Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '07

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
24236
 

Bu bir kumru öyküsüdür

Bu bir kumru öyküsüdür
 

İlkbaharın ilk günleriydi. Doğa yavaş yavaş yeniden yaşam buluyordu. Penceremi açtığım zaman sokağımızı süsleyen ıhlamur ağaclarının o güzel kokusu içeriye doluyordu. Her şey ve her yer yeniden canlanıyordu.

Her yıl ilkbaharda olduğu gibi bu yılın ilkbaharında da kumruların sevgililerini çağıran o güzel sesleri pencereme kadar gelmeye başlamıştı. Biliyorum, daha günün ilk saatlerinde bir kumru gelir penceremin pervazına oturur ve "yusufcuk yusuf" der gibi seslenir. Çok az bir zaman sonra aradığı eşi bu seslenişi duyar ve hemen yanına gelir.

Kumrular insanlığa aşkı ve sevgiyi anımsatmak ve öğretmek için gelirler sanki doğaya. Diğer kuşlardan çok farklıdırlar. Her zaman insanlarla iç içedirler. Bir bakarsınız her zaman girip çıktığınız balkonunuzun bir köşesine kumrular yuvalarını yapmıştır. Sanki insanlardan kendilerine bir zarar gelmeyeceğini bilmektedirler.

Dedim ya, kumrular ilginç kuşlardır diye. Bu ilginçlikleri yaşamlarına da yansımaktadır. Onlar tam bir çekirdek aile gibi yaşamaktadırlar. Nerede olurlarsa olsunlar mutlaka iki kumrudurlar. Gurup halinde gezinmezler. İki sevgili her zaman iki yürek olup uçar, yerler ve yavrularını büyütürler. Hiç bir zaman üç ya da dört kumruyu birlikte göremezsiniz. Balkon kuytu köşelerinde, sık açılmayan pencere pervazlarının uçlarında birbirlerine şarkı söyleyerek kur yaparlar. Öpüşürler, koklaşırlar. Diğer kuşlar gibi birbirleriyle kavga ettikleri de olmaz.

İlkbaharın ilerleyen günlerinde bir bakarsınız yuvalarında iki-üç minicik kumru. Anne gider, baba gelir ve hepbirlikte yavrularını beslerler. Yalnız beslemek mi? Bir de onları kargalardan koruma görevi vardır. Kargalar sert gagalarıyla bütün kuşların yumurtalarına saldırır. Yumurtadan çıkmış minicik kumru yavruları da kargalar için çok kolay birer lokmadır. İşte bu nedenle anne baba kumrular sırayla yuvalarında nöbet tutarlar. Anne kumru kursağında yumuşattığı mamaları bebeciklerine yedirir.

Ya bu aşk ve sevda kuşlarından biri diğerinden ayrılırsa ne olur?

Bilmiyorum her zaman aynısı mı olur ama benim rastladığım bir yaşam öyküsü hepimizin kanını donduracak türdendi. Hani bizim dışımızdaki bütün canlılara "akılsız, ruhsuz" yaratıklar diyoruz ya, tamamen yalan. Bütün canlılarda onlara yetecek kadar akıl, ruh ve sosyal yaşam alışkanlıkları var. Yanlız o canlılar tüm bu yeteneklerini biz insanlar gibi kötüye kullanmıyor. Onların ortak kullandığımız doğaya karşı hiç bir kötülükleri olmuyor. Hattâ doğaya çok büyük yararları oluyor. Bugün insan doğada olmasaydı doğa çok daha yaşanılır olurdu. Her yan yeşilliklerle dolar, dünya oksijen deposu olurdu. Ama, "akıllı" dediğimiz biz insanlar bütün doğanın dengesini bozarak, yalnız kendimize değil diğer canlıların da yaşamalarına olanak vermiyoruz.

Bir kumru ailesinin yaşam öyküsü de işte tam burada yerini buluyor.

İçinde hiç kimsenin oturmadığı ahşap ve iki katlı evin balkonuna bir kumru ailesi yuva yapıyordu. İlkbaharın ilk günlerinde başlayan yuva yapma çalışması dikkatimi çekmişti. Bay ve bayan kumru, gagalarıyla taşıdıkları çalı çırpıyı balkonun bir köşeciğine öylesine düzenli yerleştiriyorlardı ki, tam bir mimar titizliği ile. Biri bir çalıyı yuvaya yerleştiriyor, öteki geldiğinde eğer o çalının yerleşimini beğenmezse düzeltiyor ve kendi çalısını yuvasına koyuyordu.

Zaman buldukça bu yuva yapımının aşamalarını izliyordum. Kırlangıçların ne mükemmel mimarlar olduklarını biliyordum, ama kumruların çalışmaları bir başkaydı. Kumruların yuvalarını oluşturan harç yalnız ve yalnız aşktan, sevgiden geçiyordu.

Bir sabah yaptıkları yuvadan ayrılmayan bir kumru gördüm. Bir zaman sonra bir başka kumru geldi, bu kez yuvada oturan uçtu gitti, yeni gelen yuvaya oturdu. Anlaşılan kumru ailesi yeni bir yuva oluşturuyordu. Yumurtaları birlikte ve sırayla koruyorlardı. Ama, işin en güzel yanı beni bir zaman sonra vurdu: Saate baktığımda kumruların yuvada oturma süreleri hemen hemen aynıydı. Yani birbirlerine olağanüstü saygılıydılar.

Sonra, bir sabah iki kumru yavrusunun anneleri tarafından beslendiğini gördüm. Acemice çıkardıkları "vik vik" sesleri aslında onlar için ne büyük bir tehlikeydi, farkında bile değildiler. Ne zaman anne ya da babalarını görseler onları tanıyorlar ve minicik gagalarını açıp onlara sesleniyorlardı.

Kuş yavruları çabuk palazlanıyor. İlkbaharın ilerleyen günlerinde o minicik yavruların artık tüylendiğini ama hâlâ uçamadıklarını gördüm. Hâlâ anne ve babalarının getirdikleri yemeklerle karınlarını doyuruyorlardı. Ama, artık yuvalarında yalnız kalmaya başlamışlardı. İki katlı ve yıllardır kullanılmayan ahşap binanın balkonu onlar için yaşam alanı olmuştu. Anne ve baba kumru sık sık yuvaya uğruyor, bebeklerine bakıyor, onlara yemek veriyor ve yeniden uçuyorlardı. Hiç kimseye hiç bir zararları yoktu.

İlkbahar günleri ilerken, bir sabah büyük bir bağrışmayla uyandım. Hemen pencereye koştum. İki katlı ve kullanılmayan ahşap binada yangın çıkmıştı. "Eyvah! Kuşlar" diye bağırdım. Baktım yavru kumrular hiç bir şeyden habersiz yuvalarındaydılar. İçeriye girip onları kurtarmak olası değildi, çünkü yangın alt kattan başlamış ve üst katlara doğru büyük bir hızla yayılıyordu. Bebek kumrular yanacaktı, bu kokunç bir şeydi. İtfaiye bir türlü gelmiyordu. "Kuşları kurtarın kuşları!" diye bağırıp çağırsam da kimsenin o ateşe girecek durumu yoktu.

Alevler binanın üst katına sıçramıştı ki, anne ve baba kumruyu balkona doğru uçarken gördüm. Birlikte yavrularının olduğu yuvaya girdiler. Onları gagalarıyla dışarıya çıkarma olanakları yoktu. İkisi birden yavrularının üzerlerine siper oldular. Yangın bütün binayı sardı. Kumrularla beraber her şey yandı.

Oturdum ağladım.

Gazeteler yazdı "madde bağımlısı gençlerin kaldığı tarihi bina yandı" diye. Ama, o binanın içinde bir ailenin yok olduğunu bilen yoktu.

Şimdi ne mi oldu? Otopark mafyasının yaktığı binanın arazine elbette otopark yapıldı. Ama işin ilginç yanı hiç kimsenin haberi olmadığı halde, otopark sahibinin soyadından dolayı otoparkın adı "Kumrular Otopark" oldu. Tabelâsında böyle yazıyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazın başlarında balkonumun camına yuva yapmak için gelen iki kumru.belki günlerce gecelerce izledim onları belkide kıskandım arlaarındaki aşkı.Daha önce hiç bir insanoğlunda rastlayaöadım böyle bir aşka. Günler hızla geçiyorudu. camdan usulca onları izliyordum. Sanki kendilerini bana dost görmüşlerdi. Korkmuyolar gibi geldi. Her baktınğında içim eridi. Ama nereden bilebilirdim ki zarar versek de vermesek de doğanın ve hayvanların katili biz olduğumuzu. Her gün kumruların biri gidip biri geliyorlardı. Sürekli mesai yapıyorlardı. Hiç bıkmadan. Bi zaman sonra yuvayı küçük çalı çırpı ne bulurlarsa toplayıp tamamladılar. Sonra iki yumurtacık anne gitse baba gelip oturuyordu yumurtaların üzerine. Sanki bir anne karnındaki bebeğini taşıyamadığı zaman babanın karnına koyarmış gibi. Ürkeklerdi, korkuyorlardı herşeyden ama sıcacık geliyordu bakışları. İnsanın öpesi koklayası geliyordu. Bi zaman sonra merak ettim yavrular doğmuşmu diye. kaldırdım kafamı baktım sapsarı kanatları minicik

bernadmrci 
 18.06.2010 17:18
Cevap :
Sevgili Berna Hanım, ilgi gösterip, zaman ayırıp yorum yazmanıza çok sevindim. Teşekkür ederim. Evet, hayvanlar aleminde insana en yakın olan kuş türü kumrulardır. Ama, sizin de gözlemlediğiniz gibi, kumrular aşklarıyla da ünlenmişlerdir. Hattâ, iki insani aşkı tanımlarken bile "Kumrular gibi" deriz. Fakat, aile yapıları da çok ilgi çekicidir. Hani derler ya "Yuvayı dişi kuş yapar" diye, kumrularda bu geçerli değildir. Onlar yuvayı hem dişi hem erkek emek harcayarak yaparlar. Yuvadaki nöbetleri de vardiyalıdır. Yavrularını birlikte beslerler. Doğanın sessiz, sakin, sevimli yaratıkları ne güzeldirler? Ama, sizin yorumunuz da çok güzel. Güzel gözlemleyip, güzel yazmışsınız. Aslında, bu yorumu biraz daha geliştirerek güzel bir blog yazısına dönüştürebilirisiniz.Sizi en kısa zamanda Milliyet Blog yazarları ailesinde görmek isterim. Eminim, güzel yazılar yazacaksınız. Bu konuda her hangi bir şey sormak isterseniz esatsonmez@hotmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz. Sevgilerimle.  21.06.2010 10:21
 

Yazdığın hikaye gerçekten çok güzeldi. İşte annelik, babalık  yada ebeveynlik bu kadar çok önemli. İnasan yavrusun dan vazgeçemiyor. Yorumunuzu akşam okumuştum. Sabah işe gitmeden haberlere bakarken "VAHŞET" gibi bir olaya şahit oldum. Bİr anne ve iki baba. Gayri meşru bir bebeği doğduktan bir kaç gün sonra bir halının içine koyup, sarıp üç vicdansız inasan çiğneyerek öldürmüşler. Bunlarda anne baba. Bu haberi duyduktan sonra içimden bu hikayeye yorum eklemek geldi. İnsanlar nasıl kendi canın dan kanın dan olma birine, yavrusuna kıyabilir. Zaten bu vahşeti yapan insan olamaz o da ayrı dava. Bu olaydan anladım ki sadece doğurmakla anne olunmuyor. Ben ce bakıp büyüten, gecelerce gözünü kırpmadan kendi canın dan ayırmayan, kendi yavrusu olmasa bile canından ayırmayan annelere burdan selam olsun....

Hatice LALE 
 27.09.2007 17:49
Cevap :
Görüşlerinizde çok haklısınız Hatice Hanım. İnanın insan dışında hiçbir canlı yavrusunu öldürmüyor. Bazı kedi ailesinde yavrular öldürülse de bunu anne değil baba yapıyor. Amacı da yavruları öldüren erkeğin soyunu sürdürme içgüdüsüdür. Çünkü öldürdüğü yavrular başka bir erkektendir. Yazdığınız haberi ben de okudum. 18 yaşında ve yasal evlenme olmadan dünyaya getirdiği bebeğini anne döverek öldürüyor. Elbette bu insanlık dışı bir olaydır. Ama, bunun yanında bebeğine kanını, canını veren o kadar çok anne var ki. Öykümü beğendiğinize sevindim. İlginize çok teşekkür ederim. Aşksız ve sevgisiz kalmayın.  27.09.2007 20:46
 

Hayvanlar alemini sık gözlemleyebilsek, inanıyorum ki çok dersler çıkarırız. Ayrıca resim mükemmel. Heykel kursuna katıldım bende Martı heykeli yapacağım, gerçi biraz süresi var ama yapınca resmi sayfamda yerini alacak. Elinize sağlık.Sevgilerle...

ROSEMOON 
 23.09.2007 20:07
Cevap :
Hayvanlar dünyası gerçekten çok ilgi çekici. Belgesel programlarında bu dünyayı ben ilgiyle izlerim. İzlerken de şaşırıyorum. Çünkü, bu dünyada o kadar ders çıkarılacak yaşam biçimleri var ki. Hayvanların olağanüstü sosyal dayanışmaları, yavrularını uslandırmak için döven hayvanlar, tuttuğu avı yemeyip yavrularını bekleyen nice hayvanlar, biri yuva kazarken diğeri tehlikelere karşı nöbet tutan karidesler, annesi ölen bir hayvana başka cins bir hayvanın annelik yapması... daha neler neler. İlginize teşekkür ederim.  24.09.2007 21:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2758
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster