekmektedir.

Yüzyıllardan beri medeniyetlere başkentlik yapmış, kültür ve tarih zenginlikleri bakımından eşsiz bir potansiyele sahip olan, üç kıtanın uğrak noktası konumunda bulunan İstanbul’un bugünkü hali bizim içimizdeki aslanların uyanmasındaki en büyük nedenlerden bir tanesidir. Kentsel yozlaşma, kültürel mirasın yağmalanması, bilinçsiz insanlar tarafından bilinçsizce kuşatılmış bir şehir, insanlar arasındaki iletişim kopukluğu ve bunun neticesinde meydana çıkan kişiler arası davranış bozuklukları İstanbul’un easasında öncelikle yüz yüze kaldığı en önemli sorunlarıdır.

Bu noktada kurulmasında öncülük yapmayı amaçladığımız sivil toplum kuruluşunun 21. yüzyılda başarıya ulaşacak kuruluşların mutlak suretle takip etmeleri gereken strateji olan üniversite-devlet-iş dünyası altın üçlüsü bileşenini en aktif şekilde devreye sokmak ve böylelikle yapıcı ve kalıcı hizmet vermeyi amaçlamaktır. “Bir İstanbul Düşlemesi” projesinde bu altın üçlüyü en verimli şekilde kullanabilmek için takip etmemiz sürecin taslağını ise şu şekilde düşünmekteyim:

BİR İSTANBUL DÜŞLEMESİ GELİŞİM AŞAMALARI

1) Öncelikle İstanbul’daki birkaç üniversite ile bu konuda proje bazlı çalışılmalı, üniversitelerden gönüllü, İstanbul’u yaşatma sevdası güden öğrenciler ve aynı zamanda bu projeye akademik ve sosyal açılardan destek sağlayabilecek öğretim görevlileriyle bağlantıya geçilmelidir. Bu uygulama özelden genele giden bir yöntem takip edilerek, öncelikle İstanbul’da seçilecek birkaç üniversite ile projeye başlanmalı, daha sonra bu uygulama İstanbul’daki bütün üniversiteler bazında hayata geçirilmelidir. Projenin bu ayağında ilgilenilen ilk Üniversite olarak Boğaziçi Üniversitesi’ni seçtik ve İstanbul’un en güzel yerlerinden bir tanesine yerleştirilmiş olan bu üniversitedeki çok değerli genç arkadaşlarımız ve öğretim görevlilerimizle üniversite atmosferi içerisinde ortaklaşa bir “Yaşayan İstanbullular Derneği” kurulmasına öncülük etmek istiyoruz. Kuruluş olarak öncelikli hedefimiz üniversite öğrencileridir. Çünkü; bu ülkenin geleceğinin kültürlü, sağlıklı düşünen, inisiyatif sahibi, kalplerinde coşku ve heyecanı en üst sevidede bulunduran, kararlı, yaratıcı, pozitif düşünebilen ve bu pozitif enerjisini kullanmasını bilen, tarih ve millet fikirlerini kafasında en güzel şekilde oluşturabilen ve çalıştığı alan ne olursa olsun bu kadar güzel bir organizasyonun bir parçası olmaktan dolayı içlerinin huzurla dolacağından emin olduğumuz çok büyük bir kitleyle çalışmak ve onların desteğini arkamızda hissetmek projemizin başarısı için son derece önem taşımaktadır. Çok daha uzun vadede ise İstanbul ve Anadolululuk ilkesi çerçevesinde Anadolu’nun çeşitli üniversiteleri ile iş birliğine gidilerek hem oradaki öğrencilerin İstanbul’u tanımaları, hem de aynı uygulamayı öğrenim gördükleri şehirlerde de uygulayabilmeleri için örnek olma gayesi içerisinde olmalıyız.

2) İkinci olarak devletten projeye destek bulmak, projeyi yaşatmak için özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden destek almalıyız. Sonuçta İstanbul’da yaşamakta olan bütün insanlara ulaşarak insanlara sosyal sorumluluk kazandırarak, huzurlu bir İstanbul yaratabilmemiz için çok geniş insan kitlelerine ulaşmamız gerekmektedir. Bunun en yapıcı çözümü de belediyenin projemizi İstanbullulara tanıtmasıyla olabilir. Bu bağlamda yapıcı ve kalıcı olmak için ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve kurumumuzun yardımlaşmasıyla kurulmasını planladığımız “İstanbul’u Fetheden İkinci Fatihler Topluluğu” ile İstanbul, İstanbullu olma bilinci, İstanbul’u yaşatma konuları gibi birçok konuda aracı sponsorlarımızın da yardımlarıyla gerekli finansman ve altyapının hazırlanarak ilgili arkadaşlarımıza destek olunmasını amaçlamaktayız. Yine medya aracılığıyla sesimizin oldukça fazla İstanbulluya ulaşmasını yine İstanbul Büyükşehir belediyesi aracılığıyla sağlamalıyız. Bunun en kısa ve en kolay yollarından bir tanesi İETT otobüslerinin dışına bilgilendirici mesajlar yazılması olabilir. Ayrıca kar amaçlı alınan reklamların yerlerini tamamen insan odaklı, baktıklarında kişilerin ruhlarını okşayabilen bildirilerle donatmak çok basit gibi görünmesine karşın oldukça etkileyici bir yöntem olabilir. Örneğin, sahilde yürürken sigarasının izmaritini denize atmak üzere olan bir kişi, yanından geçen İETT otobüsünü baştan aşağı kaplayan “Denizsiz bir İstanbul kanatsız bir güvercin gibidir” yazısını gördüğünde o izmariti denize atmaktan vazgeçelir ve en yakın çöp kutusunda bulabilir kendini. Çok basit gibi görünen bu ve benzeri birçok olay insanlarda once “İstanbulluluk”, daha sonar ise “Evrensellik” bilincinin oluşmasına katkıda bulunacaktır.

3) Üçüncü olarak ise iş dünyasıyla diyaloğa geçmek ve böylelikle hem onların bu konudaki duyarlılıklarını artırmak hem de projeye ilişkin yine iş dünyası bazlı sponsorluklar ve finansal açıdan destekleyiciler bulmalıyız. Bu konuda öncelikle atılacak adımların başında; Doğunun İncisi güzel İstanbul’umuzun huzur dolu bir dünya kenti olması için gerek manevi gerekse maddi (sponsorluk bazında) olarak yardımlarını almaktır. Sonuçta kendini kanıtlamış her büyük iş adamınınetki alanına giren yüzlerce İstanbullu bulunmaktadır. Bu iş adamlarımızla temasa geçip, yine kitle iletişim araçlarının da yardımıyla sosyal sorumluluk içerikli mesajlar vermelerini sağlamaya çalışmak ya da en azından yaptığımız faaliyetlerle onların da dikkatini çekerek, bu alanda bize, Türkiye’ye ve dünyaya yepyeni, dalga dalga pozitif enerji yayan “evrensel bir kalp” yaratma yolunda yardımcı olmalarını sağlamak gerekmektedir.

Üniversite-devlet-iş dünyası üçlüsü dikkate alınarak yapılacak somut uygulamaları işe şu şekilde saymak mümkündür:

¦ Üniversitelerde, sosyal sorumluluk sahibi kişilerin duyarlılıkları, hayat felsefeleri ve başarıya giden yolda izledikleri yollar gibi değişik konularda konferans ve seminerler düzenlemek. Bu uygulama için gerek üniversitelerin öğrenim üyeleri, gerekse iş dünyasınde bu konularda profesyonelleşmiş insanların gönüllü katılımlarıyla gerçekleştirilecektir.
¦ Yine üniversitelerde mevcut bulunan kulüplerle iş birliğine gidilerek onlara sponsorluklar bularak, onların da aktif bir şekilde bu konularda bize yardımcı olmalarını teşvik etmek,
¦ Medya aracılığıyla sık aralıklarla İstanbul’u yaşatma, İstanbullu olma bilincini aşılama fikrini geniş kitlelere ulaştırma,
¦ Haftada bir yayımlanmak üzere hazırlayacağımız bir “Bir İstanbul Düşlemesi” isimli bir dergi çıkarmak,
¦ Bir internet sitesi oluşturmak ve bu site üzerinden İstanbul insanına yönelik kültürel, sanatsal ve bilimsel imkanlar sunmak ya da en azından bu tür imkanlardan onları haberdar etmek,
¦ Düzenleyeceğimiz İstanbul içinde İstanbul gezileriyle İstanbul’un bilinmedik görülmedik güzelliklerini insanlara tanıtmak,
¦ TEMA ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla harekete geçip İstanbul’un ekolojik bakımdan yaşanabilier bir dünya kenti olması için ortak hareket etmek.Bu da ancak ısrarla üzerinde durduğumuz bilinçli, sosyal sorumluluk sahibi insanlar yaratabilmekle mümkündür.
¦ Yine uzun vadede öncelikle civar ülkelerde belirlenen sivil toplum kuruluşlarıyla ortak hareket edip bilgi alışverişinde bulunmak, “İstanbul-Dünya Başkenti” parolasıyla İstanbul’un tanıtımına katkıda bulunmak.

Proje oldukça büyük sermayeler gerektiren bir projedir. Ancak temelinde gönüllülük yattığı için İstanbul’a gönül vermiş, gerek iş adamlarının gerekse sponsorluk yapabilecek kuruluşların ve bu işe gönlünü koyabilecek her vatandaşın hizmetiyle bu sorunun üstesinden gelinebileceği konusunda oldukça güçlü bir inanç taşımaktayım.

Bu projeyi hayata geçirdikten sonra uzun vadede yaşatmanın olmazsa olmazı olarak nitelendirebileceğim en önemli özelliği kurumsal bir şirket gibi çalışmasını sağlamaktır. Aktif, aksamadan çalışabilecek sistemlerin oluşturulması, operasyon içinde devamlı dönen çarklar oluşturulması, ama herşeyden önce İstanbul aşığı insanlarla birlikte çalışarak İstanbul aşığı insanlar yaratabilmeliyiz.

İstanbul, Bir İstanbul Düşlemesi, Dünya Başkenti, Kültürlerin ve Tarihin kesişim noktası, Yaşanabilir bir İstanbul, Sosyal Sorumluluk sahibi bireylerle İstanbul’un çehresini değiştirme, Üniversite-Devlet-İş Dünyası altın üçgeni ve bu üçgenin sağlıklı ve verimli bir şekilde uygulanması sonucu yaşanabilir bir İstanbul dokusu oluşturma, Sosyal erdem, İnsanlarda gönüllülük bilincinin oluşturulması, İstanbullu olma bilinci, Kültür, Sanat, Değişen Paradigmalar, Yeni Dünya-Yeni İstanbul, Ekolojik bilinç, Toplumsal fayda anlayışı, Kültürler Arası İletişim, Holistik İnsan Anlayışı, Asık suratsız gülen İstanbullular, Yardımseverlik, Şefkat, Anadolu Kültürü, Uluslararası İletişim, Değişen ve gelişen dünya düzeni içerisinde kendini tanıma süreci, Profesyonellik, Liderlik ve Yönetim, Kitlelere hitap edebilme yeteneği, İnanç, Tutku, İstek, Yaratıcı Düşünme, İstanbul’u özüyle birlikte tanıyabilme, Pesetmeme, İstikrar, Kararlılık, Coşku, Başarıya Kilitlenmek, Sevgi ve Saygı Anlayışı... gibi değerler yaratmalı ya da içimizde var olanları ne yapıp nee dip bir an once açığa çıkarmalıyız. Böylelikle sahip olduğumuz entellektüel gücün nasıl yepyeni, taptaze, dipdiri, mükemmel iler çıkarabileceğinin farkına varmış oluruz.

Bir İstanbul Düşlemesi

Minik bir kız düşlüyorum;
Pamuk elleriyle
Kağıttan gemiler yapıp
Bırakıyor berrak maviliklerine İstanbul’un.
Bir tüy kadar hafif hissediyorum
Ve atlıyorum bir gemiye,
Bedava Boğaz Turu…
Kaptan benim,
Yolcu benim,
İstanbul benim…
Çektikçe içime
Buram buram
Tütsü tütsü
Deniz kokusu
Var mı benden mutlusu!

Bir kelebek düşlüyorum,
Minicik kanatları çiçek işlemeli
Tepelerinde İstanbul’un;
Erguvan kokan,
Menekşe kokan,
Papatya kokan…
Bir kelebek;
Süzüldükçe semalarında İstanbul’un
Çelik kapılarını yüreklerin
Bir çırpıda açıp,
İçine huzur koyan,
Mutluluk koyan,
Masumiyet koyan…

Güzeller güzeli bir dilber düşlüyorum;
Sıcacık bir yaz akşamı
Sahillerinde İstanbul’un.
İncecik saçlarına yağmurlar yağıyor,
Ayak izleri işliyor sularına İstanbul’un,
Bile bile tutsak oluyorum gözbebeklerine,
Utanıyorum ıslak bakışlarından.
Sessizce süzülürken ellerim ellerine;
İstanbul olabilir misin diyor.
Bir İstanbul düşlüyorum
Ben İstanbul’um,
İstanbul benim.

Kurumuş bir yaprak düşlüyorum;
Kaldırımlarına İstanbul’un
Taht kurmuş,
İstanbul’a kilim olmuş…
Tutunduğu daldan ayrılır ayrılmaz
Mutlu olabilen bir yaprak,
Sararırken gülümseyen,
Ezilirken incinmeyen…
Sonbaharın serin rüzgarlarında üşümeyen,
Çamurlu caddelerinde İstanbul’un kirlenmeyen…
Gözlerimi kapatıyorum,
Gözlerim yaprak,
Ellerim yaprak,
Ayaklarım, yanaklarım…
Yüreğim olmuş bir masal
İstanbul’u anlatan
Yaprak yaprak…

Bir oda düşlüyorum;
Buğular düşmüş
İstanbul’u gören penceresine,
Fondan bardak şangırtıları,
Sobanın üzerinden fokur fokur
Su nağmeleri yükselmekte.
En neşeli hallerimle ben
İzlemekteyim
Bulutlar yorganını İstanbul’un üstünde.
Karlar dökülmekte o an
Karış karış toprağına İstanbul’un,
Yumuşacık, sevgi sevgi dökülen karlar…
Bir İstanbul düşlüyorum
Karlar altında,
Bir İstanbul düşlüyorum
Bembeyaz.

Bir İstanbul düşlüyorum,
Gökkuşağı altında.
Yedi tepe;
Her biri yedi renkte.
Kelebekler,
Çiçekler,
Melekler,
Masum yürekler…
Kenetlenmiş burada
Bütün güzellikler.
Yıldızların kenti,
Güneşin memleketi,
İnsanlığın ilham yeri…
Bir İstanbul düşlüyorum,
Düşlemelerim yetmiyor.
Bir İstanbul düşlüyorum,
Doyum olmuyor.

HAMZA ÇOBANOĞLU

Sevgili Hamza'ya muhteşem projesi, inceliği, emeği, değerli fikirleri için tekrar teşekkür ediyorum. Bu projeyi buradan umut içinde yayınlıyor, sizin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin dikkatine sunuyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu söylenilenleri yapmak gerçi o kadar zor değil. Sonuçta her insan sadece kendine çeki düzen verse, bu iş biter. Ama maalesef bu o kadar kolay değil. Çünkü bu tek tek 15 milyon insana ulaşmak demek. Bu da yetmiyor, çünkü bu insanların büyük çoğunluğu şeklen insan ama, insan özelliklerinden pek nasibini alamamış. Önce insanın içinde insanlık özü olacak, almaya, öğrenmeye, kendini düzeltmeye, uygarlaşmaya, medeniyete, insanlığa ufku açık olacak. Değilse ne kadar uğraşsanız, sonuç almak zor. Bu hem çok kolay hem çok zor düşü gerçekleştirmenin yolu, hiç bıkmadan usanmadan hepimizin elele vermesi olabilir belki. Ama bu kadar birbirimize bağlı ve saygılı olsak zaten bu hale gelir miydik? Neresinden baksam umutsuzluk çıkıyor karşıma. Bu kadar güzel düşüncelere, bu kadar karamsar bir yaklaşım getirdiğim için üzgünüm. Ama inşallah...

Ahmet YILMAZ 
 27.01.2007 23:25
Cevap :
Merhaba Ahmet Bey, İlginiz ve perspektifiniz için çok teşekkür ederim. Dediğiniz gibi yol çok uzun, yorucu ve zorlayıcı olsa da umudumuzu kaybetmiyoruz ve ümid ediyoruz. Çünkü umut etmek çok insanca.  28.01.2007 6:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 279
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 2436
Kayıt tarihi
: 09.09.06
 
 

Dr. Fahri Karakaş, Londra’da University of East Anglia’da görev yapmaktadır (Norwich Business Sch..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster