Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '15

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
142
 

Blogçu musunuz, okçu musunuz?

Blogçu musunuz, okçu musunuz?
 

blogemir.tk


İnsanın insana ulaşma yolları; yani iletişimin başlaması nasıl olur?
 
Hemen aklımıza “konuşmak”la, “yazmak”la mı geliyor?
 
Peki, insan oğlunun mimikleri, bedensel davranışları bir şey ifade etmiyor mu? Nasıl etmez..? Yap, bakalım başkasına konuşmadan, nasıl elinle “gel” dersin… Elinle kolunla, yüzünle daha başka neler anlatabilirsin..? Çok şeyler… Öyle mi, değil mi?
 
Peki, eski insanlar kaleden kaleye nasıl iletişim kurarlardı? Ya Kızılderililer ne yaparlardı? Ateşle, dumanla haberleşirlerdi… diyen var mı?
 
Görüyor musunuz “ eskilerin “muhabere”,  yenilerin “haberleşme”; en yenilerin “iletişim”  ve en asortiklerin “komünikasyon” dedikleri şey bir tek konuşmayla, yazmayla olmuyormuş.. Daha doğrusu belki konuşma sürüp gidiyor ama araya nice nice yeni aracılar giriyor biliyor musunuz?
 
Şimdi New York’daki arkadaşınızla akıllı telefonunuzla hemen arayıp, bulmak konuşmak mümkün; ama akıllı bir telefonunuz, bilgisayarınız olacak…
 
Ya herkesin seyrettiği kullandığı televizyon, bilgisayar … birer iletişim aracı değil mi? Bazen sabahtan akşama kadar önünden kafamızı kaldırmadığımız kaka kiki gülerek ağlayarak seyrettiğimiz televizyon tek yönlü bir iletişim aracı değil mi?
 
Bu yeni iletişim araçlarından bir bölümü tek yanlı kullanıldığı halde, bazısı çift yanlı da kullanılıyor..  Ondan sonra, gelsin muhabbetler, aşk ilanları .. filan.
 
Geçen gün gördüm, adam yolda ev sahibi ile telefonda konuşuyor… Hem de bağıra çağıra .. Elinden gelse adamı orada tutup boğacak… Bu araçlar Allahım görün nelere yarıyor!
 
İletişim araçları giderek çeşitleniyor. İnsanlar birbirlerini arayıp bulmanın yeni yollarını keşfediyorlar.
 
Geçen gün Bandırma Sanat Evi’nde baktım 6 tane genç arkadaş, oturmuşlar bir masanın çevresine, her birisinin elinde birer telefon, şakır şakır ileti atıp duruyorlar… Birbirleriyle konuştukları yok..! Bire gafiller bir birinizle konuşmayacaktınız da ne diye buluştunuz; bu masanın etrafına oturuştunuz..!
 
Bu yeni iletişim araçları insanlara geleneksel iletişim yollarını unutturdu. 
 
Belli iki aşık genç oturuyor karşılıklı … Birbirleriyle konuşmuyorlar. Ellerindeki telefonlarla kimbilir kimleri arıyorlar…!
 
Acaip-i minel garaip bir millet olduk. İletişim, bakın görün ne yollara döküldü…
 
Ama nihayet, insanoğlu BLOG’ları keşfetti… Her şeyin ötesinde de Milliyet Blog’u… Modern çağın insanı belli ki yalnız…  Artık korkusundan diğer insanlardan kaçıyor. Gerçi belki milyonların içinde yaşıyor ama onlarla rahat iletişim kurmaya korkuyor. Çünkü kiminle konuşsa, bir çıkar ilişkisi ortaya çıkıyor.. Öyle eskiden olduğu gibi gılı gışsız bir ilişki; ahbap çavuşluk.. ilişkisi yok. Kimse kimseyi babasının keyfi için aramıyor. Birisi sizi gülerek aradı mı, bilin ki sizden borç para isteyecektir. Babasının keyfi için aramıyor..
 
Yeni dünyalar böyle… İşinize geliyorsa…
 
Ama borç harç ilişkisinin dışında yeni bir ilişki biçimi var ki, biz buna BLOG ilişkisi diyebilir miyiz?
 
Burada insanlar insanı, insan olduğu için arıyor.. Çünkü bütün okumuş, yazmışlar burada. Bana göre insanların yalnızca %5’u gönüllü olarak yazılı iletişim kurabiliyor. Bunun da %5’ni editörler nokta, virgül yönünden idare ediyorlar… veya zaman içinde bu BLOG Okulu içinde öğreniyor, pişiriyorlar… Tabii o zamana kadar de Editörlerin zamanı da “Yapma evladım, etme evladım.. Buraya virgül değil, nokta konur…” demekle geçiyor… Kimisinin göbekleri çatlıyor, kimisinin de.. Neyse söylemeyelim.
 
“Blog”, iyi yer, belki de eskinin kahvesinin yerini tutuyor… Şimdi tabii hala kahvelere gidip, “Okey”in başına çöküp, önce taşlara, sonra da birbirine küfür etmenin envai türlü yollarını deneyen arkadaşlarla dolu. Neme lazım, herkesin küfrü kendine. Kimisi öyle mutlu olur, kimi de burada blogda yazıp çizerek…
 
Ama bazen burada da okçu arkadaşlar var,,, Yazı arasında çaktırmadan, imayla, daha başka yollarla burada ki bazı arkadaşlara laf sokuşturup, onları altlarına iğne sokmuş gibi hoplatan insanlar var… bazı insanlar ne yazık ki, doğru dürüst iletişimden bir şey anlamayıp; iletişimi en yakındakine tekme atmak olarak algılıyorlar. İletişim mi kurmak istiyorsun, at amcana bir küfür, onlar ancak küfürle büyür…Bazen böyle, bazen de karşıdakini cahil yerine koyarak…
 
Editörler istedikleri kadar, “aman etmeyen eylemeyin, burası bildiğiniz Blog’lardan değil… Burada nezahat hakimdir… kimse kimseye kötü söz söyleyemez… Kötü davranışlarda bulunamaz…”  Desinler, insanlar öyle mahir ki, ne yapıp yapıp, lafı dürüp, büküp karşıdakinin ensesine sıkıştırıyorlar.
 
Editörler bu bakımdan başarısız mı… haşa !  Onlar  %99 başarılılar, ama insan oğlunun hilesi bitmez, ne yollar keşfeder ne yollar… Yani insanoğlu hem Blokçudur… hem de Okçu.. O işini bilir. Yerine geldiğinde kendisine rakip gördüğü garibanları çelmelemekte uzmandır ki, ne uzman! Heeytt.. Var mı bana yan bakan… Ben okçuyum okçu… Hem de Blokçu… diye geçinen arkadaşlarımız da var… Editörler bunlara karşı gayetle teyakkuzdalar… Çünkü, bu BLOG bir açık meydan ama, hiçbir zaman bir “Arena” değil… Bırakın MB’gu, diğer bloglarda küfürün bini bir para…
 
Ama yine de dikkatli olmak gerekir. Bazıları fırsat kolluyorlar.. Bu zamanda kimseye kolay kolay sırtınızı dönemezsiniz.. Siz yine de herkese sırıtın… Ama bilin ki…
 
Ama bilin ki aramızda blokçular çok da, bu arada yaman okçular da var.. Var var.. yadsınamaz. Neyse onları boş geçelim. Biz bize bakalım. Nasılsın Sayın Burakgazi, nasılsın Nahide  teyze… İşte burada işler bu minval üzere dönüp duruyor.
 
Dünya bu. İyilik ararsanız iyilik bulursunuz; kötülük ararsanız da kötülük… Bazen birbirimize küsüyoruz, filan ama… Bilesiniz ki, burada biz bizeyiz.
 
Biz buraya dostluk için geldik. Hem, Niyazi-i Mısri neler diyor:
 
“Bakıp cemal-i yare çağırırım dost dost 
Dil oldu pare pare çağırırım dost dost 
Aşkın ile dolmuşum zühdümü yanılmışım 
Mest-i müdam olmuşum çağırırım dost dost 
Mescid ü meyhanede, hanede viyranede 
Ka'be'de büthanede çağırırım dost dost ..”
 
Bizim de burada aradığımız, dostluk, arkadaşlıktır… Söyleştiğimiz, bir iki güzel sözdür… Varsın şu dar-ı dünyada birileri birilerine ok atıp dursun.. Bazıları bazılarına cihat ilan eylesin. Bizim gözümüz, gönlümüz onlarda değil…
 
Ne demiş Yunus: 
 
“Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için..”.
 
İşte bunun için buradayız… Gerisi erenlerin elinde, dilinde…
 
Kalın sağlıcakla.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kaleminize sağlık.

Sevim Güney 
 20.12.2015 14:41
Cevap :
Teşekkür ederim Sevim Hanım. Saygılar.  20.12.2015 16:16
 

Oklara gerek yok bence de Erdal Hocam, dostluktan güzel ne olabilir ki şu ölümlü dünyada...Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 20.12.2015 14:29
Cevap :
Ne oka, ne silaha gerek var... En iyisi çiçekler ve kediler...! Teşekkürler Sayın Ayşegül Hanım.  20.12.2015 16:17
 

Merhabalar Erdal Ceyhan Bey. Bu BLOG açık bir meydan ama, hiçbir zaman bir 'ARENA' değil" görüşünüze iştirak etmekle birlikte okçulara da yanlış yerde olduklarını anlatmaya çalışan yazınızı okudum. Sizin de bu ok gibi yazınız, inşAllah hedefini bulur diye ümit ediyorum. Kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim. Herşey gönlünüzce olsun efendim, saygılarımla.

Recep Altun 
 19.12.2015 11:26
Cevap :
Tartışmak, danışmak, eleştirmek yollu yolunca olunca iyidir, doğrudur.. Ama bazı şeyler kalp kırmaya başlamışsa, insanın düşünmesi gerekir.. Hele yazarken iki kez düşünmesi.. Teşekkür ederim.   19.12.2015 17:37
 

Değerli hocam, blog'culukta esas olan, doğru bilgiyi, temiz ve saf duyguları, adalet kaftanını giymiş, hak ırmağında yıkanmış bir yürekle, erdemlerin rüzgarında, yansıtabilmek ve paylaşabilmektir. Ancak ne yazık ki, tarihi realitenin hiçbir ayrıntısı ile bağdaşmayan uydurma görüş ve bilgilerle, ulusun onuru, tarihi dehası, mimar ve kurtarıcısı, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün kimlik ve kişiliğini tahkir etmeye yönelik blogların dahi bu arenada sergilenir olması yürek yaralayıcıdır. Tarihin yüzyıllar içerisinde çıkardığı bir dahiden, diğer ulusların değerli devlet/bilim adamları ve filozofları tarafından hayranlıkla ve sitayişle söz ederken, içimizden birileri, onu aşağılamaya yönelik, derme çatma yazılarla yürek yaralarlar. Tabi bu düzlemde, söz söylemeye, yorum yapmaya değer görmek, ulu önderi küçümsemek olarak telakki edilir. Onun için acı bir gülümseyişle cevap vermek, en doğru yaklaşım olur.Güzellikleri paylaşma düzlemi olan blogculuk alanını kararttığım için affediniz lütfen.

Refik Başdere 
 19.12.2015 0:00
Cevap :
Doğru söze ne denir.. Burası düşüncelerimizi açıklamak için güzel bir meydandır. Ama bu meydan, her şeyden önce SORUMLULUK ister.. Gerek büyüklerimize, gerek arkadaşlarımıza edilecek her gereksiz söz , havaya sıkılmış kurşun gibidir.. Nereye gidip dokunacağı belli olamaz. Hele kutsallarımıza, atalarımıza dokunmak için kişinin dengesinin bozuk olması gerekir. Var mı aramızda öyleleri. Ne yazık ki var. Elimize, dilimize.. dikkatli olalım. Burası aynı zamanda adap ve terbiye dükkanı. Saygılar Sayın Başdere.  19.12.2015 17:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 742
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster