Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '09

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
410
 

Böyle miydi?

Hep derler ya, nerde o eski bayramlar diye…

Bayramlar aynı bayram, değişen sadece zaman. Zaman değişirken bayram günlerini her yıl değiştirdiği gibi, insanları da dünyasını da değiştirir. Maalesef tüm değişimler de bir şeylerden vazgeçmeyi gerektirir. Vazgeçtiğimiz şeyler ise tercih ettiğimizin bedelidir. Eğer bedel ödemeye razıysak bu değişimi kendimiz için yararlı gördüğümüz içindir. Oysa bizim için yararlı olan, başkaları için olmayabilir. Bu durum toplum yararının da göz önüne alınmasını gerektirir. Son tahlilde tüm insanların doyumu ve mutluluğu esastır.

Ülkemizde dini bayram günleri değişim halindeyken resmi bayram günleri için sabit tarihler belirlenmiştir. Ülkede yaşayan insanlarımızın, tarihsel geçmişimizi oluşturan önemli dönüm noktalarının, belli tarihlerde hatırlaması, kurucu atalarımız tarafından uygun görülmüştür. Bunu da yaşat ki yaşayasın, Geçmişini bilmeyen geleceğini bilemez şeklinde sözlerle desteklemişlerdir.

Dini bayram günlerimiz ise her yıl on günlük dönemler halinde değişmektedir. Bunun nedeni ramazan ayında tutulan orucun hangi aya denk geldiğinin bilinememesi diye belirtilir. Kıyamet gününün bilinmezliği, insanların her gününü ibadet içinde geçirmesi, her günün kıymetli olması, ölmeyecekmiş gibi çalışıp yarın ölecekmiş gibi ibadet görevlerini yerine getirmeleri, Yüce Peygamberimizin tavsiyeleridir.

Dünyada yaşayan insanların, her dönemde, kendi hallerine bırakıldıklarında aralarında eşitsizliğin, adaletsizliğin ve yoksulluğun arttığı görüldüğünden, İslamiyet, zenginler ile yoksullar arasında eşitsizliğin, adaletsizliğin ve yoksulluğun giderilmesine örnek teşkil edecek, dini bayramların kutlanmasını istemiştir.

Ramazan bayramları, zenginlerin oruç tutarak, yoksul ve aç olan insanların çektikleri acıyı bizzat görerek, onlara destek olmaları, maddi zenginliğin kalıcı olmadığı, ne oldum değil ne olacağım demeli diyerek manevi zenginliğe önem verilmiştir. Peygamberimiz, Komşusu açken tok yatan bizden değildir, derken, insanların dayanışma içinde olmasını istemiştir.

Kurban Bayramları da aynı şekilde zengin insanların, sahip oldukları her türlü varlığa

karşılık Yaratanına yaptığı şükür ibadetidir. Bu yapılan kurban ibadetinde de yine yoksul ve aç insanlar düşünülmüştür. Şükür ile birlikte dayanışma ruhunun geliştirilmesi önemli görülmüştür.

Geçmiş tarihimizde, devlet geleneğimizde eşitlik, adalet ve sosyal dayanışma önemli yer tutmuştur. Devlet, kalkınmada insanımıza hem işveren hem de yol gösterici olmuştur. Eşitlik ve adalet dağıtıcısı olarak önder olmuştur. Ancak günümüzde, bu devlet geleneğimizde değişmeler vuku bulmaktadır. Eskiden sadaka kültürü insanlar arasında işlerken şimdilerde devlet insanına iş değil, sadaka vermektedir. Böylece insanını çalışmaya teşvik etmek yerine sadakaya mecbur etmekte ve tembelliğe alıştırmaktadır.

Krizlerle tüm dünyayı etkisi altına alan Küresel güçler, insanları işsiz, borçlu ve yoksul bırakarak, muhtaç duruma sokmuşlardır. Çünkü, insanlar muhtaç ise her durumda destek vermeye, destek almaya (kullanılmaya), gönüllüdürler.

İnsanlığa düşen, uyanık olmak, birlik ve bütünlük içinde olmak, başkalarının haklarına saygılı olmak, sadaka almak yerine çalışmak ve çalışmaktır.

Ahmet Şevket AKGÜNER

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1497
Kayıt tarihi
: 12.11.09
 
 

Çukurova  Üniversitesinde lisans, Marmara Üniversitesinde yüksek lisans yaptım. İnşaat, kamuda orta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster