Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Eylül '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
27932
 

Birey olmak

Birey olmak
 

“İnsan, insan olarak doğmaz, oluşturulur, " Erasmus.

Birey olmak, herhangi bir otoriteye biat etmeden, kararlarını kendi verebilmektir. İnsan için en zor olan şey karar vermek ve verdiği kararların sorumluluğunu üstlenmek, gerektiğinde kendi kendini kısıtlayabilmektir. Birey, toplum içerisinde özgürce tavır takınır. Çağdaş, sağlıklı toplumlar bu tip gerçek bireylerden oluşurlar. Cemiyet hayatına adapte olamamış cemaatleşen sistemlerde birey ya da kimlik yoktur çünkü birey olmak özgür olmaktır. Birey olmak; bir disiplin çerçevesinde aklını kullanmak ve aldığın kararların sorumluluğunu da yüklenmektir. Kişiliksizlik, günü kurtarmacılık, erdemsizlik, adam sendecilik, lakaytlık ve işgüzarlık değildir. “Birey olmak insanın kendi olması, kendinin bilincine varması demektir.”

Birey olmak, gayret göstermek ve emek sarf etmeyi gerektirir. Birey olmak, toplumdan kendini yalıtmak değil, bütünün içinde kendi gibi bulunabilmektir. İnsan bireysel varlık olduğu kadar toplumsal varlıktır. Toplumun gelişmesi gerçek bilinçli bireylerden oluşması ile olanaklıdır. Topluluk içerisinde gerçek anlamda birey olabilmek bir kişisel gelişmişlik neticesidir. “Ama takım ruhu ve takım oyuncusu olmak da önemlidir.” şeklinde düşünenler, bir takım oyuncusu olabilmenin ilk şartının önce gerçek bir birey olmak gerekliliğini gözden kaçırabilirler. Henrik Ibsen şöyle diyor: “Dünyanın en güçlü kişisi, en yalnız ayakta durabilendir.”

“Birey olmanın yolu eğitimden geçer. Birey olmak, kişinin varlık koşulunun ve gerekçesinin anlamını kavramakla mümkündür. Kavramak bilgiyi ve bilgi birikimini gerektirir. Birey olmak düşünmekle de bağlantılıdır. Birey olmak, yaşama bilinçli müdahale etmektir; birey olmak, kişinin özne olması anlamına gelir. Özne olmak ise, insan yaşamanın önüne dayatılan olumsuzluklara karşı sistemli ve bilinçli mücadele etmektir.”

“Korku, sürü insanın, arayan insana gösterdiği bir tür içgüdüsel tepkidir.” denir. Birey olmak, acıktığı için yiyen, susadığı için içen, soyu için üreyen, her bilgiyi “Benim günlük hayatım için ne faydası var.” rezil söylemi ile değerlendiren, salt duygu güdümlü hazları için yaşayan sıradan insanımsının evrim geçirerek zamanla kendini sürüden farklılaştırmasıdır. Bir papağan bile öğrenip, taklit edebilir. Taklitçi olmak pis bir hastalıktır. “Dünyada aklı başında olmanın tek yolu, birey ama kendine has bir birey olmaktır. Birey olmak, toplumun genelinin kabul ettiği değerler bütününün güdümünden sıyrılıp, kendi varoluşunun bilincinde olarak, kendi varlığı üzerine yatırım yapmak demektir. Bencillik anlamına gelebilecek duygusal istekler anlamında değil, varoluş bilincinden söz ediyoruz.”

“Birey olmak; kendinin farkında olmak, kendi değerlerinin, yolunun bilincinde olmak, olumlu ve olumsuz yanlarını, davranışlarını değerlendirebilmek, çevresi ile ilişkilerinde kendi varlığını duyumsamak, davranışlarında kendi değerlerinin eksenini yakalayabilmek, yanlışlarını kabul edebilmek, yakın ve uzak çevresiyle ilişkilerine doğru mesafeler koyabilmek, özeleştiri yapabilmek, kendini kontrol edebilmek demektir.”

Ayrıca kendi olmak, farklılaşmak tamamen ayrışmak demek değildir. O, katılımcıdır. Bilinçli kendi olan birey yerini, yönünü bilir ama üstlendiği görevini ve hayatını toplum içerisinde ve topluma etki ederek geçirir. Kim olduğunun niye yaşadığının bilincine varmış akil insan bütünün, evrenin ve doğanın da bir parçasıdır. Nasuh Mahruki Everest dağının zirvesinde hissettiği duyguları şöyle dile getiriyor: “Her şeyin ben olduğumu ve benim ise hiç bir şey olmadığımı fark etmiştim.”

“Birlik içinde bireysellik, çokluk içinde sürüye benzeyip sıradanlaşmaksızın özerk ve özel olabilmek gereklidir.” Farklı olmak gayreti kendini belli eder ve alelade gözükür. Farklı olmak yaşanmışlık sonucu bir süreçte demlenme ile olur. "Ben özellim, bilirkişiyim" iddiası da bu yakıştırma başkalarınca size layık görülmüyorsa üzerinizde eğreti duracaktır.

Bütünle birleşip, bir olmanın ne denli önemli olduğu defalarca vurgulanmaktadır. “Biz” bilincini geliştirip, bir gruba ait olmak bireyi etkiler, bu şekilde birey bir yerlere ait olduğunu hisseder ve bu bireysel gelişim için faydalıdır. Tabiî ki bu gelişim için önce sağlam bir “ben” alt yapısı gereklidir. Yoksa bir bütünlük içerisinde hiçbir fark yaratmayıp, eriyip kaybolup gitmek marifet değildir. Birey olmaya çalışan birey; fark edip, fark edilip, fark yaratmak durumundadır. “Hiçbir insan kendi başına bir ada değildir, Her insan anakaranın bir parçasıdır.” denir ancak her parça çok özel olmalıdır. Birey olabilen kişi kendini ne zaman bütünün parçası ne zaman da bir nevi ada konumuna getireceğini bilen ve seçen kişidir.

Birey olmak “Hayır” diyebilme gücüdür. Birey olmak bencil olmak değildir, o farkındalıktır. Denildiği gibi: “İnsan, farkında olduğu şeylerin toplamıdır.” Birey olmak, “Baklava mı alınacak, eşim fıstıklı sever ben cevizli severim o halde orta yolu bulup fındıklı baklava alalım.” diyen bünyenin asla anlayamayacağı olgudur. Birey olabilmek için kendini tanımak ön koşuldur. “Birey olabilmenin özü kendini birey olarak kabul ettirebilmekten geçer.” Sen ne yaparsan yap adam yerine konmuyorsan dönüp bir şahsi aynana bakmakta fayda vardır. Varlığınla önce barışmak için kendini her yönün ile tanımak, bilmek ve kendine saygı duymak gereklidir. Eskiler “Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz” derler. Eksiklerini giderip kendini ifade ederek, farklılaşan kişi saygı uyandırır. Saygı duyulma ezik beklentisi ile hareket edenler, hayatlarında her şeyi bekledikleri gibi bunu da ömürleri boyu beklerler... Denildiği gibi: “Her insan kendi iç dünyasının hem mimarı, hem de cellâdıdır.”

“Birey olamayan sürüler hep onaylama bekleyeceklerdir. Onun için çalışacak, onun için çaba harcayacak, onun için yaşayacaktır. Saygı ve sevgi, itibar, erişilecek güç, makam, yetki, eğitim durumu hep onaylanma ezikliklerindendir. Birey olmamış kişi başkasına ya da başkalarına bağımlı kişidir. Onun rahat olabilmesi bağımlı olacağı birini bulmasına bağlıdır. Karar verme yetileri gelişmemiştir.”

”Birey olmak aslında zor bir süreçtir. Karar vermek, bunun için de seçenekleri görebilmek, bunlar arasında doğruyu bulmak, doğru bulduğu yolda yürümek, bunun sorumluluğunu almak, sonucuna katlanmak, hemen her aşamada, her olayda yeniden bu süreci çalıştırmak önemli bir çaba gerektirir.”

Feodal toplumlarda bireysel haklar ve özgürlükler yerine aidiyet duygusu ağır basar. Bu gerek toplum hayatında gerekse ailede aynıdır. Kişi toplum hayatında doğduğu çevre kör hemşericilik ve bölgeciliğini yapabilir, ailede de birbirlerine yapışarak kabile halinde mutlu mesut yaşayabilirler. Ailede yetiştirilirken şiddet destekli itaat önemlidir. Birey olmak hür olmaktır, kurtuluştur. Bu yol sabır ve cesaret gerektirir. Fark yaratan birey olmak için ilk yapılacak olan “kurt kapar sonra” avam söylemini dikkate almaksızın bu garip sürüden ayrılmaktır. Epiktetos şöyle diyor: “Kendi efendin olmadıkça özgür olamazsın”

Birey olabilmek için öz farkındalık ile kökten değişim ve gelişim gerekir. Birçok konuda olduğu gibi hazır olan ve arayan insana sadece hariçten fayda edilebilinir. O da sadece önce önünü sonra çevresini aydınlatmak için kullanacağı bir el feneri edinmeni sağlamaya vesile olmaktır.

Muhakeme etmek, sorgulamak, zor durumlarda karar vermek, seçim yapmak, durmadan söylenip problem değil, aklı ile çözüm üretmek birey olmak için gereklidir. Birey olmak, kendi ayakları üstünde durmaktır, kimseye bağlı olmayan kişiliktir. Geri kalmış toplumlar kendini bilen bireye, farklılığa alışık değillerdir, hatta farklılık sürülerin sinir sistemlerini de altüst edebilir, zira bu bilinçsiz haybeye yaşayan güruhun amaçları da herkesi herkes gibi yapmaktır. “Adam gibi adam” olmanın yolu birey olmak yani gerçek yaşayan insan gibi insan olmaktır. Emerson şöyle diyor: “Kendinden başka hiçbir şey sana huzur veremez.”

“Birey olabilmeyi başarabilmiş, olgun ve bilgili kişiler çok konuşmaktansa dinlemeyi tercih ederler. Her şeyi bildiklerini göstermek için her konuya balıklama atlamazlar. Sorulan şeye cevap verirler. Bilgi ve yeteneklerini sadece ihtiyaç olduğunda, sorulduğunda ve istendiğinde ortaya koyarlar. Bu nedenle eskiler “talibi olmayan mal zayidir” demiştir.” Zaten insanlar, başkalarını dinlemektense kendileri konuşmayı, kendilerini, yaşamlarını paylaşmak bahanesi ile uzata uzata anlatmayı pek severler.

Birey olmak ne kendin ile ne de başkaları ile durmadan yarışmaktır. O, kendi yolunu seçip o yolda ilerlemektir. “Ne kötüdür devamlı herkesle yarış halinde olanlar. Bu kişiler kendileriyle savaştadır. İsterler isterler ve içlerindeki derin boşluk her şeyi yutar.” Bu karanlık duygu vampirleri ne kendilerine ne de çevrelerine huzur verirler. Onlarla araya usulca mesafe konmasında fayda vardır.

“Kendi olmanın ayırtına varamayanların, kendince farklı bir bakış açısına, eleştirel, sorgusal değerlendirmeye ulaşamayanların, öznel düşünüş ve davranış sürecinden geçmeyi yaşayamayanların, birey olamayacağı aşikârdır.”

“Birey olamamış, kendini oluşturamamış, var olmaktan varoluşa dönüşememiş, varlık nedenini yanıtlayamamış, her gerçek insanın ayrı bir dünya olduğunun bilincine ulaşmamış insanımsıların sayısı hiç de az değildir. Birey, kişiselliğin ve kişilikliliğin değerini vurgulamış, seçmenin ve karar vermenin değerini önemsemiştir. Bireysel olamayan toplumsal, toplumsal olamayan da evrensel olamaz.”

“Çoğu anne ve babalar çocukların birey olmasına maalesef tahammül edemiyor. İşin üzücü durumu da bunu sevgi adına yapıyorlar. Bağımsız bir kişilikle yetişen birey olabilen gençler kurban olmaktan çıkar, kendilerini daha iyi geliştirirler.”

“Birey olmak sadece reddetmek değil, reddettiğimiz şeylerin yerine neyi, nasıl ve neden koyacağımızı kavramakla mümkündür.” Biz bilinci için önce sağlam bir ben bilincinin yerleşmesi gerektiğini bilip varlığını yitirmeden bütün içinde eriyip, yok olup gitmeden öz ile bir olarak aynı zamanda kendi farklılığının ve kıymetinin de bilincinde olmaktır. Birey olmak “gerçek insan” olmak demektir. Bu da herkesin harcı değildir.

“Ana rahmine sığan insanoğlu, büyünce evrene sığmaz olur.”

Berk Yüksel

Kaynakça:

“İnsanı Tanıma Sanatı” Hanri Benazus Ocak 2005 Toplumsal Dönüşüm Yayınları

“Değişen Dünya Değişen Değerler” Bedia Akarsu İnkılâp Kitabevi -2006

Dr. Erdal Atabek “Çocuklar, Büyükler ve Tavşanlar”Altın Kitaplar Yayınevi

Funda Umut Pakkal “Birey Olmak Çok Zor Zanaat!”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ana rahmine sığan insanoğlu, büyüyünce evrene sığamadığını düşünmeye başlayan bir kibir geliştiriverdiğini düşünüyorum. “Hamdım, piştim, yandım” demiştir ya Mevlana, işte bu kibir, yangının başlangıcıdır. Yazınız sonunda tek başına yer alan bu cümle, düşünsel anlamda bana tehlikeli göründüğü için yorum yapmak istedim. KSS

Tuna Huntürk 
 17.09.2010 13:47
 

Tamamen bütünleştirici ve öğretici bir yazı. Aile ve toplum bizde birey olmayı değil, aynısından insan klonlamayı önerir. Aile de toplumda kendine benzer yaratma peşindedir, farklıya burun kıvırır, pek hoşlanmaz. Amaç farklılığının bilincinde olup herkesin bulunduğu sıradan çıkan sizin dediğiniz gibi "kendi gibi olan" insanlardan olabilmektir. Bu da ancak size direten, baskı kuran, aynı değerleri yaşatmaya kalkan tüm bu faktörler ile başaçıkıp, kendini kendi elinizle oluşturmakla mümkündür.

yücel bilgin 
 12.09.2008 12:54
 

Bu kadar güzel yazının üzerine birazda yorumları yorumlayabilseydiniz nasıl olurdu acaba? İzahat gerektirecek noktalar hariç, enfes bir yazı olmuş..

sezar pan 
 11.09.2008 21:14
 

6 yaşından itibaren bir örnek önlüklere sıkıştırılan, beyinleri katledilen ve yaratıcılıkları öldürülen bir çocukluk döneminden ve ortalama ailelerin baskısından sonra insanın birey olabilmesi imkansıza yakın görünüyor.

Arzu Pınar 
 11.09.2008 15:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 241
Toplam yorum
: 421
Toplam mesaj
: 122
Ort. okunma sayısı
: 31234
Kayıt tarihi
: 09.03.07
 
 

21 Aralık 1973, Ankara doğumludur. Lisans ve yüksek lisansını “İşletme” alanında yapmıştır. Araşt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster