Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '16

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
459
 

Blogların Efendisi

Blogların Efendisi
 

Yüzüklerin Efendisi“ olur da, „Blogların Efendisi“ olmaz mı?

Olur elbet. Çünkü her yerin efendisi veya efendileri olur. Bunlar seçkin ve seçilmiş kişilerdir elbette. Bir mekana girdiklerinde, henüz orada tanınmasalar bile; duruşları, karizmaları, bakışları, edaları ile derhal belli ederler kendilerini. Kişilikleri, vasıfsız kitleden derhal ayrılıp açığa çıkar. Cıva gibidirler. Onlar hiç bir şeyle karışmaz, karıştırılmak de istemezler. İsteseniz de karıştıramazsınız zaten. Farklıdırlar. Farklı olduklarını da, her sözlerinden, her davranışlarından hissedersiniz, siz hissedemeseniz de, onlar size hissettirirler.

Yaşam tecrübeleri geniştir, sizin onların ilgi alanına girdiğiniz zamana kadar- ki aslında tam girmiş sayılmazsınız, çünkü onlar aslında hiç bir şeyle tam anlamda ilgilenmezler, çünkü asıl ilgilenecek olan şey bizzat kendileridir, çevre onlarla ilgilenmek zorundadır - şu yaşlı yeryüzü üzerinde yaşanacak ne varsa, onlar yaşayıp bitirmişlerdir; onların bilmediği, anlamadığı hiç bir konu kalmamıştır, bu bir kaşı havada enginlik üzerine sizin ilave edeceğiniz hiç bir şey yoktur.

Söz konusu olan konu, her ne ise, onlar o konunun mutlak hakimidirler. O konuyu onlar kadar iyi bilmek veya iyi yapabiliyor olmak gibi bir şey söz konusu olamaz; onlardan iyi bilmek veya yapabilmek ise, asla aklın kenarından bile geçirilmemelidir. O konuya başkalarının hakimiyeti üzerine onların düşündükleri de, elbet ki en doğrusudur, tartışmaya kalkışmak yersizdir. Başkaları üzerine verdikleri hükümlerini tereddütsüz tebliğ eder, herkesi yerli yerine oturtur ve bunların herkesçe tartışmasız kabul edilmesini beklerler.

Elbet ki zaman zaman, aslında hiç mütevazi olmadıkları halde, efendiliğin şanından olan tevazu örnekleri sergileyip, bunu herkesin tabağına koyarlar. Kitleden ayrılmak, hem de yukarıya doğru ayrılan bir ivme çizebilmek için, yer yer kitleye mensup olanların yapmadığı bir alçak gönüllülük gösterisi yapmak gerektiğini bilirler. Bu gösteri, diğerlerine onların efendilik karakterinin altını çizdirmek içindir. „Vay be“ efekti sağlarlar bununla.

Ayrıcalıkları vardır; bulundukları ortamda, kitle mensuplarının bilmedikleri şeyleri bilir, ulaşamadıkları şeylere ulaşırlar ve bunları defalarca cömertçe ortaya koyar veya amiyane tabiriyle diğerlerinin gözüne sokarlar. Bunların gerçek olması şart değildir, biliyormuş ya da ulaşıyormuş gibi yapmak da, kitle üzerinde ayni sonuçları sağlar.

Bu efendilerin çoğu zekidir, hatta kurnazdır. Öyle olmasalar zaten, bulundukları ortamın efendisi olabilmek gibi bir postulat teşkil edemezler. Zekalarını ve kurnazlıklarını, efendilik tacını elde tutabilmek, durumlarını koruyabilmek için kullanırlar. Bu uğurda harcadıkları çaba, ortama yeni gelen çaylaklara kendilerini gösterme ve kabul ettirme eylemleri, göz yaşartıcı boyutlara ulaşabilir.

Bu efendilerin içinde, yalnızca kendisini efendi zannetmekten başka marifetleri olmayanlar olduğu gibi; oldukça renkli bir kişiliğe sahip olanları; efendilik iddiasını bir kenara bırakabilseler, kendileriyle bir kahve fincanı başında, pekala iki lafın belini kırabileceğiniz nitelikte olanları vardır elbette. Ama işte bu „efendilik“ ünvanı öyle bir şeydir ki, bir kere aldığınızda veya aldığınızı zannettiğinizde; efendinin gözünde başka her şeyi anlamsız kılmaktadır. Küçük çapta bir iktidar hırsı gibi bir şeydir bu. Dostluk, tolerans, anlayış, bağışlama, empati yapma vesaire gibi şeyler ikinci planda kalmaktadır efendi için. Hatta bazen bu efendilerin gözü kendi ihtişamlarından öylesine kamaşır ki, kitleye mensup sıradan kişiler içinde, normal bir zekaya sahip olanların da bulunabileceğini ve kendi efendilik heves ve çabalarının, bunlar tarafından görülebileceğini filan akıllarına getirmezler. Bu da efendiliğin risklerindendir. Sonuçta kitleden bir çok kişi, bu efendilerin eylemlerini bir film seyreder gibi seyredip eğlenirler ama efendilerin bundan haberi olmaz. Aslında bu ikinci sınıftaki efendi namzetleri kendilerine yazık etmektedirler, efendi olabilmekten vazgeçip normal bir ölümlü gibi, sevilmek ve takdir edilmek, kendilerinden biri muamelesi görmek olanağını ellerinden kaçırdıkları için. Çünkü basit halktan biri olabilmek aslında bir ayrıcalıktır. Ama ne yaparsınız ki, bir kere efendilik mertebesine adaylığını koymuş ve efendi olabilmiş veya olabildiğini zannetmiş olanlar için, bu konu, maalesef göremedikleri bir alandır ve yapılacak bir şey yoktur.

Sonuçta efendiler, her ortamda , olumlu veya olumsuz, bulundukları yeri renklendiren kişilerdir, onlarsız olmaz. Çünkü ortama hareket ve canlılık getiren onlardır, onlar olmazsa neye gülecek, neyi takibedecek veya neyle eğlenecektir normal ölümlüler?

Efendi kelimesinin sözlük anlamı (TDK)“bey“ , „görgülü“, „kibar“ yanında „buyruğu yürüyen, sözü geçen kimse“ ve „eğitim görmüş kişi“ olarak veriliyor. Bu durumda başlığımızı, „Blogdaki kibar, görgülü, buyruğu yürüyen, sözü geçen, eğitim görmüş bey“ olarak açarsak, herhalde pek yanlış olmaz.

Blogda sözü geçen, eğitim görmüş kibar dişi kişi yok mudur?“  sorusunun cevabını, okurun değerlendirmesine bırakarak; okurun yazıda anlatılanları, yaşayan her hangi bazı kişilerle doğrudan ilintilendirmesinin, tamamen okurun tasarrufunda bir eylem olduğunun altını çiziyor ve yazının bu konuda hiç bir sorumluluk almadığını önemle belirtiyoruz.

Tüm blog efendileri ve efendi namzetlerine en içten selamlarımız ve eylemlerinde başarı dileklerimizle.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Epeydir sayfanıza girmemişim ama yeni ktabınızdan haberdar olup, sizi kutlamak gereğini duyunca biraz da bakınayım dedim ve görmez olaydım bu blogunuza rastladım. Efendim, efendiler konusuna gelince hangi efendilerden söz ettiğinizi tam olarak anlayamadım. Efendi doğanlardan mı yoksa efendi atanan, seçkin efendilerden mi? Allaha şükür ben doğuştan serseri olduğum için bu konu benim oldukça dışımda kalıyor ama kitabınıza gerçekten çok sevindim ve kutluyorum. Siz bence blog dünyasının doğuştan hanım efendilerinden birisiniz ve iyi ki sizin gibiler de var. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 04.04.2016 13:07
Cevap :
Ne güzel bir iltifat. Günümü ışıklandırdınız. Kutlamanıza ve yorumunuza yürekten teşekkür ediyorum. Efendi konusuna gelince, atanan efendiler olduğu gibi kendi kendisini atayan efendiler de olduğunu belirterek ve doğuştan serserilerin de ayni zamanda doğuştan efendi olmaktan masun kalamayacaklarını söyleyerek konuyu biraz daha karıştırayım mı?.:) Gerçek efendilik yürektedir hiç şüphesiz ve biz onları meyvelerinden tanırız, sahtelerini de olduğu gibi. Gününüz ve tüm zamanlarınız ışıklı geçsin, çok selam ve sevgilerimle.  05.04.2016 17:31
 

Yine bir densiz sataşma nedeniyle cevap hakkımın doğduğunu düşünüyorum Zühal Hanım. Kusuruma bakmayın. Önce avukatlık konusu; sizin de söylediğiniz gibi avukata hiç ihtiyacım yok. Ama hadsiz şahsın alınganlığı nedeniyle avukatlarından gelen saçma sapan yorum ve mesajlar arşivimde hala duruyor. Sonra “isim” konusu… 2007 yılında hiç kimse sormadan bir açıklama yapmıştım. Meraklısı bulur okur. Kimseden de gizlenmedim. Tanımak isteyen ya da tanımak istediğim onlarca kişiyle tanışıp görüştüm ya da yazıştım. O kişiler benim kim olduğumu, ne işler yaptığımı, hatta adreslerimi bile bilir. Arşivler Culduz imzalı hakaretler, aşağılamalar ve saçmalıklarla doludur. Başkalarını itibarsızlaştırmakla itibar kazanmayı marifet sayan bu kişi insanlara “sen kimsin” diyecek ya da bedel ödetecek en son kişi bile değildir! Facebook adım ve buradaki adım arasındaki fark tamamen beni ilgilendiren bir şeydir ve hiç kimseyi, özellikle hadsiz kimlikleri, hiç ilgilendirmez. Sevgi ve saygıyla…

Haluk Seki 
 19.02.2016 12:03
Cevap :
Yayınlıyorum Haluk bey. Umarım başka cevap hakları doğmaz ve sayfam atış poligonuna dönüşmez.:) Selamlarımla.  19.02.2016 19:15
 

EFENDİ! Eski İstanbul köşklerinin zarif hanımları, pencereden şöyle bir uzanarak bahçevana, " Bostandan biraz yeşillik çeliver, limonu da unutma HASAN EFENDİ," derlerdi. İyi ama niye "Hasan Bey," demezlerdi de "Hasan Efendi" derlerdi? TDK'ye kalırsak yandık. Örneğin Arapça kökenli "takdir" sözcüğü "birinci tekil şahıs" kullanılmaz!Yani "takdir ettim/ ediyorum" denmez. Ama "kuruma" göre kullanılır. Bakanlığa bağlı çalışan bir genel müdüre "Galip Usta" diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Ama o müdür "Mason" ise pek de aykırı kaçmaz "Usta" söylemi.
Sizin işiniz ""sözcüklerle" ve çorba sözcükler sayesinde kaynıyor. Merak edip araştıracağınızı biliyorum. Bu yazdıklarım yazınızın içeriği ile ilgili değil, "şekilde". Bilirsiniz, "Takdirlerinize mazhar olmak" beni her zaman sevindirmiştir. Selamlar:)

Ümit Culduz  
 15.02.2016 15:36
Cevap :
Lisan işte böyle bir şeydir. İnsanlarla birlikte gelişir, değişir, eski formların yerini yenileri alır, bazen daha doğru olan eskinin yerine, yanlış bir kullanım bile dile yerleşir, herkes tarafından konuşulur, artık doğru kabul edilir.Örnekleri çoktur.Buna "yaşayan dil" denir. "Takdir etmek" de böyle yerleşmiştir. Takdir edersiniz ki, örneğin "eserleriniz takdire şayan vasıftadır" şeklinde bir ifade bir hayli eski kaçar, herkes tarafından anlaşılmaz, böyle konuşup yazamazsınız artık."Efendi" de, zaman içinde eski anlamını yitirmiş, başka şekillerde kullanılmaya başlamıştır, hatta örneğin kapıcılara, odacılara hitap edilen bir şekle girmiştir.Ama eski anlamı da hala yaşar, örneğin "Merkez Efendi" veya "çok efendi bir adamdır". Yazı başlığı "The Lord of the Rings" filminin adının Türkçe'ye tercümesine naziredir. Ama siz bunları zaten bilirsiniz, CDK kullandığınız için.:) Böyle gidersek yakında yorum şampiyonu olacağım. Bana uyar.:) Hala öykü veya anılardan oluşmuş kitabınızı bekliyorum.  16.02.2016 15:42
 

"Tüm blokçular eşittir, bazıları daha da eşittir." Bir yazımın editör tarafından onaylanıp yayınlanması için günlerce beklerken, bazı eşit! blokçuların yazılarının gece yarısı bile yayınlandığına çok şahit oldum. Hele bazı blokçu efendiler!, "hastaydım, editörümüz aradı, teşekkür ederim" diye yazılar yazarken, ben bugüne kadar hiç bir iletime yanıt bile alamadım. N e diyelim selam olsun kendilerinin efendilerine! Size de saygılarımla.

MEHMET ATAK 
 14.02.2016 15:58
Cevap :
Bu sitede "güvenilir üye" statüsüne sahip kişiler, yazılarını kendileri yayına verebiliyorlar. Bu statüyü vermek idarenin kendi tasarrufunda. Herhalde yayınlamak için şimdikinden daha uzun olabilecek beklemeleri önlemek adına böyle bir çözüm bulunmuş. O yüzden gece yarıları yazılar yayına girebiliyor. Tabii ki bu yazılar da kontrol ediliyor ve uygun görülmeyenler engelleniyor. Editörlerle "kanka" görüntüsü vermek isteyenleri fazla ciddiye almamak gerek.:)Övünmek ihtiyacı.:) İdarenin iletilere cevap vermiyor olması ise gerçekten bir eksiklik. O kadar çok ileti alıyorlar ve yetişemiyorlar belki. Ama bu durum zaten tüm ülkede bir eksiklik. İnsana verilen değerle doğru orantılı herhalde. Umarız bu durum değişir. Yorumunza teşekkürler, selam ve saygılar Mehmet Atak bey.  18.02.2016 14:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 554
Toplam mesaj
: 96
Ort. okunma sayısı
: 1336
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster