Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '21

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
148
 

Bitki Bazlı Et mi Gerçek Et mi

Bazı ülkelerde bitki bazlı et üretimi tüketici tarafından tahmin edilemeyecek ölçüde benimsenmiştir. Bunda refah düzeyi artan tüketicinin daha sağlıklı yaşam isteklerinin yanında, çevreye duyarlılık nedeniyle adeta hayvansal ürünlerden uzaklaşma yöneliminin etkisi büyük olsa gerek. Belirli oranda artan vejetaryen ve fleksiteryan[1]sayısının yanında, bitkisel beslenmenin öne çıktığı Akdeniz diyeti de bitki bazlı protein ürünlerin tüketimine yönlendiriyor olabilir.

Tarımın çevreye olumsuz katkısı dile getirilirken hayvancılık ön planda olmaktadır. Bu konudaki bazı veriler çarpıcıdır. Örneğin bir kilo sebze için 322 litre, bir kilo meyve için 962 litre su tüketilirken, bir kilo tavuk eti için 3900 litre, bir kilo koyun eti için 6100 litre ve bir kilo sığır eti için 15500 litre su tüketilmektedir[2]. Bir kilo tarımsal ürün üretiminde en fazla CO2 salınımına neden olan da sığır etidir. Ayrıca dünyada üretilen tahılın üçte biri yeme, yani hayvan beslenmesine yöneliktir. Su tüketiminin yanında suların kirlenmesinde hayvan yetiştiriciliğinin pek de masum olduğu söylenemez. Patojen, metal, ilaç – hormon kalıntısı gibi maddelerin sulara karıştığı yeni bir bilgi değildir. ABD’de kullanılan antibiyotiklerin %80’ninin hayvan yetiştiriciliğinde kullanıldığı da bir diğer gerçek.

Bilim adamları, etin laboratuvarlarda elde edilebileceğini 2013 yılında sergilemeye başladılar. Maastricht Üniversitesinden (Hollanda) Prof. Mark Post bununla da yetinmeyip, olayı ticari boyutlara taşıdı (şirketi: Mosa Meat).  Aslında et ağırlıklı olarak kas, yağ ve bağ doku hücrelerinin bileşimidir. Kök hücreden yola çıkılarak, gelişmeleri için uygun besin maddeleri sağlandığında, et oluşumu başlamaktadır. Böylece etimiz antibiyotiksiz, ilaçsız, daha sağlıklı ve daha güvenli olacaktır. Bu yapay ürünlerin, yukarıda değinilen çevresel olumsuzları aşma, ucuzlukları, insan sağlığına olan faydaları ve hayvanların refahını koruma potansiyelleri nedeniyle, gittikçe artan oranda market raflarında yer alacakları beklenmelidir.  Bitkisel besin ortamını ağırlıklı olarak soya fasulyesi sağlamakta ise de sarı bezelyenin en uygun olduğu saptanmıştır. Burada bitkisel protein (soya-bezelye) dokuları ete eşdeğer lezzet sunarken, renk soya köklerinden elde edilen leghemoglobinle sağlamaktadır. Ne var ki söz konusu bitkisel hemoglobin soyada düşük oranda olduğu için renk bir maya türünden (Pichia pastoris) elde edilmeye başlanmıştır[3]. Genetiği değiştirilmiş ürünler gurubundaki bu mayalar ne ABD’de ve ne de AB’de de biyoteknoloji ile ilgili yasal düzenlemelere tabi değildir. 

Bitki bazlı protein üretimi tavuk ve sığır etlerinin ötesine de taşınmaya başlanmış ve hücre kültüründen yararlanarak, nesli tükenme noktasına gelen kırmızı ton balığı eti, bitki bazlı yumurta, süt, peynir, yağ ve yoğurt market raflarında yer almaya başlamışlardır. Bu iş gerçek et, süt vs. üreticilerini ciddi ölçüde endişelendirmiş ve bu ürünlerin tanıtımında ve pazarlamasında “et”, “süt”, “yoğurt”, “yağ” gibi kelimelerini ve hatta resimlerini dahi kullanamayacakları kararlarının alınmasını sağlamışlardır. İki taraf arasında gözlenen söz düelloları dikkat çekicidir. Hayvan lobisinin bitki bazlı et piyasası için, “onlar bizim tırnağımız olamaz” görüşüne karşı, bitki bazlı et üretimi yapan bir firma CEO’sunun savı çarpıcıdır: “2035 de et endüstrisini bitirmiş olacağız”. 

Biyoteknolojinin son bulguları ve en yeni gıda trendleri ile geliştirilen bitki bazlı ürünlerin, kalite açısından normal et, süt, yumurtadan pek farklı olmayacağı beklenmelidir. Yapılan araştırmalara göre:

  • İnsan midesinde sindirimi sağlayan faunanın ana gereksinimi olan lif bakımından, bitki bazlı ürünlerin öne çıkacakları yadsınamaz;
  • Yağ, kalori, protein, demir çinko ve B vitaminleri açısından her iki tür et farklılık göstermemektir;   
  • Bitki bazlı ürünlerin normal etten daha fazla sodyum içerdikleri bir gerçek;
  • Normal ette var olan yarısı doymamış, yarısı doymuş yağa karşın, bitki bazlı ette doymuş hindistancevizi yağı bulunmaktadır;
  • Bitki bazlı burgerler, Salmonella ve Escherichia coli gibi patojenik bakterilerle bulaşma riskinin azalması nedeniyle, çiğ kıyma etinden daha güvenlidir;
  • Bitki bazlı protein üreticileri ürünlerini, gerçek et kalitesini yakalama adına D, B12 vitaminleri gibi bir seri zenginleştirme işlemleri gerçekleştirmektedir;
  • Pestisit kalıntıları bakımından bitki bazlı etler normal etlerin yanında masum kalırlar.

Bitki bazlı proteinler fiyat bakımından dezavantajlıdırlar. Ama bunun zaman içinde dengelenebileceği bir gerçek. Bitki bazlı proteinlerin kaynağı olan soya ve bezelyeye alerjisi olanların, bunlardan elde edilen ürüne de aynı reaksiyonu gösterecekleri beklenmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü, kırmızı eti olası kanser kaynağı olarak (böbrek, kolon kanseri!) tanımlamıştır. Aynı örgüt insan sağlığı açısından haftada 500 gr’dan daha fazla et tüketilmemesini önermektedir. Zaten Akdeniz diyetinde ve benzeri fleksiteryan hareketinde temel ilke, daha az et ve daha fazla bitkisel gıda maddesi tüketimi öne çıkmaktadır. İşte bitki bazlı ürünlerin tam olarak bu diyetlerin amaçlarına uygunluğu söylenebilir.

Nazimi Açıkgöz



  1.Nadiren et, ağırlıklı olarak bitkisel beslenmeyi seçenlerin sayısında artış. 
  2.https://www.vatekcevre.com/blog/bir-urunun-uretimi-asamasinda-ne-kadar-su-kullaniliyor-biliyor-muyuz
  3.http://www.transgen.de/aktuell/2700.fleisch-vegan-zellkultur-biotechnologie.html
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 120
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

1964 yılında Ankara Üniversitesini bitiren Nazimi Açıkgöz, doktorasını 1972 yılında Münih Teknik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster